28 Temmuz 2017 Cuma

Burcuma Mektup

Canım Burcum;
Bir kaç zamandır içimden hiçbir şey gelmediği için düşünecek çok zamanım oluyor.
Olmuş bitmiş şeyler hakkında, olacak bitecek şeyler hakkında...
Seyahatler, işler, eksik kalan şeyler, ömrümün sonuna kadar tamamlamaya gücümün yetmeyeceği şeyler, insanlar, hayvanlar, asla insan olamayacak vicdansızlar, motorlar, yollar, denizler, kağıtlar, kalemler, rakı kadehleri, sen...
Senin varlığın dahi çok zamandır bana iyi gelen şeyler listemin en başında...

Senin dışında geri kalan şeyler çürümüş. İnsanlar çürümüşler Burcum. Tuhaf olanı ise çürüyerek yaşamaya alışmışlar. Nasıl bu kadar kaşarlaşabiliyorlar bilmiyorum ama alışıyorlar. Ben ise kendimce öfke duyuyorum onlara. Onlara ve onları bu hale getiren yaşamlarına... kendince avuntular büyüttükleri dünyalarına...
Dolmuş küllük gibiyim. Ara sıra doluyor, kalkıp izmaritleri ve külleri döküyor, boşalıp boşalıp dolmaya devam ediyorum. Boşaldıkça sorun çözüldü sanıyor olmam benim aptallığım... 
Belki de sigarayı bırakmam gerek. Bilmiyorum.

İnsanlar çürümeye nasıl alışabiliyorlar ki? İnsanlar çürümeye alıştıktan sonra yollarına nasıl devam edebiliyorlar Burcum? Hüseyin abi gibi... Ankara'ya döneceğim dedikten sonra oraya gitmenin bir boka yaramadığını ama yinede Ankara'nın ona iyi geleceğine inandığı için mi? Didim'de çiftlik aldım hayvan besleyip tarla süreceğim huzur toprakla uğraşmakta diyen Mehmet gibi mi... Mehmet umduğunu bulamadı ama... Benden geçen zaman onunkiyle aynı.
O neden geçmemiş gibi davranabiliyor... Çürümeye alıştığı için mi?
Senin umudun var mı Burcum?

Bir keresinde "Umut sensin." diyen Özlem'e "Ya bi siktir git kızım." diye atarlanmıştım.
O atarımın arkasındayım. Umudu olan insanın bu boka batmış insanların arasında işi ne? 
Umudu olan insanın elinde kafasına dayadığı bir silah olmalı. Ancak öyle insanlar, tetiği çekmeden hemen önce der ki "Az sonra bütün dertler bitecek." Haklıdır da...
İşte o insanın o umudu, ne fazladır ne de eksik...


Ama bir şey olmalı Burcum.
Sonuçları değiştirecek bir şey... Kartal sahilinin şarapçısı Tek Diş Galip, şarabını kafaya dikip der ki "alem göt olmuş abicim." 
Alem göt olmuştur olmamıştır insan anlıyor bir gün. Bir şeyler oluyor ve herkes anlıyor bir gün kendisini ve alemi. Tepeden tırnağa nasıl bir göt olduğumuzu ve aslında nasıl da yapayalnız...

Kaybolmuş cümleler arasında başını ağrıttım ama bu cümlelerin arasında bağsız ve köksüz hissetmiyorum kendimi...
Sana yazdıkça yoldaşım oluyorsun. Yazdıkça seni sarsın istediğim kelimeler çağlıyor içimde. Bağlanmak ki varlık ve aidiyet hissi ister... Yaşamak ve yaşatmak için...

Sevgimle kal ve sevgiyle yaşa...



27 Temmuz 2017 Perşembe

Dertleşme / 5

Aşk olmazsa intihar olur bunun adı... Ne yapalım?

Bugün günlerden Cuma. Yazacağım her kelimeden, içmeye başladığım Votka Limon ve Mazhar Alanson'un şu şarkısı sorumludur. (Şu Şarkı için tık tık)

(.)

"Bugün günlerden Cuma, gülüşüne bir şeyler karalamak için." yazdım ve devamını getiremedim. Artık şiir yazamıyor olabilirim.

Oradan bana biraz cümle gönderseniz keşke. Güzel gülen kadınlar size diyorum.

Sizin gülüşünüze bakınca anlıyorum ki ancak siz bilirsiniz güzel cümleler kurmayı.
Bütün sızıları yoğurup ortaya o muhteşem gülüşü çıkarmayı bildiğinize göre...
Yazayım buraya da ihtiyacı olan okuyup faydalansın...


(..)

Siz hiç bir kadının gözlerindeki ışıltıya bakıp, hayata bağlanmakla ilgili şeyler düşündünüz mü?
Ben düşünüyorum.
Kendi yolumda hızla giden motorumun üzerinde öleceğim viraja kaç km kaldı diye hesaplarken rastladım o kadına... Kendi yolunda gidiyordu o da...
O kadının yoluna döndüm. O kadının yolunda ilerliyorum şimdi.

İstiyorum ki yol boyu hep ona rastlayayım... Öleceğim viraja çok mesafe var.
Çünkü artık yavaş sürüyorum. Çünkü, o kadının yolundaki hiçbir manzarayı kaçırmak istemiyorum... Ve o kadının yolunda ölmek istemiyorum.

(...)

Denizler kaybetmekten korkacak olsa o kadar derin olmazlardı. O kadar dalgalı...
Sen bir de bizim boğulduğumuz sulara bak... Oysa kaybedecek bir şeyim var benim...
Burcum, Ercanım... Aman diyorum...


(....)

Nesrin geliyor. Hava yağmurlu. Ankara'ya giderken de hava yağmurluydu.
Mesajında "Tabelada 'İstanbul 90 km' yazıyor" dedi.
Öyle özlemişim ki... Onun cırtlak sesiyle susmak bilmez çenesini, hikayelerini...
Nesrin iyi bir insan. İyi bir dost. Uzun zaman oldu görüşmeyeli ama biliyorum o halâ eski hoyrat kadın. Gemileri yakmakta, kendi umutlarını yıkmakta üzerine yok.
Fırtınalarla boğulmakta, küllerinden doğmakta da başarılı biri...
Yaralarını kanatır durur. Unutmamak için... Hiç unutmamak için o yarayı açanları...
İyi bir kadındır Nesrin. Hem yağmurla gidip, yağmurla gelen bir kadın nasıl kötü olabilir ki?


(.....)

Şu pencereden hayatı seyretmek kötü bir alışkanlık ama ben çok seviyorum pencereleri.
Bilen bilir; Ben bir şeyi, ben bir kadını, ben bir insanı, öylesine sevemem...
Karşılık beklemem gönlümden sevmek geldiğinde...
Aşk olmazsa intihar koyarım adını...

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Döküm / 1-2-3 Başla!









Bazı arzular gün gibi ortadadır.
Yeniden başlayabilmeyi bilmem kaçıncı kez deniyorum ve en büyük arzum, bu kez başarmak...
"Gücünü neyden alıyorsun?" diye sormuştu bir psikolog. "Kendimden." demiştim. Kendim olmam için yaşadıklarımın her bir zerresine ihtiyacım olduğunu bildiğim için bunu çok net ve başka cevabım yok dercesine bir kesinlikle söylemiştim.
Beni ben yapan şeylerden biri değil mi başarılarım, başarısızlıklarım..?
Ben biliyorum nelerle savaşabileceğimi. Başka kimse değil. Neler kazanıp neler kaybedeceğimden emin olmasam dahi gücümü toplayıp mücadele etmem gerektiğinde bunu yapabiliyorum.
Biliyorum güçlüyüm.

"Güçlü bir insansın." demişti çünkü psikolog.
"Çok güçlüsün." demişti çünkü halı sahada bir maç sonrası Eser hoca.
"Çok güçlüsün ve bunu seviyorum." demişti bir sabah sevişmesinden sonra 
Dilek.
"Sen güçlü bi adamsın abi." demişti işlerim kötü giderken, beni efkar dağıtalım diye kurduğu rakı sofrasına davet eden Uğur kardeşim.
"Sen çok güçlü bir çocuksun." demişti annemin cenazesinde Birol öğretmenim.
Biliyorum. Ben en çok kendime inanıyorum. Sonra Birol öğretmenime ve son olarak psikolog Şenay hanıma inanıyorum. 
Şimdi vereceğim mücadelenin adı "yeniden başlamak." 

(..)

Pencereleri seviyorum.
Safranbolu evlerinin birinde konaklamıştım üç gün. O evin pencerelerine aşık olmuştum. Sürekli o pencerelerin fotoğraflarını çekip durdum. Aylin dostum "Keşke senin karşına bir kadın çıksa da şu pencereler kadar o kadını sevsen. Yeter." demişti.


Daha sonra twitter da uzun uzun dertleşmiştik bir gece kendisiyle.

"Sen aşık olunca canın çok acıyor."
Acıyor ama aşk böyledir işte Aylin.
Bazen uçurum olursun, bazen uçurumun dibi. Bazı kadınlar "bazen" işte...
İyi ki geçtiler ömrümden. Acısını çekmişsem, buna değdikleri içindir.


Bir gün evimin penceresinden dışarı bakarken bir kuş gördüm karşı çatıda.
Defterime şunu yazdım "Korkma bulutlardan. Uçabildiğin kadar uç sevgili kuş."

Pencereleri seviyorum ve aşktan korkmuyorum.

(..)


Dün gece de hafif dertlenip rakı içtim kendimle.
Kağıdı kalemi çektim önüme, ilhamsızlıktan olsa gerek;

"Ne kadar derinlerde ararsan ara, ne kadar kalabalık olursan ol, bazı yalnızlıklar da uluortadır." yazıp bıraktım.

Yeterince yazdığımı düşündüm.
Yeterince yenildim. Yeterince yetemedim, yeterince yetmedi bana can dediklerim.


Ne kadar eksik, yarım yamalak hissedip saklamaya çalışırsan çalış, bazı arzular gün gibi ortadadır...
Yine de kimse görmez.

Olsun... Kavgamızın adı "yeniden başlamak" olsun.

25 Temmuz 2017 Salı

Burcuma Gönderilmemiş Mektuplar

Canım Burcum;
Aslında çok cümle döktüm sana ama senin bunlardan hiç haberin olmadı.
Çünkü kendimle bir kavgaya daha tutuştum senin duygusal mahremini ihlal etmemek üzerine. 

Senden şimdiye kadar ne sakladım ki? Seni sevmeyi mi senden saklayacağım...



"Yüreğimin bir yerlerini sızlatan, nedense kıyısına oturup durmadan çocukluğumu anlatmak istediğim bir uçurumun kenarında hissediyorum kendimi. Vaktin varsa, biraz daha sarılabilir miyim sana?" 



"Neden hayat böyle, tam ben yaşamaya heveslendiğim zamanlarda karanlık kuytulara çekiliyor? Neden ben içimdeki sesle konuştuğumda kendimden korkunç bir hızla uzaklaşıyorum? Şaşırma lütfen. Böyle hissetmem normal, çünkü aynaya baktığımda kendimi göremiyorum... Kendimden zaman istiyorum her sabah yüzüme bakıp. Bana küsmüş, benden gözlerini kaçırmaya çalışan kendimden... Hızla akıp giden zamandan biraz daha zaman istiyorum. Vermiyor.
Sana da geç kaldığımı düşünmekte haksız mıyım Burcum? Sana bir saniye daha fazla sarılmayı istemekten..?"



"Gülümseyen insanlar sanki az önce seni görmüş gibiler Burcum.
Sana kavuşmuş gibi geliyor bana bütün mutlu görünen insanlar.
Mesela aksi de mümkün; sokaklarda yorgun gördüğüm bütün ağaçlar, kediler, bezgin köpekler, çatılara tünemiş kuşlar, yağmurdan sonra kalan çamur birikintileri hep seni mi özlemişler? 

Her şey benim seni sevmem gibi geliyor bana."



"Şu mumun üzerinde yalpalayan aleve bakıyorum, sana dair bir şeyler yazabilmek için. Nafile bir çaba biliyor musun?
Seni sevmek, sevmeyi anlatmak için bildiğim bütün cümlelere anlam katıyor ama seni sevmenin kıymetini anlatmıyor...
Mesela '
Bütün beklentilerden uzak beklemek seni...''Kim beni hafızasına aldıysa silebilir, yeter ki sen bir an hatırla.' diye cümleler geçti içimden. Ki unutulmaktan korkan, hayatımdaki insanlara iyilikle dokunmayı isteyen, hep iyi anılmak için çırpınan bir adamım ben. Beni ömrünün en ücra dahi olsa bir kıyısına yerleştir diye yalvarmak bence seni sevmek. Buna razı gelmek.
Şu kelimelerin aciziyetine bakar mısın..."




"En zor zamanlarımda yanımdaydın. Sen yanımdaydın ve ben bütün insanlara, dillere, sözcüklere yabancılaştım. Bu iyi bir şey. Çünkü ben insanlardan uzaklaşarak huzur bulanlardanım. İnsan seni sevince başkaları tarafından dışlanmaktan hiç çekinmiyor. En zor zamanlarımda sesini duyduğum ilk andan itibaren korkumu ve çekingenliğimi yendim.
Kendime ve yabancı gördüğüm şu kalabalık insan topluluğuna gülümsedim.
Yemek yemiyordum ama korkunç bir enerji patlaması içimde...
Sesini duymuştum çünkü... Öyle ki günlerce Cizre'de Sur'da, Lice'de çatışabilecek gücüm vardı. Ölmekten korkmayacak cesaretim...
Çünkü sevebilme gücümü geri verdin sen bana Burcum..."




"Hiç kimseyi yok saymadan birini sevmek mümkünmüş.
Ömrümüzden adamlar ve kadınlar geçti. Derin yaralar açanlarla o yaraları iyileştireceğim diye üzerine tuz basanlar...
Aşk böyle bir şey Burcum. Acılarınla yüreğinin karanlığına gömüldüğün bir vakit biri çıkar karşına ve ateşi yeniden yakar işte...
O ateşten korkup kaçma sebebimdir; ışığıyla yüreğimin karanlığına gömdüğüm eski yüzlerin belirme ihtimali...
Belirsinler ulan. Korkmama ve kaçmama gerek yok. Çünkü seni sevince anladım ki kendine benzeyen birine rastladığında hiç kimseyi yok saymadan sevmek mümkünmüş..."




"Sen öyle bir mucize, kusursuz bir rastlantı ve muazzam bir sığınaksın işte.
Sana hayretle ve hayranlıkla bakma sebebimi merak edersen bir gün... bendeki özetin bunlardır Burcum."




"Gözlerin geliyor gözlerimin önüne günlerdir...
Sırf bu sebeple bile çok sevebilirim ben seni. Beklentisiz, karşılığına gerek dahi duymadan... Çünkü zaten h
er şey, benim seni sevmem gibi geliyor bana."


15 Temmuz 2017 Cumartesi

Burcuma Mektup

Gözümün önünden geçen herkesin bakışlarına takılıyor gözüm oturduğum yerden.
Bu şehrin insanı tüketeceğini bilirdim de, insanların tükenmeye bu kadar meyilli olduklarını bilmezdim ben be Burcum.
Herkesin ve her şeyin tükendiğini görmek hayata dair koskocaman bir kırgınlık değil mi?

O yüzden biz küçük lokmalar yiyelim ekmeklerden, küçük adımlarla yürüyelim Moda sahilini. Hem senin ayakların da küçük benimkiler gibi.
Ve hep küçük cümlelerle konuşalım birbirimizi... Geri kalan ne varsa tükense de olurmuş gibi... Sevmek hiç tükenmesin. Sevmek tükenirse bu dünya yıkılmaz mı Burcum?
Pencerenin kenarında oturup ağlamaz mı insan sonra?
Bu pencereden Samandıra tepesi görünüyor mesela... ama ağlamıyorum.
Çünkü sen varsın buramda...

Geldiğimde elimden tut ne olursun. Çiçekler açsın, sokaklar dolsun, çocuklar gülümsesin, bizim olsun bu dünya. Zor değil ki; düşeceksek birlikte düşüp "ulan ne komik düştük be!"diye yine birlikte gülelim. Çünkü bu şehirde düşenlere gülüyor insanlar.
Hem biz kalkmanın bir yolunu bulmayı da başarırız bence. Bir bakmışsın bütün yollar senin evine, benim kimsesizliğime çıkar. Benim 15 yaşıma, senin 17'ine güleriz resimlere bakıp. Benim 8 yaşımdan önce resmim yok ama olsun. Gözlerimizin içine bakıp çocuk yüreğimizi de görebiliriz zaten biz birbirimizin. Bunun için senin dünyanın en güzeli olan gülüşünü gözlerine takıştırman yeter. Gülmen her şeye yeter. Hem sen gülmezsen, bunların hiçbiri olmaz ki Burcum.

Gülersin sen "ben ilk kez bu sokakta küfür ettim." der gibi,
"Bir yaz başında böyle üzülmüştüm" der gibi...
İnkar ettiğin, reddettiğin, görmezden geldiğin her şeyi gülüşüne saklarsın... Ben anlarım hepsini.

İnsan tükenir ama sen de gülümsersin Burcum. İşte o zaman her şey değişir.
Papatya kokar kırlar, iki dudak ilk kez değer birbirine tenhada veya iki dudağın sahibi çok inanır birbirine... her şey değişir sen güldüğünde Burcum.
Düşün; bu şehir bile sevilir.


Ama şimdilik bu şehri, bu dünyayı sevmiyorum. Anlıyorsun beni değil mi Burcum?