İlk olarak 7 Mart 2018'de yayınlanmıştır.
Sema!
Seni seviyorum.
Tahtsız ve tapınaksızım. Ruhunda barınan tüm sevgilerin azizliğine karşı acizliğimi affet ne olur...
Uzun yollar gezdim geçtiğimiz günler. Yabancı şehirlerde tanıdık yüz olmayınca, işi gücü, her şeyi bir kenara bırakıp seni düşledim. Yaşlı yüzüme bir hevesle gencecik gülümsemeler dizildi akşam boyunca.
Seni düşündüğüm bütün zaman dilimlerinde, kendimi bu dünyaya kafa tutarken buldum.
Beşiktaş'ın çarşısında elini ilk tuttuğum ana saplanıp kalmışım. Tüm göğ'ü kuşlarıyla, bulutlarıyla birlikte avuçlarımdan yüreğime nasıl doldurun? Şaşkınım...
Sensiz çok rakı içtim. Seni çok özlediğim için, anasonu bir yaşam ihtiyacı olarak tüketiyorum sanırım. Sanırım içerken en çok gözlerine vurgunum. Dayanılmaz karasına, dayanılmaz baygınlığına...
İşte o gece senin olduğun şehirden çok uzakta, sarhoş kafayla uyuyup seni gördüm rüyamda. İyi ki uyandım. Uyanmasam ölürdüm mutluluktan.
-*-
Çok kalabalık bir istasyonda tren beklerken dikildin karşıma. "Beni de götür." dedin. Bir şey demedim. Ellerimle yüzünü aldım avuçlarımın arasına. İki kaşının ortasına bastım dudaklarımı...
Tren geldi. Kalbimin gürültüsünden daha sessizdi gelişi. Önce sen tırmandın minik adımlarınla vagonun basamağını, ardından ben. Hiç bırakmadın elimi. Oturduk koltuğumuza, yüzün mutsuz. Gözlerin camdan dışarı bakıyor, çok uzaklara... Hep bildiğine inandığın yerin aslında olmadığına hüzünlenmiş gibi, şiire yakışan saçın, kirpiğin, gözün, endamın, neyin varsa çaresizce bakıyor. İntihar fikri kadar güçlü... Düştüğün yere aslında daha düşememiş gibi... İçini yakan ile kalbini donduran şeylerin farkını iyi bilen, cennetin ve cehennemin ehli gibi...
Bu kadar yakınken o denli uzaklığın üzüyor beni biraz. Ama çok uzun sürmüyor üzülmek. Biraz yol alınca tren, başını yaslıyorsun omzuma. Azıcık sonrasında kapanıyor mutsuz gözlerin.
İnsan çok sevince, uzaklara dalan gözlere sitem etmez, hele ki yorgun başıyla gelip omzuna yaslanacaksa...
Uyumasan soracağım sana. Diyeceğim ki;
Benim yara izlerim soğuk. Sıcak değil seninkiler kadar. Bakma sen yeni açılanlara. O izlere gömdüğüm ne çok insan var bir bilsen. Hem senin de vardır elbet... Ama sen nasıl oluyor da üzerine toprak örttüğüm tüm acılara birden iyi gelebiliyorsun?
Bir şey daha var diyeceğim ama uyuyorsun. Kıyamıyorum masum yüzüne. Uyandırıp gözlerine bakayım istiyorum bir yandan da... özlemişim diye. Çünkü çok güzel bakıyorsun. Çünkü ben her defasında mutlu cümlelerle bir aşk hikayesinin sonunu musmutlu yazacağıma inanıyorum...
Aylardan Şubat. Rüya olduğu nereden de belli. Son istasyonun kimsesiz bekleme salonunda eski bir saat... üzerinde de bir takvim... tarih 30 Şubat. Bazı şeyler öyle imkansız işte.
Trenden iniyoruz. Dar sokaklarını yürüyoruz bir şehrin. Nereye gittiğimin bir önemi yok, çünkü sen varsın. Güldüğünde tüm şehir çocuk parkı. Rüya olmayacak kadar gerçek dudakların. Omzun omzumda oturuyoruz bir bahçeye. Yaralanıp henüz iyileşmiş kırlangıçlar gibi telaşlı ellerim. Çünkü ellerin elimde yine. Hissediyorum, o an yağmurlar alkışlıyor ikimizi, kuşlar tünediği yerden kıskanarak izlerken bizi inan bana; şehrin bütün çocukları gülümsüyor o an...
Gülüşün diyorum; bu dünyaya ne kadar yakışıyor. Ben nasıl çirkin kalıyorum bu yer yüzüyle birlikte...
Sahiline adımlarken geceleyin o şehrin, ruhuna çıkan yolu arıyor gözlerim.
Elimi alıp kalbine bastırıyorsun bir an. Pusulam belliyorum sol göğsünün altında atıp duran yüreğini.
Kendime düğümlendiğim çok olmuştu şu hayatta. Seni sevdikçe çözülüyor işte bir bir ne varsa.
Bütün öfkesini benden çıkarsa şu kainat gam yemem o an. Ruhuna çıkan yolu ararken avucumun içinde yüreğini bulmuşum. Bu denli güçlü sevmedim kimseyi... bu kadar güzel sevilmedim.
Bir yüreğe sığınmanın kıymetini kim bilebilir ki, kırık dökük bir yürekten başka?
Sessizce fısıldıyorum gözlerine bakıp ve sözlerime o kadar çok güveniyorum ki
"Pusulam sensin, sığınağım da şu yüreğindir artık." diyorum.
-*-
Uyanmanın acısı kaldı şuramda. Şu hayatta güzel olan her şey rüyalar gibi değil mi?
Yarım yamalak... Sen ki sadece varlığınla bütün yarımları tamamlıyorsun aslında.
Bilmiyorum ki bazen sadece beklemek mi lazım yoksa hiç beklememek mi?
Böyle mi yaşamalı? İçine dolan hasreti ve sevdayla geleceğin ümidini yok sayıp...
Nasıl mümkün olur bilmiyorum ama ölmeden önce son dileğimdi şu sevgin. Ruhumu dizginlemekle ölmek arasında ne fark var ki?
Zaten rüya gerçek olsa, ölürüm mutluluktan. Binlerce hakkım olsa, sadece seni severim.
Çünkü bir damla su bile kayaların üzerinde yosunlanır. Sevmek budur. Yanımda sen varken hangi yoldan cayarım ki ben? Hangi adımım itaat etmez senin yoluna?
Ah! O ince fikrini yorup bir düşünsene Semamın Işığı,
Bir uyanmışım, başım göğsüne yaslı, yüreğinin sesini dinliyorum. Allah aşkına, düşünsene! Şu bana rakı açtıran rüya gerçek olsa da ölsem ondan sonra mesela... Ondan sonra da bütün imkansız düşlerin canı cehenneme nasıl olsa.
Neresinden bakarsan bak aşksın sen. Mesele, şu karanlık dünyaya yaktığın ışık değil.
Düş yordamıyla bir tutam huzur aradım ben ömrümde çok zaman... Ve insan o lanet olası "zaman" ile öğreniyor gerçek dünyanın daha çok hayal kırdığını. Düşleri imkansız, imkansızı gerçek sayabiliyor ondan sonra...Ki sen de; imkansız olmasan, çok güzel hayalsin aslında.
Kaç hak verdiler bilmiyorum bana. Kaç hakkım kaldığını da...
Ama seni çok seviyorum.