Bütün savaşlarını kazanmış bir adam olarak insanların karşısına çıkmayı çok isterdim. Ama aynanın karşısına geçtiğimde kendi gözlerime bile yenik bir adam olarak bakıyorum. Nasıl görünmez pelerini olan kahraman özgüveni ile yürüyebilirim ki?
Dolayısıyla ne Ayça’nın ne Melike’nin ne de bir başkasının karşısına zaferler kazanmış bir kahraman olarak çıkamadım. Ve hiçbir zaman çıkamayacaktım.Yalan söyleyen ayna, ancak masallarda olur. Çok ağızdan, çok masal dinledim. Bunu iyi bilirim. Kaybetmeyi, yenilmeyi de sıkça tatmış bir insanım havasına girmeyeceğim. Çünkü ben bizzat o havanın moleküllerini tayin edebilen bilim insanı gibiyim.
Her şeye rağmen o gece, Ayça’nın yanında da gerçekleriyle yüzleşen bir kahraman olarak oturmaya çalışıyordum. Amacım Ayça'yı yatağa götürüp, son dakika golü atacağım için ertesi sabah gururla nihayete erdireceğim seksist bir tatil anısı yaşamak değil. Ayrıca sayı ve skor tutmak bir kahramana yakışmaz. O orospu çocuklarının işi. Analarının suçu yok demeyin. Çünkü var.
Tatilin son gecesi. Berbat geçen tatilimin son saatlerini acı çeken bir insanın yükünü teselli ederek geçirebilmek bütün amacım.
Tatilin son gecesi. Berbat geçen tatilimin son saatlerini acı çeken bir insanın yükünü teselli ederek geçirebilmek bütün amacım.
Aramızda kalsın lütfen; oradan Ayça’nın telefon numarasını almış bir kahraman olarak ayrılıyor olacaktım. Bu kafiydi. Çünkü kahramanlar yetinmeyi bilmeli. Yetinmeyi bilmemek çok üzücü olabiliyor. Hava yağmurluydu. Bir kadının yağmurlu bir günde telefonunu almak, hep yağmurlu günlerde terk edilen bir adam için büyük başarıydı.
Yağmurun kokusu deniz kokusu ile karışıyor, Ayçanın üzerine sıktığı şahane kokuya eşlik ediyordu. Bunu hiç unutmayacağım. Çünkü “Güzel şeyler asla unutulmamalı.” diye düşünen bir yanım var. Çünkü “zaten kötü şey çok fazla” diyen yanımla kardeş kardeş geçiniyorlar.
Yağmurun kokusu deniz kokusu ile karışıyor, Ayçanın üzerine sıktığı şahane kokuya eşlik ediyordu. Bunu hiç unutmayacağım. Çünkü “Güzel şeyler asla unutulmamalı.” diye düşünen bir yanım var. Çünkü “zaten kötü şey çok fazla” diyen yanımla kardeş kardeş geçiniyorlar.
Ayça güzel kokuyordu. Ulan es kaza orada bir öpüşme ihtimali doğsa, yağmur dışında tenime deymiş su damlası yok. Mağara adamı gibiyim. Üstüne üstlük kendisiyle konuşabilmek için ihtiyacım olan cesareti 15 şişe bira içerek almışım. Bira ve sigara kokusu saçıyorum bulunduğum alana.
Akdeniz bölgesinin ekolojik dengesini sikip atmış bile olabilirim. Düşünsene; Antalya’ya kar yağdı bu sene. Bence payım var. Ayrıca kahramanların önsezileri kuvvetlidir. Ve önsezilerime göre öpüşme ihtimalimiz hiç yok. Bunları sadece 1,5 saniye içinde düşündüm. Güzel dudaklı kadınlarla konuşurken dikkatimin o dudaklar yüzünden dağılması hiç hoş değil. Hele böyle bir durumda hiç değil. Gözlerine bakmam lazım. Ama kahretsin ki gözleri de çok güzel.
Aciliyetle kendime gelmem ve Ayça’nın kendisini, eski sevgilisiyle aldatan zengin piçi sevgilisi ile yaşadığı kavgasından, benim hikayeme kayan konuya odaklanmam lazım.
İşte ben tam bunu başarmışken bize doğru yaklaşan ayak sesleri duyuyorum. Bir sorun çıkarttı çıkaracak ayakların sahibine ait yürüyüş sesleri… Dedim ya! Önseziler… Bineceğim uçak için de garip bir sıkıntı vardı içimde… Ulan Pe(..)sus. Senin ben ızdırabını sikeyim. Ağzıma sıçtın ağzıma…
Ayak seslerini duymazdan önce, hatta benim davar davar Ayça ile öpüşme ihtimalini değerlendirmeye dalmamdan hemen önce, kelimelerden bahsetmişti bana Ayça. İnsanın aklında hiç çıkmayan kelimelerden.
Ayak seslerini duymazdan önce, hatta benim davar davar Ayça ile öpüşme ihtimalini değerlendirmeye dalmamdan hemen önce, kelimelerden bahsetmişti bana Ayça. İnsanın aklında hiç çıkmayan kelimelerden.
Hani bir zamanlar çok sevdiğimiz insanların ağzından dökülen, döküldüğü yere bizi gömen kelimeler… O kelimelerle ömür boyu taşıyacağımız izleri konuşuyorduk. Doğal haliyle pembe renkleri olan dudaklarına öküz gibi dalmadan önce (gözlerimle)… Nasıl bir hayvansam…
İz bırakan kelimelere geri dönmem kısa sürmüştü. Ayşenur bana bir keresinde “Sen saçlarımı çok seviyorsun ya! Sen böyle dedikçe ben de seviyorum saçlarımı.” demişti. Aylar sonra da aynı kadın bana “Sen benim dökülen saçlarıma benziyorsun.” demişti. Al sana iz…
Melike ise yüz yüze gelmeye bile cüret etmeden sadece telefonda “sen benim asla onaramayacağım bir parçamsın.” demişti. İşte bir iz daha…
Filiz ise “sen kendini affetmeden, seni affetmeyeceğim. Sen kendini affetmeyerek beni de cezalandırıyorsun. Bununla savaşacak gümü yok.” demişti. İtiraf ediyorum; izlerin en sızlayanı da Filizinkisi…
İlerleyen saatlerde, bunları düşündüğüm saatlerin sonrasında bir sürü sızlayan izim daha olacaktı. Ve tam olarak şu saate kadar sürecekti sızlamaları.
Ayak seslerine doğru başımı çevirdim. Ayça’nın kavga ettiği sevgilisi. Kızı bileğinden tuttuğu gibi yerden havalandırıp ayağa dikti. Ulan kadın 50-55 kilo olsa… Tek elle çekip… Oha… Yavşaktaki güce bak sen hele…
Bütün kahramanlar gibi ben de şaşkınlığımı üzerimden çok hızlı bir şekilde atmıştım. Aynı hızı yerimden kalkmak için de göstersem iyi mi olurdu, kötü mü olurdu bilmiyorum. Keşke o son birayı içmeseydim. Çünkü az sonra öğrenecektim. İt oğlu it Ayçayı arkasına katmış gidiyordu. Tek duyduğum Ayça’nın çığlığı…
Bütün kahramanlar gibi ben de şaşkınlığımı üzerimden çok hızlı bir şekilde atmıştım. Aynı hızı yerimden kalkmak için de göstersem iyi mi olurdu, kötü mü olurdu bilmiyorum. Keşke o son birayı içmeseydim. Çünkü az sonra öğrenecektim. İt oğlu it Ayçayı arkasına katmış gidiyordu. Tek duyduğum Ayça’nın çığlığı…
