8 Haziran 2018 Cuma

Kendimle Delirmişlikler / Muayene

Günaydın doktor. Neden bu saatte beni çağırdığınızı sormamda bir sakınca yoktur umarım.
Çünkü bahçedeki ağaçla konuşuyoruz her sabah. Merak edecek şimdi beni görmezse.

Çok hisli bir ağaç. 

Nası yani? Bunun için mi çağırdınız beni?
Eh be doktor! Ama siz kendisiyle hiç konuşmazsanız, tabii ki bana "Ağaçlar konuşamaz Kayıp!" dersiniz. Siz hiç kendisiyle konuşmadığınız için bilmiyorsunuz muhtemelen ama kendisini oldukça düzgün ifade edebilen bir ağaç o.

Ohooo sizin hiçbir şeyden haberiniz yok ki doktor. Bahçedeki ağaçla konuşsaydınız bir kez, her sonbahar yaprak dökmekten, bir sonraki ilkbahar yapraklarına yeniden kavuşamayacağı korkusuyla içten içe çürüdüğünden haberiniz olurdu. 

Onu toprağın üstünde dimdik gördüğünüz için, bir ağacın ayakta çürüyebildiğini bilmiyorsunuz. Yapraklarını döktüğünde ya da alelade bir kış gününde ona bir kez "Nasılsın?" diye sorsaydınız keşke. İyi olmadığını öğrenirdiniz. Dallarına küsmemek için kaç kez intihar ettiğini öğrenir, şaşkınlıktan küçük baş parmakağınızı emerdiniz. Sahi, sizin parmaklarınız ne kadar da küçük öyle? Ellerinizi seviyorum doktor. En çok kırmızı ojelerinizi... Eminim bahçedeki ağaç daha çok severdi, bir kez olsun onu anlamak isteseydiniz.

Ağacın intihara teşebbüs ettiğini öğrendiğimde tepkim şey oldu; Üzüldüm.

Kendisine de söyledim, size de söyleyeyim; ölmek ve yaşamak tercihtir doktor. Şartlar yaşamayı zorlaştırdığında ölümü seçen insanlara, atlara, fillere ve kuşlara saygı duyuyorum. Ama altını çizerek belirtmeliyim ki yaşamayı seçene daha da çok...

O ağaç bana bir keresinde "Yeşil kalmak artık anlamsız. Toprağa köklerimle tutunuyorum ama her son bahar yapraklarımı veriyorum. Her şeyin bir bedeli olmak zorundaysa, dallarımı suçlayamam Kayıp." dedi. Toprağa tutunmayı ve yeşile bürünmeyi anlamsız bulan bir ağacın intiharını anlaşılır buluyorum. Üstelik çok naif duygular besliyor doktor. Ne dallarına, ne toprağa, ne mevsimlere, ne de kuşlara küsmüyor...

Kuşlara niye mi küssün? Dallarınıza yuva kurmasalar, siz küsmez miydiniz kuşlara doktor?

Ağaç bizzat bana kendisi söyledi. Gerçi şu anda önünüzdeki kağıda bu durumdan dolayı deli olduğumu yazdığınıza eminim ama kusuruma bakmayın ki şartlar eşit olsaydı ve sizin gibi benim de elimde kalem ve kağıt olsaydı, sizin için hiç düşünmeden "kalpsiz" yazardım kağıda. Keşke insanlara kalbinin olduğunu hatırlatan bir ilaç olsaydı. Ya da tıp fakülteleri vicdansızlığı da kalp hastalıklarından sayıp literatüre alsalardı.

Evet böyle düşünüyorum. Mesela sizin yerinizde olsam kalp hastalıkları doktoruna görünür, bir kedinin, bir ağacın yalnız başına yıllarca aynı yerde yapayalnız durmasına içerlenmeyi öğrenir, buna içerlenip kendileriyle konuşmak isteyen insanlara deli teşhisi koymazdım.

Çok açık konuşacağım doktor. Ben şahsen Kalp ve Damar Hastalıkları Uzmanı olsaydım, size "Kalpsiz" teşhisi koyardım. Göz Hastalıkları ve Göz Sağlığı uzmanı olsam "Kör" olduğunuzu hemen teşhis ederdim. Ayrıca Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı olsam "Amsız" teşhisi koyar gerekli tedaviye başlamadan önce de sizi karantinaya alırdım.


Ne demek "Amsız ne demek?" Kalbi olmayan insanların organları cinsel işlevlerini yitirmeli ve sadece ürolojik işlevini yerine getirerek işemeli doktor. Bilim insanı olsaydım bunun için götümü yırtardım. Ortalık kadınlı erkekli orospudan geçilmiyor artık görmüyor musunuz?

Ki görmüyorsunuz, daha az önce teşhisi koymuştum. Siz delilerle uğraşacağınıza, orospu karakterlerle uğraşacak olsanız, kendinizi burada demir parmaklıklı odalarda zincire bağlardınız.

Evet böyle düşünüyorum. Kalpsiz insanlar sevişmesin.
Bir ağacın içten içe çürümesine üzülmeyen insan sevişmesin. Yağmur yağdı diye sevinip "Ulan toprağa kavuştu diye inceden bi sevindim şimdi kendi kendime ama acaba bulutlar üzülmüş müdür ki?" diye düşünmeyen sevişmesin. 

O yağmur damlası toprağa kavuştu diye toprağa sevinirken, buluta da üzülen insanlar, bu arada yer çekimine küfürler savururken yağmur damlasının da duygularına aynı şartlar altında önem veren insanlar sevişmeli sadece. Bulutun halinden anlayan, toprağa sevinen, kediye üzülen, ağacın döktüğü yaprağa içerlenen nasıl güzel sever bir insanı biliyor musunuz?

Evet yer çekimine küfür etmeliyiz doktor. Uçamıyorsak, bu dünyaya ve toprağa mahkum olmuşsak hepsi yer çekimi denen göt veren yüzünden. İnsan halinizle kuşlara özenmek zorunda kaldığınız için bunu çoktan sorgulamalıydınız şimdiye kadar. Korkarım yakında hiç çekinmeden, size diploma veren okulun temeline dökülen betona karılmış kumu denizden çeken geminin aktarma hortumuna cinsel içerikli sözler sarf edeceğim.

Bir sabah evinizden çıkıp bu hastaneye geldiğinizde bahçedeki ağaca bir kez olsun günaydın deyin doktor. "Kayıp bana demişti." diyeceksiniz. Bir kez olsun onunla konuşun. Bir kez olsun o heybetli ağacı anlamaya çalışın.

Bir zamanlar gölgesinde insanlar serinleyecek, çocuklar dallarına salıncak kurarken kuşlar da yuva yapacak hayaliyle yeşerip duran bir ağacın dünyayı panayır yeri zannettiğini, en güzel sahnesinin toprağa görünmez kökler salmak olduğuna nasıl inandığını göreceksiniz.
Diyeceksiniz ki "Aaaaa Kayıp ne kadar da haklıymış aman Allahım."


Çünkü anlayacaksınız ki; gölgesinde otururken kendisini mutlu eden bir adamın ayağa kalkıp en kuvvetli dalına bir ip bağladıktan sonra o ipin ucuna yaptığı halkayı boynundan geçirip kendini astığında o ağacın nasıl üzüldüğünü "Vay amına koyim adam az önce gölgemde serinliyordu, ne de huzurlu görünüyordu yahu, astı kendini, yerimden kıpırdayamadım ya la? Toprağımdan kurtulamadım ya, adamı yere atamadım ya, ona nefes olamadım ya, dibimde otururken onun huzurunun sebebini gölgem sandım ya, meğer huzurunun sebebi gölgem değil az sonra ölmeye karar vermiş olmasıymış ya? Hayat bu kadar mı kötü, yaşamak yürüyebilen, oraya buraya gidebilen insanlar için böyle ölmek sebebiyken ben bu saplandığım yerde nasıl mutlu yaşarım lan?" dediğini duyacaksınız.

Benden başka o ağacın halini hatırını soran yok doktor.
Şimdi müsaadenizle gidip kendisiyle biraz sohbet etmek istiyorum. Endişelenmiş olmalı bu saate kadar. Ki kendisine sözüm var, ölmeden önce ona haber vereceğim ve asla kendimi bir ağaca asmayacağım. Çok üzülüyorlar doktor.  Siz de kendisiyle konuştuğunda "Oha lan Kayıp bunu da demişti, her boku da biliyormuş piç." diyeceksiniz.

Ah bu arada adı İrfan. Ağacın adı İrfan. Toprağından, köklerinden, mevsimlerden razı gelmeyi bilen bir İrfan. İsmiyle hitap edilince yaprakları sevinçle hışırdıyor. Sevincine ortak etmeyi, karşılık vermeyi de bilen bir ağaç kendisi. Haberiniz olsun.
Görüşürüz doktor.


4 Haziran 2018 Pazartesi

Dertleşme / Budur Çünkü

Ahkam kesmek ne kolay, gitmek kadar...

Belki gitmek de o kadar kolay değildir giden için. Ama kalan için yaşanacak yerin daraldığı şu dünyada kendi kendine ağlayacak bir yer dahi bulamamak ne zordur?

Kalanlar bilir. Tıpkı sevgili Bayan A gibi kime ne soracağını bilemeyecek kadar çaresiz kalanlar bilir.

Sevmek bir ömür sürer, sevişmek bir dakika diyor şarkı.
Aşkın, sevdanın ve sevişmenin zaman dilimleri ne ara bu kadar birbirine girdi? Böyle sahte "seni seviyorum"ları tüketebilmek ne zaman bu kadar kolay hale geldi?

Hadi biraz edebiyat yapalım.
Bir şeyi sevmek onu sonsuza dek özleme mahkum etmek değildir. İnsanı en çok güvendiği yerden vurmak hiç değildir. Bak bunu bayan A öğrendi mesela. 
İnsan bir şeyi sevdiğinde onunla olmak için savaşır. İnsan birini sevdiğinde der ki "ben senin olduğun hiçbir şey bitsin istemem." İnsan sevdiğini son kez öptüğünü, kokladığını bilemez çünkü. Çünkü bildiğinde ölüm gibi bir şey olur. Çünkü birini sevmek budur... Çünkü seven birine böyle bir kötülük yapılmaz... Allah belanızı versin... yani yapılmamalı.

Edebiyat yapıyorum kimse sikine takmasın şu yazdıklarımı.
Birini özlemek ölmeyi gerektirmemeli. İnsan ölürken sessiz kalamaz. Bağıra bağıra ölür insan. Bağıramazsa da inler. Hem de inim inim, içim içim inler. Sessizlik aşka dahil olamaz. Her şeyi kabullenir gibi susamaz seven. İçinden kendine feryat figan lanetler okur ama yine susamaz. İnsan birini özlediğinde der ki "Ben özlemek değil, kavuşmak istiyorum." 

İlle bir şey özleyecekse, böyle olmamayı, kabullenmek zorunda olmadığı o hazin terk edilişinden öncesini özlemek ister. Özlenen ne bilsin özlemiyorsa amına kodumun yerinde; gitse de, sövse de, vursa da, özlenecek köpek gibi. Çünkü özlemeye terk etmek dediğin, zaten en ağır darbedir yüreğe. Bunu bilen insan susar mı hiç? Çünkü birini özemek budur...

Edebiyat kasıyorum çekilin kenara.
Terk edilmek, terk edenin yalanıdır. Gidenin söylediği her "seni seviyorum" koca bir yalandır. Her aşk cümlesi, her sevda kelimesi, terk etmeden önce terk ettiği sevdalısına yüzünün her gülüşü, koskocaman bir yalandır. Sevmek bir tiyatro sahnesi değildir çünkü. Gitmek, vazgeçmek, kalmak, unutulmak, unutamamak gibi... Rol yapmak oynamaktır, yalan dediğin de budur.

Olsun der ve bir sigara yakar, Bayan A'nın sevdiği adam sağ elini siktikten sonra. Bazı kasıkların içinde kıvranırken, kendisine aşkla bakan gözleri kör bırakmaktır çünkü terk etmek. Bir daha hiçbir sevişmenin ortasında hayran olunacak o bakışları asamaz gözlerine terk edilen. Bunu gidene anlatacağına geride kalan, gidenin arkasından kendisine milyon kere "NEDEN ULAN NEDEN" diye bağırmaz da ağlaya ağlaya bir köpeğin başını okşar sokakta. Terk edilmek budur.

Terk edilmek budur arkadaşım. Gidene "neden?" diye sorulmaz. Gidilir iki kadeh daha rakı içilir. Sahilinin kıyısında denize atlamakla denizi izlemek arasında gidilip gelinir. Ya da balkonların, ya da köprülerin...

Aşkın, sevdanın, yüreğinin anasını sikmişlerdir çünkü hayatımıza girip çıkanlar. Özellikle de çıkanlar... Konuştukları duyulmuyordur diye bileklerini dikine kesmeye karar verir bazı kalanlar. Onlar ki "Sevmek Bir Ömür Sürer" şarkısından inandıklarından değil, bir ömür sevilecek insana rastladıklarına inandıkları içindir. 

Bir kaç gece önce seninle sevişen, bir kaç gün sonra da seni terk edip giden insanın içi çürüktür. Kusuruna bakılmalıdır o insanın. Bazı terk edilenlerin alacağı vardır bu dünyadan... Ve elbette bazı terk edenlerin borcu... İnsanla yaşamak budur.

Ben şaşırıyorum.
Bayan A'nın sevdiği adamın, bana "Bayan A'ya deli gibi aşığım." dediği günleri (10 gün önce) hatırlıyorum. Bunları bana söylemesine mi, o herife bir türlü hiç inanmadığıma mı, bu terk edişine mi şaşırayım bilmiyorum. Şaşırmak bunu gerektirir belki, bak bunu bilmiyorum. Demek ki şaşırmak budur. 

Ama sen kendini sakın üzme Bayan A.
Sakın saçlarını kestirme. Dünya çirkin diye sen de çirkinleşme yalvarırım. Buna hakkın yok... Kitap oku bence. Yemek yap mutfağında. Kahve ısmarla bana, arkadaşlarına, annene, ablana. Ara kuzenin salak Aybüke'yi (içten selamlarımla) de ki "çay koydum kız, atla gel." Denk gelebilirsen, güzel adamlarla sigara iç Moda'da. Bu dünyada güzel bir şey yok diye her sabah, kendi gözlerine bakarak idare et. Ayrıca senin ellerin de çok güzel. Bir de Irmak var... bayılıyorum ellerine o hatunun. Pisletmeyin bir daha ellerinizi pislik insanlara dokunarak. Boka sok elini ama sakın siktir olup giden o adam gibilerine dokunma. İyi kalmak budur.

Annen sana üzülecek. Annen olacak o zavallı kadın, sen işten mutsuz geliyorsun diye dertlenecek, ağlayacak uzun süre. Çünkü anneler böyledir. Anne olunca anlarsın. Onlar bu dünya için fazla güzeldir. Sen de bir süre sonra kendinde ağlayacak gücü dahi bulamayacaksın zaten. Yüzünden aynaya yansıttığın o boş bakışlara da alış. İçtiğin sigaraları say derim ben. Kasık senin, ciğer senin, sen bilirsin tabii ama bana sorarsan; kadınlığına yazık ettiğin kadar, ciğerine de yazık etmek hakkındır senin...
Ve senin gibilerin... Çünkü yaralanmak budur.

Say mutlaka. Kötü kalpli bir adamın sana kaç kez seni seviyorum dediğini, buna kaç kez inandığını, bunun seni ne kadar mutlu ettiğini, sonra ne kadar sikip attığını say (cinsel anlamda değil). 

Çünkü hayat eskiden söylenmiş şarkılardaki kadar güzel değil sevgili Bayan A.
Artık sadece yaşamak bir ömür sürüyor, sikilmek bir dakika. (Duygusal anlamda)


Çünkü asıl birini sikmek dedikleri budur. (Her anlamda)