Saat 23:10'u gösterirken eski gazinoların sokağından Drama köprüsüne doğru hızlı adımlarla yürüyen kadın, arkasından kendisini takip eden adamdan kurtulmak için Beşçeşmeler kalabalığına doğru ilerliyordu. Adamın ayak sesleri yaklaşmış olsa da meydanın kalabalık sesi de kulaklarına vurmaya başlamıştı genç kadının. Bir yandan çantasını askısıyla birlikte tutuyor, bir yandan da adamın fiziksel olarak taciz etmesinden çekiniyordu.
Meydana giden sokakta kalabalığa doğru son 30 adım. Ayak sesleri yaklaşıyor. 25 Adım. Adamın hızlı soluk alış verişleri duyuluyor. Son 20 adım... Çığlık "Ya bıraksana peşimi be. İmdat!" diyerek kendisini takip eden adama dönüyor kadın öfkeyle. Dişlerini sıkıyor. Korkudan gözleri dönmüş ve korkunç öfkeli görünüyor genç kadın.
Kayıp neye uğradığını şaşırdı o anda.
"Ablacım bir sigara versene be!"
Kadın ne olduğunu anlamasa da çığlığından ve çaresizce sergilediği öfkesinden adamın korktuğu belli oluyordu. "Defol git lan, sabahtan beri peşimdesin, sapık mısın, manyak mısın?
Kayıp utanarak ve ürkek bir yüz ifadesiyle "Hayır ablacım hiçbiri değilim, bakın izah edeyim." diye gevelerken kadın Kayıp'ın sözünü bağırarak kesti. "Neyi izah edeceksin be geri zekalı?"
Kayıp yere bakarak yanıtlamaya çalıştı. Kadının gözlerinden öfke fışkırıyordu.
"Geri zekalı da değilim. Aşığım ben."
Kadın ne kadar bağırıyorsa Kayıp o kadar naif bir ses tonuyla yanıt vermeye çalışıyordu.
Derken sokağın içindeki bakkalın sahibi Ahmet çıktı. Kayıp'ı kolundan çekti.
"Geç bakayım sen şöyle, kapa çeneni daha fazla saçmalamadan."
Kaşları çatıktı adamın Kayıp'ın gözlerine bakarken. Genç kadına döndü bakkal Ahmet.
"Kızım sende sakinleş, bu bizim mahallenin delisidir. Zararı olmaz kimseye."
Genç kadın bakkal Ahmet'in varlığıyla biraz olsun rahatlamıştı. "Ama beyefendi Migros'un önünde takıldı, buraya kadar bırakmadı peşimi."
Bakkal Ahmet kadını onaylarcasına başını sallayıp "Haklısın kızım, korkmuşsundur elbette ama yıllardır buralarda bu deli. Kimseye bir zararı dokunmaz. En fazla sigara ister, bir lira ister. Sana bir şey dedi mi?"
Kadın yanıtlamak üzereydi ki sokağa hızla dalan iki motosiklet üstünde dört polis bitiverdi yanlarında. Hızla motordan inip kadının başına dikildiler. Bir tane ekip arabası da sokağı dönmüş aşağıdan yukarıya doğru geliyor, tepe lambalarıyla sokağı adeta pavyona çevirerek yokuşu tırmanıyordu.
Motosikletten inen polislerden biri, kadına yaklaşıp yetkili bir ses tonuyla
"Ne oldu burada, ihbar aldık. Size mi saldırdılar hanımefendi?" dedi.
Kadın tereddütle yanıtladı. "Yok memur bey saldırı değil, bu adam peşime takıldı." diyerek eliyle Kayıp'ı işaret etmişti ki henüz sözünün bitimiyle polislerden ikisi Kayıp'ın kollarından tutmuş, duvara yüzünü dönderip üstünü aramaya başlamıştı bile. Kadın bu sahneyi görünce pişman oldu
"Hayır lütfen sakin olun, bir şey yapmadı." Polislerden birinin sesi duyuldu.
"Kimsin sen, adın ne?" Kayıp korkuyla bir şeyler mırıldandı. Söze Bakkal Ahmet girdi.
"Memur bey bir yanlış anlama var. Buranın delisi bu garip, hanım kızımız yabancısı mahallemizin. Bizim deli istemeden de olsa kızımızı korkutmuş."
Kadının başındaki memur Kayıp'a doğru iki adım attı, deli adamın üstünü arayan polislere
"Bu bizim sahilin delisi değil mi? Tamam arkadaşlar sakin. Hırpalamayın." dedi.
Kayıp'ı bir kolundan tuttu. Ekip arabası da yanlarındaydı artık. Kayıp'ı ekip arabasının kapısına doğru çekti memur. İki polis memuru da arabadan indi. Kayıp'ı kolundan tutan yetkili görünümlü polis memuru arabadan inenlere göz kırparak. "Saldırı gibi bir durum yok sanırım, ihbar asılsız." dedi.
Kayıp bunu duyunca "İnsan dediğin asılsız artık be abiciğim." dedi.
Polislerden birisi "Kes lan sesini." diye bağırınca Kayıp iki elini önünde birleştirip başını önüne eğdi.
Yetkili görünen memur genç kadına döndü "Hanımefendi şikayetçi olacağınız bir durum var mı? Sözlü veya fiziksel taciz?"
Kadın pişman bir vaziyette başını iki yana sallayarak "Hayır memur bey, taciz falan yok. Ben korkup bağırdım. Bilmiyorum bu kişinin deli olduğunu." dedi. Utanarak devam etti sözlerine "Pardon deli değil, akıl sağlığı olmayan demek istedim."
Ukala bir tavırla polis memurlarından birisi "Aynı şey hanımefendi." dedi.
Yetkili ses tonuna sahip memur ekip arabasından inen polislere dönüp "Bunu nezarete götürün. Bu gece kendisine kimseyi takip etmemesi gerektiğini öğretin." dedi.
Genç kadına "Hanımefendi, eğer sizde şikayetçi değilseniz işlem yapmamızı gerektiren bir durum yok ortada."
Kadın hızla yanıtladı "Hayır şikayet filan yok. Şikayetçi değilim. Bana zarar vermedi." dedi.
Bakkal Ahmet kadınla konuşan polise yaklaşıp "Komiserim götürecek misiniz bu deliyi? Hırpalamayın fazla. Garibandır. Yazık, kimsesi de yok. Aşkından divane olmuş sürünüyor işte buralarda. Kimseciklere zarar vermişliği yoktur."
Memur bakkal Ahmet'e dönüp "Biliyoruz beyefendi. Hırpalama falan olmaz, merak etmeyin. Sabaha bırakırız. İhbar aldık, anons geçildi, bütün anonslar kayıt altına alınır. Baksanıza millet telefonla çekime de başladı. Herkes yönetmen, herkes kameraman oldu geldiğimizden beri. Boş zabıt tutmayalım. Yalandan ifade mifade işte... Bizim başımız ağrımasın, anlatabildim mi?" dedi
"Eyvallah." diyerek geri adım attı bakkal Ahmet.
Memur tekrar kadına dönüp "Hanımefendi siz de gidebilirsiniz o zaman. Sabaha kadar fikrinizi değiştirirseniz karakolda olacak bu gariban. Bilginiz olsun."
"Teşekkür ederim. Zahmet oldu size." dedi kadın.
-*-
Kayıp devriye arabasına bindi. İki polis önde, Kayıp arkada, karakola doğru döndü araba. Sokağın köşesinden ana caddeye çıkan yola girdiklerinde direksiyondaki Polis
"Naptın la kıza? Gördün tabii taş gibi hatunu, takıldın peşine değil mi çapkın?" diyerek yanında oturan memura göz kırptı gülerek. Aynadan Kayıp'a baktı. Kayıp ellerini önünde birleştirmişti ve ellerine bakıyordu.
"Yok." dedi sakince. "Sigara istedim." diyerek devam etti.
Direksiyondaki genç memur yine kendinden yaşlı olan memura gülümseyerek "Bak bak çakala bak. Sigarayı beleşe getireceğim diye takılmış kızın peşine." dedi.
Yaşlı olan memur koltuktan arkaya Kayıp'a döndü.
"Koca Maltepe'de sigara isteyecek başka kimseyi bulamadın mı oğlum? Takip etti diyor kadın. Takip mi ettin, bir şey yapmadın değil mi?" diye sordu.
Kayıp kendisine dönen memurun gözlerine bakarak başını iki yana salladı.
"Bi şey yapmadım abi." dedi. Genç memur atladı söze, aynadan Kayıp'ı keserek emir veren bir ses tonuyla "Abi değil, amirim diyecen lan."
"Tamam abi." dedi Kayıp Tekrar ellerine bakıyordu.
"Amirim ben takip ettiğimi anlamadım. Gördüm, sigara aldı aşağıda tekelden. Çıkınca arkasından sigara istemek için yaklaştım. Kokusu sevdiğim kadının kokusuna benziyordu. O kadar özlemişim ki, anlamadım nerede olduğumuzu. İçime çektim durdum, içime çekebildiğim kadar çekeyim istedim. Nefes almayı özlemişim amirim." dedi.
Gözleri dolmuştu Kayıp'ın.
"Benim sevgilim çok güzel kokardı. O deodorantı da güzeldi ama kendi bir başka kokardı amirim." dedi
Önüne dönüp derin bir nefes çekti yaşlı olan memur.
"Senin sevgilin nerede?" diye sordu.
"Ukrayna'ya gitti amirim. Mesleği için. Gelecek." diyerek yanıtladı Kayıp. Bir eliyle gözünden akan yaşı sildi.
Genç memur aynadan bakıp seslendi Kayıp'a "Niye ağlıyon lan? Çok mu özledin sevgilini? Erkek adam ağlar mı hiç?"
Kayıp camdan dışarı çevirdi yüzünü.
"Ağlamanın kadını erkeği olmaz ki. Ağlamanın insanı hayvanı da olmaz. Hem biliyor musunuz; her gözyaşının sahibi kendi değildir insanın. Bazı gözyaşlarının, başka sahipleri vardır. Mesela 'ben seni çok özledim.' diyemeyen birinin
döktüğü gözyaşının sahibi aslında özlediği kişidir… Özlenenin haberi
yoktur sadece. Bu da nereden baksan üzer insanı. Üzülen insan ne yapar,
sen söyle? Ben deli değilim, dilenci değilim. Üzügünüm amirim. Bırakın,
şuralarda kafama göre üzüleyim."
Yaşlı olan memur direksiyondaki memura "Sağa çek, dur şurada Gökhan." dedi.
Arkaya doğru Kayıp'a döndü. "Olum geçen sene sahilde kalabalığı rahatsız etme şuralarda takıl dedik. Delileri toplayın dediler, hastanelere götürün dediler de seni görmezden gelmedik mi? Sana anlayış göstermedik mi? Niye insanlara musallat oluyorsun ikide bir."
Kayıp yaşlı memurun gözlerine kısa süre bakıp yine ellerine çevirdi gözlerini.
"Siz anlayış gösterdiniz de
amirim, ben görmemiş olabilirim. Yanlış görmüş olabilirim. Dilenci
değilim Aşığım ben. İmkansıza meyletmek nedir bilir misin sen? Hiç
mucize yaşadın mı hayatın boyunca? Ben yaşadım. Hem de kaç kere yaşadım.
O kadın bana seni seviyorum dedi amirim. Anlıyor musun? Gelmeyecek
olanı bekleyip biçare… anlatamıyorum ki amirim. Çaresizim ben."
Araba caddenin camiye bakan tarafında, kaldırımın kenarında durmuştu. Sakinleşmişti Maltepe.
Kaldırımlar boştu.
Memur derin bir nefes çekip "Geçen gün Veteriner Ayşe hanımın camına tükürüp kaçmışsın."
Kayıp hemen yanıtladı. "Koca veteriner olmuş, insan olamamış o kadın amirim. Birinden sigara istedim, sağ olsun iki dal uzattı. Delikanlı adammış. Ayşe abla da dışarıda görmüş bizi. Diyor ki "bi taşla iki kuş vurdun..."
Kaşlarını çattı Kayıp.
"Ayıp amirim ayıp. Ben kuş vurur muyum hiç? Benim göğüs
kafesimin içinde hala kuşlar uçuyor. Bazen yüreğimin orta yerine
sıçıyorlar ama hiç sorun değil. Benim göğümü aydınlatan kadının
hatırına uçuyorlar oradan oraya. Kuşlara taş atılmaz. Bir taşla iki kuş
vurulmaz. İkisinden birinin kalbi kırılır sonra. Kalbi kırılan kuşlar
ölür. Gerçi kalbi kırılan insan da yaşıyor sayılmaz ya amirim. Ben deli
değilim. Ben dilenci değilim. Benim biraz kalbim kırık
sadece."
Memur gülümsedi Kayıp'a. "Ne zamandır bekliyorsun sen o kadını?"
Başını cama doğru döndü. "Bilmem ki. 5-6 sene olmuştur."
Amir önüne döndü. "Oğlum hiç o kadar beklenir mi, uzun değil mi birini beklemek için o süre?"
İç çekti Kayıp.
"Bekleyene 10 dakika da çok uzun ki amirim. Yarın nedir, ne olur bilmem. Gün dediğin aslında bugünmüş. Az sonra ne olur bilmem. Zaman dediğin de şimdiymiş amirim.
Bekleyen insana bir saniye bir asır gibi geliyor bazen. Hele beklediğin
gelmeyecek olursa…"
Sessizlik oldu arabada. Kayı devam etti sözlerine.
"Neden gelmezler amirim? Sen devletsin sen söyle. İki
kadeh rakıyla, azıcık peynirle mutlu olan insanlardık biz. Benim
kayalıkların oraya gel bir akşam, muhabbeti gör. Şarapçıların yüreği
incedir amirim. Şarabı içerken sırayla döneriz. Birine efkar kondu mu,
efkarı dile geldi mi, hemen sıramızı ona veririz. Bizi niye üzdüler? Ben
deli değilim, dilenci değilim. Ben zamanın gelmesini ve sıramı
bekliyorum. Ben kadınımı bekliyorum amirim. Yaşamayı…"
Genç memur da direksiyondan geriye döndü.
"Evin, yerin, yatağın falan nerede senin koçum?"
Kayıp genç memurun yüzüne bakmadı hiç.
"Benim
evim hep buralar amirim. Yaz kış sahilde limanın oradayım geceleri.
"Yok mu evin barkın, kalacak akraban, ailen, arkadaşın?" diye sordu genç memur.
"Evim, yuvam, ailem buralar. Onunla el ele en uzun aşağıda, sahilde yürüdük. Böyle
avuç içi terlemeli yürüdük uzun uzun. Defalarca yürüdük. Güldük filan yürürken milyon kere. Çok konuştum ben, O dinledi. O
denize baktı, ben O’na… Hep gidecek gibi dururdu yanımda. En uzun onun
evde oturduk. Bir baktım ki benim evim onun olduğu her yer oluvermiş.
Ayağının değdiği, güldüğü, ağladığı her yer. Anladın mı abim? Dilenci
filan değilim ben. Evsiz, yersiz, yurtsuz, yuvasızım ben."
Genç memur yanındaki meslektaşına yine alaycı bir ses tonuyla "Ne diyo ya bu?" diyerek güldü.
Yaşlı memur genç memura dönüp "Ne diyecek aslanım, aşığım diyor işte."
Kayıp arkadan atladı söze.
"Evet memur bey, ne
diyeceğim başka? Aşığım diyorum. Özel bir durum bu. Özel hayata saygı
lütfen. Allah Türk Polisini korusun. Diğer ülke polislerini sikeyim,
onlardan bana ne? Boşa mesai harcadınız hakkınızı helal edin ama buradan
ilçe emniyet amirine de seslenmek istiyorum izin verirseniz. Bekleyen
insanın halinden anlayın biraz. Hepi topu içlendik… abartmayın bu kadar.
Hörmetler abim."
Yaşlı memur arabadan inip, arkada oturan Kayıp'ın kapısını açtı. Başıyla arabadan çıkmasını işaret etti. Kayıp tereddütle de olsa inmek için kıçını kaydırıp çıktı arabadan. Memur bir sigara çıkardı paketinden Kayıp'a uzattı.
"Kışları ne yapıyorsun oğlum sen aşağılarda. Götün donmuyor mu? Zor olmuyor mu? Hasta olmuyor musun?"
Kayıp gülümsedi memura sigarayı alıp, çakmağıyla önce memurun sigarasını sonra kendi sigarasını yaktı.
"Zor geçiyor. Yağmur kar yağınca kış ayları
tabii zor oluyor. Ama hasta olmaya değer O kadın, içtiğim her sigaraya değer,
içtiğim tüm şaraplara değer. Hayatınız boyunca kaç kişi geçer ki
ömrünüzden böyle, her şeye değecek? Yanılırsınız belki ama sevdaya değmeli. Belki ciğeriniz kuruyacak sonrasında ama sevdiğinde aldığınız
nefese sevinmeli. Ben deli değilim amirim ama deliririm. O kadın her şeye değer çünkü. Delirmeye, ölmeye, yaşamaya… Ben, kalbim attığı sürece o sevginin, o kadının bana seni seviyorum dediği her saniyenin hakkını vermek için yaşamak istiyorum." dedi Kayıp.
Memur tebessümle "Daha ne kadar bekleyeceksin aslanım? Anan baban yok mu senin? Seni bekleyen birileri yok mu?" diye sordu.
"Anam, babam, kardeşim, o kadın amirim. O benim her şeyim değil ki sadece. O aynı zamanda benim herkesim. Bekleyeceğim. Gelmeyecek olması beklememe engel değil ki zaten. O kadının benden
vazgeçmesi benim onu sevmekten vazgeçmemi gerektirmez. Bekleyeceğim
limanda. Buna da değer. Ölene kadar beklemek gerekirse eğer beklerim amirim." Sözlerini bitirince sigarasından derin bir nefes çekti Kayıp.
Memur yukarıdan aşağı süzdü Kayıp'ı. Her gördüğünde acıyordu bu adama.
"Hadi git bakalım. Kimseye bulaşma. Bir daha oralara geldiğimde ufacık bir olayın ortasında seni görürsem, doğru hastaneye kapatırım seni. 6 ay bağlarlar elini kolunu, görürsün ebenin amını. Anladın mı beni?" dedi.
Kayıp başıyla onaylarken, Memur arabaya binip kapısını kaptmıştı. Camdan başını çıkarıp kendisine sırıtarak bakan Kayıp'a
"Anladın mı diyorum lan?" diye seslendi sert bir ses tonuyla.
Sırıtan Kayıp ciddileşti hemen "Anladım amirim. 6 ay süreyle ebemin amını görürmüşüm hastanede." dedi.
Kahkaha atan polis "Aferin. Hadi git şimdi." dedi Kayıp'a tekrar.
Kayıp Caminin yanındaki yaya yolundan Drama köprüsüne doğru yürümeye başlarken Gökhan memur ve baba lakaplı Yaşar komiser deli adamın arkasından baktı bir süre. Yaşar komiser eliyle sür işareti yaptı genç memura. Araba hareket etmeye başlarken;
"Aşk adamı böyle delirten bir şey işte Gökhan kardeş. Ölü müsün, diri misin belli değil." dedi genç memura. Gözünü önündeki yoldan ayırmıyordu Yaşar baba.
Çocukluk aşkı geldi aklına. İlk ve son aşkıydı. Köyde büyümüşlerdi birlikte. Ailesi okuldan alıp evlendirmişti kızlarını. Yaşar baba aşkın en masum halini, en acı hallerinden biliyordu. Kayıp'tan farkı yoktu aslında. 40 senedir o da yaşıyor sayılmazdı.
"Aşkının ızdırabını sikeyim Kayıp." dedi...
Araba emniyetin olduğu Feyzullah caddesine dönerken anons duyuldu telsizden.
"Merkezden devriye birimlere, merkezden devriye birimlere. Drama köprüsünde trafik kazası. Tekrar ediyorum. Drama köprüsünde trafik kazası. Araç ve yayanın karıştığı kaza. Yayanın olay yerinde hayatını kaybettiği bilgisi var. En yakın devriyenin olay yerine intikali. Tekrar ediyorum en yakın devriyenin olay yerine..."
-Son-