Ama önce Melikenin açtığı yarayı iyileştirmem gerekiyordu. Bir yarayla başka birine aşık olmaya yeltenmek, o insanı tüm yaraya ortak etmek, ona hak etmediği bir yük yüklemek, onun önüne aşılması gereken zor yolları dizmek demektir. Çamurlu, taşlı, bozuk yolları… Bu adice. Kadına, erkeğe, insana dahası bir kahramana yakışmayan büyük bir kötülük…
Acaba şu sürekli bana gülümseyerek cevap vermek zorunda kalan bilet görevlisi Pe(..)sus çalışanı kıza kırk birinci kez gidip öfkemi kusmalı mıyım? Kusmak mı? Hayır. Ömrümün geri kalanında midemi temiz tutacak kadar kusmuş haldeyim.
Yeteri kadar kusmuş, yeteri kadar insanın benden tiksinmesine sebep olmuştum. Öfkeliydim. Bir yerden çıkarmam lazımdı bu öfkeyi. Dalaman hava limanında ilk uçağa geç kalmıştım. Sonra Antalya havalimanından kalkacak uçağa yetişebileceğimi düşünmüş, ona da geç kalmıştım.
Göt taksici “Atla abi, yetiştiririm ben seni. Bize yer uçağı derler abicim. Sıkıntı yook.” demişti.
Sıkıntı yok diyen adamın rahatlığından isterim hep. Sünepe söylemi olabilir ama olsun. "Sıkıntı yok"sa sana yok piç kurusu, ayırdığım bütçenin üç katını vermişim ben o bilete. Yavşak. Yetişemezsek sikerim ben senin dalağını.
Yetişemedik. İki bilet parasını taksiye verdiğim gibi dalak malak da sikemedim. Zaten bileğim çok ağrıyordu ve yorgundum. Uçağın rötarı.. sonra tekrar, sonra bir rötar daha...
Twitter da @ordinaryosma’nın tweetlerine dalmıştım. Acayip sevimli bir dünyası olan şeker gibi hatun. Bir ara mesaj atıp kendisine sosyal mecradan yürümeye karar verdim. Takdir edersiniz, birkaç kadeh devirdikten sonra tabi ki.
Bir kahraman olacağım ben ama benim cesaretimin tıkandığı nokta, kadınlarla iletişim noktası. Melike ile ilk seviştiğimiz gece 3 kadeh votkayı 10 dakikada içtiğimi hatırlıyorum. Simge’yi ilk öptüğümde de benzer bir yöntem uyguladım.
Devreye kadın denen varlık girdiğinde cesareti alkolden alıyorum. Ezgi ile konuşmak için de öyle, kuzenim Erkan’a arkadaşım Nilay’ı ayarlayabilmek için de, içine sıçtığımın dönem sonu ödevimi Birsen hanıma imzalatıp not dilenmek için de, Cansu ile karşılaşırsak göndermediğim mailin rapor detaylarını açıklamak için filan…
Hatta ilkokul öğretmenime aşık olduğumu söylemek için 15-20 şişe gazoz içmişliğimi bilirim.
Ertesi gün annem okula gelecek ve öğretmenimden “Oğlunuz bir derste 20 kere tuvalete gidiyor. Bir sorunu mu var acaba, bir doktora götürün.” önerisini alacak kadar rezil duruma düşecektim. O gün bugündür gazoz içmem.
Kadınlar konusunda cesur değilim. Bir gün olacağım. Olmak istediğim şeyi oluyorum çünkü ben. Bir tek kahraman olamıyordum. Onu da dün gece olmuş sayılırdım. Öyle umuyordum.
Dün gece de Ayça’nın ex-tapınağı olan maçobeyine kafayı gömçürttükten sonra Ayça elimi tutmuştu. Belki cesaretlenip bir kadınla yakınlık kurmak için içmeme gerek yoktu. Birilerine kafa atarak da yakınlaşabiliyormuşum ben. Kendimi öğrenmem bitmemiştir belki de.
Gerçi kusarak bütün öpüşme ihtimallerini ortadan kaldırıp duruyordum ama sonuçta maçobeyi yıkmış, Ayça'yı kurtarmıştım. Kahraman olamayacaksam da dünya kusma şampiyonu olmalıydım. Ayça bana tiksinerek bakıyor, Turan abi bize doğru koşuyor, kamptakiler ise oldukları yerden götlerini dahi kaldırmadan meraklı bakışlarıyla olan biteni izliyordu. Ben o esnada yeniden bir ayak sesi duyuyordum. Ve akabinde kulağımı cırmalayan Ayça’nın fevkalade tiz çığlığını… Bu kadın sesini nasıl da bu denli tize vurabiliyor ya?
Az önce kafayı burnunun ortasına yerleştirerek götünün üstüne yığdığım maço beyimiz; ben kusarken, Ayça bu durumdan tiksinirken ve Turan abi bize doğru koşarken boş durmamış, ayağa kalkmıştı. Bununla yetinmemiş bana 3-4 adım mesafeye kadar da yaklaşmıştı.
Benim kollarım kısadır dostlar. Aşık olduğum bir kadına çok sıkı sarılabilirim bu yüzden.
Ve maço beyimize aşık da değilim. Bu yüzden ayak sesine dönüp baktığımda ve Ayça “Kayıp” diye ismimi cırtlak cırtlak çığırdığında, aramızda 3 adım mesafe kaldığını gördüm.
Bir karar almak zorunda kaldım. Kısa kollu boksörler yakın dövüşmeyi severler. Ben de severim. Bunun için aramızdaki mesafe bir adıma kadar inmeliydi. Bir adım daha… sadece bir adım. Hayatımda çok önemli ölçüde ve sıklıkla yaptığım şeyi yapıyordum. Bekliyordum.
Beklemenin bir ömür törpüsü olduğunu bile bile, sonunda hayal kırıklığı olduğunu ezberime kazımışlığımla bekliyordum. Sabırla... Bir adım daha atmasını…
Attı.
Bana da sol ayağımı öne atmak, arkada kalan sağ ayağımı, dizimden içeri doğru bükerek, yerden aldığım kuvveti sırtımdan sağ omuzuma doğru aktararak, omuzumu bir mermi gibi öne doğru yatırıp, güçlü olan sağ yumruğumu götleğin suratına doğru savurmak düştü...
Bilenler bilir. Yüzün sağ ve sol çene altları, vurduğunu yıkmak için muazzam hedeflerdir. Çenesinin sol altına doğru... Yıkıldı piç. Çünkü şartlar bunun için gereğinden fazla müsaitti. Bu hem benim, hem de maço beyimiz için hiç ama hiç iyi bir durum değildi.
Piçin evladını ayıltmak için ambulans gerekti. Hatta övünmek gibi olmasın ama ambulanstan biraz daha fazlası… Hastane gibi. Kollarım kısa olabilir ama yumruklarım güçlüdür... şükür...
İnsanlar başlarına aldıkları darbe ile travmaya bağlı şuursuzluklar yaşadığında en yakın sağlık kurumuna başvurmalıdır. Maço bey bunu tek başına yapabilecek fşuura sahip değildi. Çünkü boylu boyunca uzanmış, titriyor ve yattığı yerde ölmemeye çalışıyordu. İşte böyle koyarlar adama göt tıngırtısı.
Ayça ise Turan abiye sarılıp sarılıp ağlıyor, kokusu muhtemelen Turan abinin aklını başından alıyordu. Kamp sakinleri ambulansı arıyor, maçobeyimizle ilgileniyorlardı. Bana gelecek olursak, maçobeyimizin çenesinin sol altına gömdüğüm yumruk yüzünden bileğimi çatlatmış veya incitmiş olmanın verdiği acıya katlanmaya çalışıyor, arada kusmayı da ihmal etmiyordum. Acaba Ayça kusan erkeklerden hoşlanır mıydı? Keşke çok hoşlansaydı. Kendisine benzeyecek küçük kız çocukları doğuracak kadar hoşlansa yeterdi bana...
Bir kahraman olmak isteseydim insanların gerçekten ne düşündüğünü anlayabilme gücüm olsun isterdim. Sadece bana ait olan süpersonik ultra anlayış gücü.
Ben sadece aşık olduğum kadınların bakışlarından ruh hallerini anlayabiliyorum. Bu da bir şeydir. Belki de geliştirmem gereken gücüm bu. Soktuğumun kahramanlığı da böyle bir şey. Sürekli kendini ve güçlerini geliştirmek zorundasın. Sanki doktorum, sanki hukukçuyum amına koyim. Kahramanım lan ben. Olay yerine uçarım, hallederim işi, kötülüğü bertaraf edip evime dönerim, haberlerde benden nasıl bahsettiklerini izlerim.
İnsanların hakkımda ne düşündükleri önemli. İyi bir şey yaptığına inanıyorsan "hakkımda kimin ne düşündüğü umurumda değil." diyemezsin. Aksine iyi bir şey yaptığını söylemelerini istersin. İnsansın lan, bundan doğal ne olabilir?
Aklınızda olsun "Hakkımda kimin ne düşündüğü umurumda değil." cümlesi, hata yaptığını bile bile o hatayı yapan insanların sözüdür. Kendilerini tatmin etmek için... Benim iyi bir şeyler yaptıktan sonra da tatmin edilmeye ihtiyacım var. Bu yüzden insanların hakkımda neler düşündüğünü merak ederim ben bazen. Hele çok sevdiklerimin...
Mesela bütün kırgınlığıma rağmen Melike'yi "iyi" düşünüyorum ben...
Bir kere ona yumruk atmayı öğretirken, hanım kızımız sol kaşıma şahane bir yumruk koymuş, böylelikle açılan kaşıma dört dikiş attırmak suretiyle ömrüm boyunca bir Melike iziyle yaşamaya mahkum edilmiştim.
Keşke burada olsaydı. Aradan ne kadar 8 ay geçerse geçsin ki bazı ayrılıkların üzerinden çok daha fazlası geçebilir, ben gittiğim her yere Melike’yi de götürmeye devam ediyordum. Bazı kadınların izleri sadece kaşta, gözde, ellerin içinde, parmakların arasında, burnun ucunda kalmıyor çünkü. Benim her yanımdan Melike taşıyor. Kime baksam, kime karşı bir şeyler hissetsem onu aldatıyormuş hissi de eşlik ediyor bunlara…
Bir gün Zeynep bana, seviştikten sonra neden ağladığımı sormuştu. Zeynep hanımın bizzat kendisi; Melike’den sonra hayatıma giren, ilk ve duygusuz sevişmelerle adının ne olduğunu bilmediğim bir ilişki yaşadığım kadın olur…
“Yok ya!” demiştim. “Ağlamıyorum, gözüme bir şey kaçtı.”
Oysa heveslerim, umutlarım, hayallerim, hayatımın anlamı, kalbimin atışı, alıp verdiğim nefes ellerimden kaçmıştı…
Bunun sebebinin ne olduğunu da öğrenememiştim üstelik. Bilmediğim bir sebep yüzünden çektiğim özlem… İşin kötü yanı ne biliyor musun? Asla öğrenemeyecek, bununla ölecek olmam. Melikenin beni severken ki sesi...
Ambulansın sireni duyuldu önce. Sonra ben bir daha kustum. Bu arada Ayça, Turan abiyle konuşurken maçobeyimize de ara ara göz ucuyla bakmaktaydı. Tedirginliği yüzünden okunuyordu. Sağlık görevlileri maço denyosunu sedyeye taşırken uyandı bey efendimiz. Göz göze geldik. Sağ elinin işaret parmağını bana doğru sallayıp “sön göröcöfsön orosfu çhocuuuğğ. Sököcöfm sölölönf.” dedi.
Çünkü çene kemiği kırıktı. Sizin gibi ben de cümlesinin sonunda“sülaleni” demek istediğini tahmin ediyorum.
O bana “Göreceksin sen” diye bireysel ve sülalemi kapsayan tehditler savururken ambulansın kapısı kapandı. Kısa bir süre sonra da ağaçların çevrelediği yola girip, gözden kayboldu. Ben de son kez olmasını ümit ederek bir daha kustum.
Havaalanında uçağı beklerken mide kramplarım devam ediyor fakat kusamıyordum.
Anaonslar geliyor geçiyor, T(.)Y uçakları vızır vızır inip kalkarken sikik Pe(..)sus uçağı tehir alıp duruyordu. Tanıdık bir koku çarptı sanki yüzüme. İşte sonra o ses de kulağıma...
"Kayıp Merhaba!"
Bazen kokular ve sesler aynı anda bir adamın duyularına özlem, hasret ve korkunç bir sevgi eşliğinde temas edebilir. Böyle olduğunda ise o adam, on iki kez kanser olup, yirmi altı kez şiddetli kalp krizi geçirip, yüz on beş kez 70 metre yükseklikteki bir uçurumdan düşüp, köpek balığı, piranha ve timsahların olduğu havuza bin dört kez girip, sağ çıkmışçasına bir mucizeye tanık olmuşluk hissi yaşayabilir.
Başımı kaldırdığımda da hissettiğim buydu. Saçlarını kestirmiş. Gülümsüyor. Ve çok güzel gülümsüyor. Zaten 8 ayda ne kadar değişebilir ki insanın gülümsemesi…
Sarılsam hayır demeyecek kadar sevgi dolu bakıyor gözlerime. Hipnotize olmuşçasına ayağa kalkıyorum.
“Melike! Nasıl ya? Şaşkınım şu an.” dedim ve Melikenin gözlerinin gülüşünü seyretmeyi bir kenara bırakıp kendisine sarıldım.
Etrafımda olup biten her şeyle bağımın kesildiği an, onu içime sokmak istediğim andı. Anonsları duymuyordum. Etrafımızdan gelip geçen, valiz bekleyen, kontrol kapısında doluşan insanları görmüyordu gözüm. Tam karşımızdan üzerimize doğru öfkeli bakışlar ve küfürler eşliğinde koşan 15-20 adamı da…
Melike, ona sarılmak, boynunun kokusu... "gel lan buraya, orospu çocuğu, sen kime vuruyon lan, ananı sikicez." naraları atarken gözümün içine bakan, bakarken bana doğru koşan adamlar.
Ulan Pe(..)sus... Ben senin uçağının yakıt deposunu sikeyim.