Yağmur bu… Bir insan ne kadar uzun süre keyif alabilir yağmuru izlemekten?
Ben bunu Muazzez’in ilk kez uçurtma gören çocuk gibi mutlu ve heyecanla pencereden dışarı baktığı anlardan anlayabiliyordum. Yağmur yağdığında Muazzez’i düşünmeden edemiyorum.
Çatı Katı; Birkaç saniye önce uyandım ondan. Sürekli böyle oluyor. Önce ben uyanıyorum. Birkaç saniye sonra o. Çatı yatak odamız. Yağmur yağıyorsa çatımıza düşen damlaların sesini duyabiliyoruz. Ve muazzez uyandığında yağmurun sesini duyuyorsa, hemen pencereye fırlar. Seslere bakacak olursak şiddetli bir yağış. Kalkmak üzere. Elinden tutuyor kalkmasına izin vermiyorum. Meraklı gözlerle bana bakıyor. Yine aynı güzellikte bakıyor tabi ki… her zaman olduğu gibi yeşil yeşil bakıyor gözlerimin içine. Çok İçime… kendimi çırılçıplak hissetmeme sebep olacak kadar içime…
Beyaz ışıklı oda;
Bana gerçekleri söylerken sözlerinin bir kurşun gibi göğsümden girip sırtımdan çıkacağını tahmin etmeliydin. Muazzez benim anlattıklarımı büyük bir ilgiyle dinler. Ben de sırf bu yüzden başkalarına anlattığım gibi değil de biraz abartarak, biraz süsleyerek anlatırdım hikayelerimi. Daha fazla hikaye olur anlattığım şey. Bazen ona anlatmayı ondan daha çok sevdiğimi düşünüyorum. Çünkü o da beni dinlemeyi, benden daha çok seviyormuş gibi yapıyor hep. Ne dediğimi bilmiyorum. Aslına bakarsan ben o yüreğimi paramparça eden, beynimi yakan gerçeklerden kaçmaya çalışıyorum. Sikerim lan öyle gerçeği… Ne sikko bir şeymiş ya bu…
Çatı Katı; “Yağmur yağıyor” dedi gülümseyerek. Bir yandan kalkmasına izin vermediğim için şaşkındı. Elini çekmeye çalışmadı bile.
“Biliyorum Muazzez. Ama konuşmamız lazım.” Dedim ve mümkün olduğunca buna ihtiyacım olduğunu belirtir bir bakış atmaya çalıştım elini tutarken. “Dün sabah için özür dilerim…” dedi. Masum bakış… bütün direncimi kıran tavır bu. Gülümsemesi silindi yüzünden. Sebep olmaktan en nefret ettiğim şey de bu… Elbette insan sonsuza kadar gülemez ama sevdiğimiz herkes için bunu istemez miyiz? Sonsuza dek gülsünler…
“Özür dilemen filan değil istediğim Muazzez, ama bir açıklama yapmak zorundasın. Dün sabah sana söylediklerimi hatırlıyorsun değil mi? O konuda sorduklarımı cevapsız bırakıp gittin. Duyduklarım, bana söyledikleri doğru mu sevgilim?” Vereceği yanıt bu aşkın devam edip etmeyeceğini belirleyecek bir yanıt olacaktı. Bazı kelimeler bu kadar büyük bir sorumluluk taşımamalı…Beyaz ışıklı oda;
Birlikte kaldığımız zamanlar evden beraber çıkardık. Sürekli konuşurduk. Bazen yüksek sesli kahkahalar atardık. Onun yanında hiçbir şey umurumda olmazdı. Sanki havai fişekler patlıyor gibi olurdu gönlüm. Dünya yıkılsa umurumda olmazmış gibi yürüyordum. Yanımda olmadığı zamanlar kendimi onu düşünürken yakalıyordum. Bu garip geliyordu bana. Bir kadına bu denli fikrimi kaptıracak kadar tutku ile bağlanmam… alışık olduğum bir şey değildi bu bağlılık… Aramızdaki bağ korkunç derecede iletişim gücü yaratıyordu. İnanılır gibi değil biliyorum ama ne zaman çok özlesem Muazzez'i, bunu söylemek için elimi telefona ne zaman götürsem yanı başımda bitiyordu. Mesela evdeyim, onu özlediğimi hissettiğim an kapı çalıyor… çıkmış gelmiş manyak kadın. Ya da iş yerindeyim “dur bir sesini duyayım.” diyorum kendi kendime, pat diye içeri giriyor… İnanılmaz bir bağ bu benim için. Ben insanlara güvenmemeyi çok zaman önce öğrendim. Bunu Muazzez ile aşmam pek kolay olmadı açıkçası… ama aştım. Her geçen gün daha kuvvetli bir bağ hissettim. Her geçen gün daha kuvvetli…
Çatı Katı; “Sana asla yalan söylemedim. Bütün cevapların bende olması beni korkutmuyor Kayıp.” dedi. Çok emindi kendisinden. Ve bakışlarından da belliydi ki gerçekten korkmuyordu. Bu kadını tanıyordum artık. Başını yastıktan kaldırıp doğruldu. Oturur vaziyette duruyordu yatakta. Gece eve geldiğini duymamıştım. Bir ara uyandığımda, yanımda kıvrılmış uyuyor olduğunu görmüştüm. Sabahki öfkem dinmişti sanırım. Onu yanımda görünce emin olmuştum öfkemi yuttuğumdan. Sonuçta ortada bir yalan vardı ama bu, ihanet niteliği taşıyan bir yalan değildi. Benim için böyleydi en azından. Çünkü yalanları ve yalan söyleyen insanları kategorize etmek zorunda kalıyorum ben. Herkesin benim gibi gerçeklerden kaçtığı ve yalan söylediği bir dünyada kendimi hem yalanlardan hem de gerçeklerin acısından koruma yöntemi olarak kullanıyordum bunu. Muazzez hayatta değer verdiğim 2-3 kişiden birisiydi. Ve kategorize ettiğim sıralamaya göre en başta onun adı vardı. İlk sırada olan insanların ihanete varmayan yalanlarını görmezden, duymazdan gelmek gerekliydi. “Her şeyi baştan anlat Muazzez.” dedim, çünkü buna ihtiyacım vardı.
Beyaz ışıklı oda;
Beni o kadına bağlayan şeylerin başında, tıpatıp birbirimize benziyor oluşumuzgeliyordu bence. Aynı şeyleri seviyorduk. Aynı şeylerden nefret ediyorduk. Aynı yerlerde olmaktan keyif alıyorduk, aynı şarkılar, aynı filmler… her şeyi birlikte yapmaktan keyif alıyorduk.
Bu çok önemli bir şey değil mi? Böyle olunca zaten aşık olduğun insandan başka hiç kimseye ihtiyacın kalmıyor. Bu bizim benzerliğimiz, benim için kesinlikle sıkıcı değil. Kaldı ki kolay anlaşılır bir insan değilim. Muazzez beni anlıyordu. Bir insan bundan sıkılabilir mi?
Ne zaman ihtiyacım olsa yanımda. Bundan dolayı en ufak bir şikayetini de duymadım hiç ağzından. Her ne yaparsa yapsın, her defasında beni ve bizi çok güçlü hissettiriyordu.
Son zamanlarda en çok onun yanında olmak istiyordum. Başka hiçbir kimsenin değil, onun yanında olmak… Bu bazen Muazzez'i zorluyor mu acaba diye düşünmeden edemiyordum.
Çatı Katı; “Lavaboya gitmem gerek. Bekle, hemen geliyorum.” dedi. Sabahları işemez ise ölürdü çünkü. Elini bırakmıştım çoktan. Bu sefer o elimi tuttu, gülümsedi ve eğilip gözümün altına sıcacık bir öpücük kondurdu. Yorganın ona ait kısmını kaldırıp kalktı yataktan. Üzerinde beyaz atleti, altında çamaşırı vardı. Bacakları çok güzeldi. Sırtı ve kalçası da öyle… Bu kadının yarı çıplak bu evde dolanmasından çok büyük keyif alıyordum. Bu sabah yine muazzam bir sanat eseri gibi odamda yürüyordu işte… Merdivenleri indi. Tuvaletin kapısını açtı. Suyun sesini duydum. Ben de yatakta doğruldum. Komidine uzanıp sigaramı, çakmağımı ve kül tablasını aldım. Sigaramı yaktım. Pencereye doğru takıldı gözüm. Hava kapalıydı. İşe biraz geç kalsam ne olurdu ki? Zaten iş yerinde herkes bana gıcık oluyordu. Üzerimde tuhaf bakışlar… Özellikle Muazzez yanıma gelince… Şirketin müdürü olduğum günden beri çekememezliklerini her fırsatta hissetmeye başlamıştım son günlerde.
Tuvalet kapısının sesini duydum yine. Sonra bir kapı sesi daha. Dış kapının sesi. Dış kapının kapandığını... Hayır... Yarı çıplak Muazzez. Daha soruma cevap verecek. Yine cevapsız bırakmış olamaz! Hayır... Gitmiş olamaz...
