11 Ocak 2017 Çarşamba

Hikayem Salya Sümük / 5

“Ya bıraksana kolumu orospu çocuğu…” 

Bu çığlık kulaklarımda iki kez yankılandı. Ben iki saniyede ellerimden destek alarak ayağa kalkmaya çalıştım. Kalkmam ve tekrar kıçımın üzerine yığılmam iki saniyeden kısa sürdü. Bu kadınla sevgili olursam eğer uğurlu sayımız iki olmalıydı.

Bir çığlık daha “Ya bırak!”…
Süper kahraman analizatörümü devreye sokmak için mükemmel zamandı. Kadının sol bileği adamın sağ elinde. Adam bir adım kadar önde yürürken kadın ise sağ eliyle adamın sağ koluna kendince yumruk, bana ve eski sevgilisine kalırsa fiske atarak sol elini kurtarmaya çalışıyor. 

O minik serçe konmuşumsu temaslar, tabi ki adamın sikinde değil. Kararlı ve öfkeli adımlar. Kadın ayaklarını sürüyor. Adamın bu da sikinde değil. Adamın sikinde olan şey ne bilmiyorum. Çünkü adam çıplak değil. İyi ki değil.

Beklenmedik bir göz teması… Ayça dönüp bana bakıyor. İşte ayaktayım. Bir adamın mücadele etmesi için bir kadının bakışına ihtiyaç duyması normal değil bence. Fakat mideme giren krampın anlamı her ne ise bu da normal değil. Başımın dönmesi ve gözümün kararması da… Başımın dönmesi ile birlikte adamı ve kadını iki görmem… “Noluyo lan?” demeye kalmadan boğazımda yanma… Rezalet. Ayça bana bakıyor ve ben kusuyorum olduğum yere. Birkaç kez söyledim bunu size değil mi? O son birayı içmeyecektim… Derken bir kez daha…

İki elim plajın kumlarına saplı. Dizlerim yerde. Denizi arkama almış ve domalmış pozisyonundayım. Ayça ile göz gözeyiz… Yağmur tüm hızıyla tepemden aşağı boşalıyor. Yağmur ve denizin kokusu bir olmuş kusmuğumun kokusuna karışıyor. Ayçanın kokusu yok. Yüzüme bir tokat gibi çarpıyor bu. 

Bir adam bir kadının kokusunu özlüyorsa dünyayı yerinden oynatabilir. Bu arada ben kesinlikle bunları düşünmüyorum. Dün gece Ayça’nın sevgilisine “tapınağım” diye hitap etmesini düşünüyorum. Hem de birkaç kez. Kahramanların saplantıları vardır. Ve kabul ediyorum ki; bütün takıntılar gibi geri zekalıcadır. Kızım tapınağım nedir amk ya?

Ayça'ya "Kusmam biter bitmez geliyorum. Seni o itin elinden alacağım." demek geçiyor aklımdan. Allahtan demiyorum.

Acaba ilişkileri nasıl başladı? Tanışma hikayelerini anlatmadı bana Ayça. Ama bir sebeple tanışmışlar herkes gibi. Öyle ya da böyle, herkes birbirinin hayatına temas edebilir. O temas beraberinde karşılıklı bir hoşlanmaya dönebilir. Sevimli mesajlaşmalar, buluşup birlikte bir şeyler yapmalar, mesela ilk buluşma, ilk sinema, ilk tiyatro, ilk öpüşme, ilk sevişme, beraber sofralar kurma, kaldırma, ilk tatil… Bu sıralama herkes için böyle mi acaba?

Aşkım, sevgilim, ben sensiz yapamam, iyi ki benimsin, seni seviyorum, ömrüm, dünyam…
Finale bak! “Bıraksana kolumu orospu çocuğu.” 


Ayça o adamın kendisine dokunması için yanıp tutuşmuş mudur acaba? Ne oluyor da bir sürü güzel sevgi sözcüğü, bu ve buna benzer cümle ile belki de az sonra olacağı gibi cinayet ile sonuçlanacak nefret cümleleri kurduruyor…

Cinayet mi? Tabi ki buna izin vermeyeceğim. Ayılmamın ilk salisesi kulağımda bir ses daha patladı “Kayıp yardım et!”

Piçlik değil mi? “Aşkım kusuyorum şimdi bir saniye bekle lütfen.” demek gelse de içimden az önce bana telefon numarasını veren bir kadını yine yağmur altında son kez görmüş olmak istemiyordum. Bunun için her şeyi yapardım. Yapmalıydım. Yağmur altında göt gibi kalakalmışlığımdan usandım artık. Kahrolsun yağmur altında beni terk etmiş bütün kadınlar.

Ok gibi fırladım yerimden. 20 metre kadar önümdelerdi. Benim için 10 koşu adımı. Yani koşmalıydım. Koştum. Bir buçuk sene boyunca müsabaka harici aldığım amatör seviyedeki boks eğitiminin bana verdiği yetkiye dayanarak, nasıl pozisyon almam gerektiğini de attığım o 10 adımda planladım. 

Ve arkalarındaydım işte. 

Bir adım mesafeden, adeta aslan pençesine dönmüş elimi sevgili maço beyimizi omuzundan çevirmek için uzattım. Tuttuğum gibi de çevirdim inanmazsın. Bana “sen karışmağğğ laağnn.” dedi. 

Cümlesini bitiremedi, çünkü alnımı suratının ortasına gömdüm. 

Evet! bilirsiniz ki boks; içinde kafa ile rakibe vurmayı barındıran bir dövüş sporu değil. Ve ben aslında sağ yumruğumla "direkt" olarak adlandırılan vuruşu planlamıştım. Çünkü sol kolum yumruk atmak için güçsüzdür. Son birayı içmeseydim, güçsüz olan sol kolumla maço beyini çevirip, sağ direğim ile burnunu beynine sokabilecek pozisyonu alabileceğimi hatırlardım. 

Tersini yapmıştım. Ama olsundu. İyi kafa koymuştum. Alnımın bu kadar acıyacağını hesaplamadım ama umurumda değildi bu sikimsonik acı. Maço beyimiz götünün üzerine yığılmış ve iki eliyle yüzünü tutuyordu. Kolundan akan kana bakacak olursak da damarlardan birini fena patlatmıştım. Ayça’nın elinden tuttum. “Yürü eşyalarını toplayalım.”

Kamp alanından meraklı bakışları görmüştüm. Turan abinin attığı deparı da… o an sevimli bir an yaşadığımı hissettim. Çünkü Ayça elimi sıkıyordu. Bir eliyle de koluma girmişti. Yumuşacık, narin elleri, zarif parmakları… Acaba kahraman mıydım onun gözünde? Dönüp yüzüne baktım. Göz göze geldik. Mide krampım, boğaz yanmam… Hayır kahraman değildim ama inanın çok yaklaşmıştım.

Hayvanlarcasına kustum yine. Hem de Ayça’nın iki adım geri kaçmasına sebep olacak kadar çok kustum. Bu kadının bakışları midemi bulandırıyor olamazdı ya! Ben genel olarak iki yüzlü insanlardan midesi bulanan bir adamdım. Bir de yalaka insanlardan…

Hiçbir kadın, yüzüme orospu çocuğu diye bağırmamıştı. Arkamdan bu kelimeyi sarf eden olup olmadığını merak ettim bir kez daha öğürürken. Hiçbirini aldatmamıştım. Korkunç bir öfke duyacak kadar nefret etmelerine sebep olacak yalanım, dolanım olmamıştı. Bir zaman saçının kokusunu özlediğim için bir an önce buluşmaya çabalayacak kadar sevdiğim kadınların hakkımda kötü düşünmesini bile istemezdim ama fena ah etmişti birisi. 

Elimi ayağımı titreten kadının yanında düştüğüm şu duruma bak. İlk işim eski sevgililerim ile ilişkilerim üzerine analiz yapmak olmalıydı. Birinden ciddi seviyede helallik istemem gerekebilirdi. Az önce sevgilisinin öfkesinden kurtardığım Ayça’nın suratı, tiksinmek ve acımak arasında büzüşmüş bir şaşkınlıkla bana bakıyordu.

Ben kahraman olduğuma inanıyordum küçüklüğümden beri. Sevdiğim hiçbir kadının kahramanı olamadım. Annem dahil. Annemden pelerin istemiştim. Terliği popoma patlatıp “git dersini çalış eşek sıpası (eşek babam oluyor) ne betmeniymiş. Salak bu çocuk ya! Babası kılıklı sümsük. Defol karşımdan...” demişti.

Belki de babam işe gitmek için evden çıkarken pelerin istemem bir zamanlama hatasıydı. Çünkü kahvaltıda kavga etmişlerdi. Babam bağırmıştı anneme. “Be kadın allah kahretsin beni tamam mı, yettiremiyorum işte anla. Battım kızım battım. Borç na burada (gırtlakta) anlasana. Ben şu siktiğimin kapısının önünde çocuğumun yırtık ayakkabısını her gördüğümde ölmüyor muyum sanıyorsun? Borç harç bulurum bi yerlerden, alırız çocuğa ayakkabı.”

Ben kahraman olmak zorundaydım. Çünkü benim annem ve babam süper kahramandı.
Babam bana yeni ayakkabı alamamıştı bir süre daha. Ve bir gün ölmüştü. Annem de bir süre sonra acısına dayanamayıp... Yırtık dahi olsa ayakkabılarım koşmama engel olmuyordu aslında... Neyse.
Sözünü tutan anneler babalar süper kahramandır sonuçta.