8 Şubat 2017 Çarşamba

Dertleşme / 1

  • Biraz suya ihtiyacı var ruhumun. Irak ve kurak olana tahammül etmekte zorlanıyorum.
Çölün ortasındayım sanki. Seraplardan nefret ediyorum. Bir damla suya çok ihtiyacı var ruhumun. Dilimden dudağımdan vazgeçeli çok oldu. Ama ruhum... Henüz ölmedim. Ruhumdan vazgeçemiyorum.
  • Yüzüne bir kapı çarpar. Kendini korkunç bir yalnızlığın ortasında bulursun.
    Oysa bir kapı sadece açılıp kapanmalı. İstenmeyen bir dünyaya terk edilmişlik hissi yaşatmamalı insana.
Bir keresinde korkunç bir kaza atlatmıştım. Her ne kadar kazaya sebebiyet verecek şey hem benim hem de aynı yöne gittiğimiz bir otomobil sürücüsünün dikkatsizliği olsa da; ikimizin de aynı anda gösterdiğimiz refleksi  doğru sürüş tekniği ile uygulamış olmamız yüzünden bugün hayatta olduğumu düşünüyorum.
Ölseydim çoktan toprak olmuştu kalbim. Ve o adam da muhtemelen kalan hayatında vicdan azabından yaşıyor sayılmayacaktı.
Bu anıyı neden buraya yazdığımı bilmiyorum. O gün ölseydim üzerinden 7 sene geçmiş olacaktı. O gün beni seven herkes bugünlerde hayatına devam ediyor, belki de beni artık hatırlamıyor olacaklardı...
Hayattayım. O gün beni seven herkes bugün beni hatırlamıyor ve hayatlarına devam ediyorlar.
  • Nasıl oluyor bilmiyorum. Bir sevda bittiğinde kalanın (ve belki gidenin bile) bir sürü yara açıyor içinde. Bir sevda, bir sürü acı... Nasıl oluyor bu?
Bir kadına hayallerimi anlattım. Hayalleri dile getirmek kolay, çünkü insanın beyni ağzına yakın. Kalp kalbe yakın olmayınca, hayallerini paylaşmak istediğin insana götünü de yırtsan, anlattıklarının bir faydası olmuyor. O yüzden yazıyorum belki de... Bir kaç cümle ile dökebiliyorum içimi. Bir kaç şarkı dinliyor, bazen istanbul'dan kaçıyor, bazen uzun uzun uyuyor, bazen uykusuz geceler boyu içiyor ama bir şekilde idare ediyorum kendimi.
O hayaller ise bir kenarda öylece kurulduğu gibi duruyor. İnsan bazen sevdiğine şiir yazmak istiyor. Sabah birlikte uyandığı bir sevdaya... gidenlerin bıraktığı acılara değil de... o acıların üzerini katmer katmer sevgi ile kaplayan bir sevdaya...
İşte bende bir kadına hayallerimi anlattım.
Anladım ki; bir yara ne kadar derinse o kadar acır...
  • Ben kendimi tanıyorum. Dönüp arkama baktığımda içimde ölen herkesin suçlusu benim. Ama önüme baktığımda çok masumum. Herkes gibi...
Telafisi olmayan günlerin karanlığını yarınlardan saklamak için ne yapmak gerek? Bazı şeyler yalnızca bir kere yaşanır. Bir kaç vakte unutulur, unutulmaz ise alışılır...
Bunlar olmayınca ne yapmak gerek? Zart diye akla gelmesi nasıl engellenir? Nasıl aydınlanır o karanlık? Ben her şey yolunda gibi davranamam. Bu benim yüreğime ihanet. Yüreğim yeteri kadar ihanet gördü. Sustuklarıma ihanet, kelimelerime, şuraya yazdıklarıma ihanet... Konuştuklarıma... Hayallerime... Kendimi aldatacak kadar sevmiyorum artık insanları. İyi kötü ne varsa yaşarım kendi kendime. Rol yapmaktansa, miş gibi yapmaktansa HATA yaparım.
  • O hatayı yaptım. Hayalleri yıkılmış bir kadına hayallerimi anlattım. Duvara anlatmakla aynı şeydi bu. Yüzüme kapanan kapı beni çölün ortasında yapayalnız bıraktı.
    Dostlar fena halde kurak burası. Ve karanlık. Ruhumun bir damla suya, az da olsa ışığa ihtiyacı var.
Anlatabiliyor muyum?


2 Şubat 2017 Perşembe

Kendimle Delirmişlikler / İsyan

Benim anam babam bir fiske dahi vurmamış bana. Gerçekler kim köpektir ya böyle yüzüme yüzüme?
Bir şeyler oluyor. Farkındayım. Matematiğim iyi değil benim ama saymayı bilirim.
Dün gece bir türküyü tam dört kez dinleyip bıraktım saymayı. Sabahın körüne kadar çaldı durdu.
"Yolda kalan da bir, yürüyen de... harcanıp gidiyor ömür dediğin." diyor türkü.
Ben kalanlardanım. Yürüyenle bir olamam sanıyordum. Ve açıkçası, yürüye bilenlerin harcanan ömürlerinden şikayet ettiğini sanmıyorum.
"Çırpınıp duruyor yaprak dediğin..." İşte kalanlar için söylenebilecek en güzel söz...
Söylemek isteyip söyleyemediğim ne varsa kesiyor kaburgalarımı. Kalbimi parçalıyor. Ağzım kan içinde sanki. Her sabah aynanın karşısında gözlerimin ta içine bakıp "susmayı gurur mu sanıyorsun?" diye soruyorum kendime. Her gün en az 40 kere aynı öfkeyi gömüyorum yüzüme yüzüme;
"Sen kimsin bunu bana yapıyorsun, sen kimsin yaranı inkar ediyorsun?"
Bunu bana gözlerimin içine bakarak başka biri söylese, gırtlağına yapışır ağzını yüzünü dağıtırım. Bunu biri bana telefonda söylese, telefonu duvara patlatırım.
Ama bu benim. O da Ayna... Yüzümü yıkıyor, saçımı tarıyorum karşısında.
Matematiğim zayıf. Her gün iki paket sigara, üç duble rakı, dört büyük fincan kahve içiyorum, sayısını bilmediğim yalanlar dinliyorum. Unutamadığım kadınların kokusunu geçiriyorum hatırımdan. Böylece kendimi en az üç kez öldürebiliyorum. Birilerinin gidişlerini, birilerinin gelişlerini, öpmek istediğim avucu, bir daha görmek istemediğim gözleri düşünüyorum. Avucunu öptüğüm o kadının gülüşünü sevdiğim kadar kirpiklerini de sayıyorum. Allahın belası matematik.
Ama yine de sayıyorum ben.
Bak, bunun adı hayat. Bak, ben inanmıyorum yaşamaya. Kim inanırsa inansın ben iyi şeyler olacağına inanmıyorum. Bak ben hiç korkmuyorum. Çünkü sorularımın cevaplarını biliyorum. Çünkü insan cevabını bildiği şeylerden korkmaz. Bu kadar gerçeğin yüzüme tokat gibi patlamasına ne gerek vardı? Bunun cevabını bilsem ne olur, bilmesem ne olur, hadi bunu da sen anlat. Ben sana bu denli tutunmak isterken senin beni o güzel ellerinin tersiyle itiyor olmanı fark etsem ne olur, etmesem ne olur, anlat! Üstelik bu kadar güzelken dudakların... Kim ne kazandı, kim ne kaybetti, kim kaç kez kırıldı, kaç kez gücendi, kaç kez "keşke" dedi, kaç kez "belki"... Ben saydım hepsini. Ya sen? Ben saydım ve anladım ki hiç kolay değil. Kolay olur mu hiç, geceleri uykuya dalmadan önce bunların hesabını tutmak..? Ah kadın! sen biliyor musun, kaç şarkı tutuyor bir insanı unutmak?
Benim matematiğim zayıf. İki insana anlattım seni. Anlatırken öyle yakışıklıydım ki. Bazı insanları düşündüğün yer bile cennet. Cennet eylediğin yeri, öyle kafana göre cehennem edemezsin. Kimse tanrı değil. Ama bunu senin yüzüne vuracak değilim. Ben saçımı tarar çıkarım evden. Yine de tuğlaların hatırına yıkamam duvarlarını. Egon da zarar görmesin diye...
Koca kadınsın. Benden daha iyi biliyorsun sen görmezden gelmeyi...
Saydıklarımı kavanozlara ve şişelere dolduruyorum. Saklıyorum ki; ölmeden önce belki bir gün hesap sorabilirim. Bir kavanoz var. İçinde ki gerçeğin canımı çok acıttığı... Belki bir gün sana da gösteririm. Çünkü iki kolumla bir kalbim, çok güzel sarılırım. İki elim, on parmağım çok güzel tutunurum. İki dudağım, bir dilim, masallar anlatırım. Çok güzel dost, çokta güzel baba olurum. Çünkü çok güzel aşık olurum. Çünkü adının beş harfini tanrı katına koyarım. Her birine şiirler yazar, öpücükler koyarım.
Matematiğim zayıf ama ben yinede sayıyorum. Sana kaç satır yazmışım, hiçbirini okudun mu?
Hiç birini anladın mı? Beni neden sevmedin?