18 Şubat 2018 Pazar

Dertleşme / Bir Mucize Olsa Keşke

Sana seni yazıyorum. Her şeye rağmen seviyorum ikimizi...

Geceleri ne yapacağını bilmiyorsun uykusuz... Ne oluyorsa hep geceleyin oluyor değil mi?
İçindeki kalıntıların her biri gözünün önüne geliyor. Geceleri ne yapılır bilmiyorum. Sanırım kimse bilmiyor. Mum ışığından duvara vuran kimsenin gölgesi, birbirine benzemiyor.

Keşke bir mucize olsa, bu gece sana sarılarak uyusam...
Çıldırmamak için yaşıyorsun. Deliliği deli gibi seviyorsun ama delirmemek için çırpınıyorsun her gün. Anlamlar icat ediyorsun, kimsenin yanılgısını gerçek kabul etmemek için. Bazen sana da öyle geliyor mu, ağladığında bütün dünyayı sel alacakmış gibi sanki...
Az mı yaktın sanki sigaradan önce umutlarını? Saçların ve kirpiklerin kaç zamandır kırgın?
Sana böyle tüm evreni tutuşturur gibi sigara yakmayı kim öğretti?
Bir aşka kaç şiir sığdırdın da kaç şiiri harcadın? Kaç seni seviyorum bağışladın seni sevdasıyla süründürenlere? Neden sevmiyorsun tenini? Neden sevmiyorsun kendini?

Bir mucize olsa da, her şeyin cevabını ben versem sana... sevişmeden hemen önce.
İçi dışı bir olsun istiyoruz insanların. Buna çok hakkımız var çünkü insanlar yüzünden.
Bazen kendi kendime düşünüyor, soruyorum "Acaba bunu gerçekten görmek ister miyim?"
Kendi kendime yanıtlıyorum sonra. Diyorum ki "Manyak herif. Tabii ki bunu görmek istemezsin."
İçindeki kötülüğü gördüğün herkes senin de yüreğinde hayal kırıklığı yaratmadı mı, derin izler bırakmadı mı? Kimsenin içini merak etmesen keşke. Pişman olacaksın çünkü.

Ama keşke bir mucize olsa; canını yakan herkesten merhametimle saklayabilsem, tüm kötülüklere karşı iyilik yaparak, her acıya kahkaha atarak koruyabilsem seni...
Aynı kalple ayrı ayrı kalplere kırıldık biz.
Biraz gayret etsek pek mutlu olabilirdik oysa. Defalarca aynı yerden severek mi kaybettik insanları? İnsanlar mı bizi yoksa? Bunu hiç düşündün mü?
Böyle sevmesek yalan yanlış ne varsa hepsinden daha kolay kurtulabilirdik belki.
Böyle sevmesen, her hançer sırtından kalbine denk gelmezdi bunca.
Böyle sevme... sen böyle sevince; öyküsü olmayan yaşam, eceli gelmemiş ölüm gibi nasıl aşık olacağımı bilemiyorum ben sana.

Bir mucize olsa keşke... hiçbir şey yaşamamış bir çocuk olsam...

9 Şubat 2018 Cuma

Çiçeğe Kelam III

Babam arabasını yıkarken izlerdim onu.
Yaşım en fazla 10'dur. Paspaslara su tutardı defalarca köpürtüp.
Onca suyu, onca köpüğü boca etse üstüme, babamın eskimiş paspaslarından daha temiz olamayacağım sanırdım...
Sen beni sevinceye kadar çiçeğim...

Bir adam hayatı boyunca kaç kez geçer yüksek köprülerin üstünden?
Sen beni sevinceye kadar ben o köprülerden geçip aşağı atlamak isteyen herkesi anlardım.
Bir sigara yakıp balkonunda, kendini aşağı bırakmak isteyen, öldüğü an "zaten o kadar çok düşmüştüm ki bu iyi oldu." diyecek insanları anlardım.
Sen beni sevince fark ettim biliyor musun çiçeğim? Balkonumun manzarası ne de güzelmiş...
Senin sevdiğin herkes, senin sevgi dolu bakışlarla izlediğin herkes kafa tutar fizik kanunlarına çünkü.
Yer çekimine mesela...

Ben ki bu dünyanın kırk yıllık beceriksizi, ben ki bu dünyaya sırf insanlar başarmak kriterinin çıtasını belirlesin diye gelmiş başarısızlık abidesi; hiç bu kadar hazır hissetmemiştim kendimi bütün eşikleri geçmeye... Daha da fazlasına... Sen varsın diye...

Bu gece seni düşünüyorum penceremin kenarında.
Haberin yok ama burada yaşıyoruz biz seninle. Bir şeyler karaladım defterime. Bunları yazdım.
Sigaraya anlatmak istedim seni. Kül tablasına...
Balkon kapısının koluna bile anlatmış olabilirim. Tarık Akan'ın duvarda gülüşüyle asılı fotoğrafına...
Yaşadığım hiçbir şeyi katmadan cümlelere, sadece seni...
Hiçbir tümseğimi, hiçbir duvarımı katmadan...
Dedim "Siz hiç güneşin batışına şahit oldunuz mu? Ben oldum. Onu öptükten sonra, merdivenleri çıkarken baktığımda arkasından. Güneşin doğuşuna da... Mutfakta sigara içerken sabah, yanına gittiğimde günaydın dediği vakit bana."
Az anlatmışım. "Gözlerini her kırptığında da." demeliydim güneşin batışı için. Demeliydim ama onu da yazdım işte buraya.
Gözlerini her kırptığında sevgilim; yer kürenin o sürede karanlığa gömüldüğüne şahit oldum ben.
İlk defa boğazıma bir şey takılmadan anlatıyorum sevdayı...
Gözlerine bir kez bakan insanlar, uzun süre seninle göz göze gelmediklerinde nasıl yaşayabiliyorlar aklım almıyor. Gülüşünü bir kez görenler nasıl oluyor da senden uzak yaşarken yürüyecek gücü bulabiliyorlar kendilerinde?
Ben neden bu kadar mutluyum? Ben neden bu kadar aşığım sana da senden uzak bu kadar yaşama hevesiyle doluyum?
Seni anlatmak istiyorum bütün evrene... öznesi, nesnesi, yüklemi, ağrısı, ağırlığı, sevinci, çiçekleri ve kıblesi sen olan cümlelerle... Sen beni sevince...

Bunları yazarken iki sigara içtim. Bir vişne votka... Sayısız sevinçler geçti içimden seni seviyorum diye. Üçüncü sigaramı yakacağım. Bir çakmağın, bir sigaranın ateşini hiçe çevirdiğin için de aşığım sana. Defalarca üzerinden geçilen bir şiiri kimseye okumadan kendine saklamak gibi... Okursam da Tarık abiye okurum zaten. Belki şu yıldızlara... Gönlünün demini alsın diye yazacaklarıma bir votka daha yuvarlayarak... Bu kadar çirkin bir dünyayı tek başına cennet eyliyorsun diye...

Bu gece böyle. Bir votka daha içeceğim sanırım. Belki Küçük İskender'den bir kaç sayfa okurum uyumadan. Belki Cem Adrian'dan bir iki şarkı dinlerim...
Ve seni çok seveceğim. Tüm hasretimle, kaşınan gözlerimle, bileğimdeki dövmeyle, camdan yansıyan gülüşümle, dökülen saçlarımla ve tüm kalbimle çok seveceğim seni. Kar taneleri gibi değil, kar taneleri kadar...

"Tarık abi çok seviyorum. Sevmeye dair bütün cümlelerin aciz ve soysuzluğu için senden ve o kadından özür dilerim. Ama çok seviyorum. Yer yüzüne düşmüş bütün kar taneleri, düşecek bütün kar taneleri kadar... "


6 Şubat 2018 Salı

Kısa Kısa / Sonra Sonra

Sokağın başında çekilecek her acıyı tadarken bekledikten sonra yazı da geçer mevsimlerin kışı da...
Sağıma soluma bakıyorum yabancı geliyor. Ardıma bakınca görüyorum ki ölmeden dönmeyeceğim yollar kalmış ardımda. Ayağımı attığım yol sana çıkmadıktan sonra, baharlar da geçer kuzum, ilki de sonu da...

Bu sokak tam 75 metre.
Bu sokağın başında durma sebebim, senin olmadığın yollarda yürümekten yorulduğum içindir.
Şu karabaş köpek anlar ne demek istediğimi. Hayvan bile doyduğu yerde işte.
Bana dedin ki "Kayıp ben gidiyorum." Bunu unutmak için yaşıyorum. Bana demiştin ki bir keresinde de "Kayıp seni seviyorum." Bunu unutmamak için yaşıyorum. Bak bu köpek bunu da anlar...

Dün gece rakının dibini dikerken kafama sekten, dedim "Ulan kadın Allah'ın kulu olmadı benim sana inandığım kadar." Ki düşün istesem ona da inanırım... Sana şirkin kralını koşarım.
Maksat sana koşmak olsun. Keşke bekleyecek olsaydın. Buna hiç üzüldün mü bilmiyorum. Buna bir gün üzülür müsün? Ben çok üzülüyorum. Bunu düşününce bir ordu dolusu canım acıyor benim.
Keşke gitmeseydin lan bu şehirden...

Martılar da bir gün o geminin peşini bırakıyor biliyor musun sevdiğim?
Martılar bir gün mutlaka ölüyor. Bu sokak 75 metre. Senin olmadığın sokaklardan geçmek çok yordu beni. Bir gün öleceğim. Burada bunu bekliyorum. Tembellikten...
Sokak sokak sensiz yürüyeceğime...

Seni özlemekten delirmişken bir Akdeniz sahilinde, nedense bu kez şaraba abanıp güzel eyledim kafamı. Yarak kürek bir şeyler yazıyorum tesisin cızırdayan ampulü tepemde... Otel görevlisi gözümün içine bakıyor. İki kelam fazla dökmek istiyor belli. Kimse fazlasını istemez...
Ara sıra kalbimi yokluyorum. "Biraz daha geçti zaman." diyor kalbim.
Geçer çünkü... Hep geçer.
Adama yüz vermiyorum. Kalbimi dinlemeye devam ediyorum bir paragraf daha bitirince...

Bir tane daha bitti... iki kere yokladım kalbimi.

Ellerin elimde olsaydı geçen zamanın umurumda olmayacağını düşünüyorum. Sonra plajda şarap içerken yaptığım kumdan kaleye kaldırıyorum gözümü...
İnsan kendi elleriyle yaptığı kumdan kaleyi kendi elleriyle yıkmalı...
Deniz dediğin, verdiği kumu alıyor geri...
Ellerin ellerimde olsaydı, bunun için ağlamazdım.
Yazmışım işte o gün; "Zaman ve deniz aynı şey. İkisi de alıyor verdiğini geri."

Ağzım bozuk bu aralar. Adını sık anıyorum. Bir gece bir rüya sırasında soluksuzca öptüm ağzını dudağını dilini... Rüya olmalıydı çünkü her saniyesi... Nefessiz...
Küçücük tanrıyım o gece. Cennet dudaklarımın arasında. Üflesem dünya güzelleşecek, üflesem kıyamet...
Ağzım bozuk bu aralar. Öpsen bir daha rüya gibi, düzelir aslında.
O yüzdendir ki sevdiğim, gelip geçerken seni bana getirmeyen her saniyenin amına koyayım.

Zamana bırak...
Oldukça usta bir illüzyon bu. Usta kaybetmekte her şeyi.
Haklısın madam; Bunca acı gerçekle dönüp dururken dünya, sıkı tutmalı kaybetmemek için.
Gülleri kurutup kitaplar arasına serperken yapraklarını bir bir, dalından papatya mı koparmalı aşk bahçelerinin?
Saçma kuzum saçma... Kopan yaprak, geçen zaman, içtiğim şarap, sensiz... yaşamak sayılmamalı.
Koparım attıktan sonra...