11 Ocak 2017 Çarşamba

Hikayem Salya Sümük / 2

İşte bugün, Melike gittikten sonra aradan tam 8 ay geçmişti. Odamda, yatağıma oturmuş çay içiyor, yalnız ve yağmurlu geçen yaz tatilimin, rötarlı dönüşümün sırtımdaki ağrısını, çalınan zamanım, çalınan duygularım, çalınan hayatım üzerimde giderek büyüyen karanlık bir gölge haline gelmesini izliyordum. Hani ben kahramandım? Hani kahramanlar yenilmezdi?
Senin de yatacak yerin yok kaşar Pe(..)sus.

Çünkü insanız. Gönlümüze dert olan hikayelerin üzerinden istesek de istemesek de aylar hatta utanmadan yıllar geçer. Mesela 5 saat önce Antalya’da, sonrasındaysa işte bu yataktaydım. Elimde Bacardi veya bira yerine çay var… Oysa dün gece Ayça ile aynı masada oturuyor, bütün güzel kadınların, bütün güzel adamların sevgili olduklarında çok güzel varlıklar olarak kalamamasının suçunu kendimizde arıyorduk. Melike de bana öylesine bakmıştı bir gece… “Çürüyorum.” dercesine…

Çünkü bütün insanların asla kaçamayacağı, asla ve asla değişmeyecek bir takım ortak özellikleri olduğunu herkes bilir. Yaşlanmak der kimileri, ermek der, erimek, çürümek, başkalaşım der bir takım Kimyevi kanunlar… 

Melike “çürüyorum” der gibi bakar mesela… Bu boş bakış, aşık adamlar için her gözde aynı anlama gelir. 5 saat önce Antalya’da olmam, şimdi odamda uyumaya çalışıyor olmam gibi.

Peki Ayça? Onun narin elleri, bütün cildi gibi, hatta eminim boynundan önce eskiyecek, buruşacak mesela. Başkalaşacak… Çok yazık, hele ki muhteşeme “bir" varken bütün güzelliği…

Yanına gitme cesaretimi, sevgilisi olacak puştun hepimizin içinde Ayça'yı kırma cüreti göstermesi ile bulmuştum. Muhabbetimizi; günaydınlaşmalarımızdan, merhabalardan, afiyet olsunlardan, bugün yine yağmurlulardan bir tık ileri götürebilme şansımdı bu benim. 

Sonra Melike geldi aklıma. Eski sevgililerin akla gelme hususu çok aptalca. Gelecekteki ilk sevgilime bunu söyleyeceğim. Aramızda kutsal bir anlaşma olacak. Bir gün eski sevgili moduna geçersek asla birbirimizin aklına gelmeyeceğiz. Seviştiğim kadını nefret ve öfke ile anıp sinkaflı sözler sarf ederek anmak istemediğimin altını çizerek anlaşmamı yapacağım. 

Oysa Ayça’nın sevgilisi, henüz sevgilisiyken “siktir git lan kaldımsa kaldım sana ne?” diye bağırıp siktirolup gitmişti kamptan. Kaldımsa kaldım kısmı Ayça buradayken üç gün boyunca eski sevgilisinde kalması kısmıydı. 

Ama hakkatten çüştü. Evet ohaydı. Gerçekten yok artık daha nelerdi. Değişik, midesiz ve geniş bir adamdı demek ki. İnsan insanı böyle çürütürdü işte. Melike bana neden “çürüyorum” der gibi “öylesine” boş bir bakış atmıştı ki? Melike siktir git şuradan. Görmüyor musun, konumuz Ayça? Ayça da değil. Benim bütün yenilgilerimle yüzleşmem…

Ayça, yağmur deliye dönmüşken eşyalarını toplamış çadırı sökmeye yeltenmişti. Turan abi engel oldu “sabah gidersin” diye telkin etti Ayça’yı. Coğrafi olarak ebesinin amı olarak adlandırılan bir yerdeydik. Geceydi ve Kaş’a inecek araba bulmak imkansızdı. Böyle rastlantılar olmasa insanlar nasıl bir araya gelebilir ki? Hem zengin piçi yakışıklı sevgilisi, arabasına atlayıp gitmişti çoktan. 

Son cümleden anlaşıldığı üzere, herifin sahip olduğu her şey benim için kıskançlık sebebi. Zengin, yakışıklı, güzeller güzeli bir kadınla kamp tatilinde, hemen öncesinde eski sevgilisi ile kalmalar, para, seks, tatil, lüks arabalar…

Aynı şeyleri düşündüğünden midir nedir, Ayça hışımla plaja yöneldi. Uzun bir süre oturdu yalnız başına. Zaman zaman kaynaştığı kampçıların dişi olanları yanına gidip geldi. Ben cesaretimi toplamak için sanırım 12'nci biramı içiyordum. Buna gerek yoktu aslında. Çünkü tanışmıştık zaten. Merhaba ben Kayıp. Size kayabilir miyim? Diye sormayacaktım ki zaten… 

İnsanlara körü körüne bağlanmak gibi bir yeteneğim olduğunu biliyor musunuz? Ben kahramanım. Böyle meziyetlerim var. Dünyanın her yerinde bu meziyeti olanlara Aptal derler. Ama 
kabul et! Kahraman daha güzel duruyor. Biriyle tanışır, bir şeyine hayranlık duyar, o şeyin içimi doldurmasına izin veririm ben. Doldukça da altında ezilirim. Hayranlıkla sevgi büyütme konusunda uzmanım. Melikenin küçük ayak başparmaklarının güzelliği mesela… Hayranlığım büyür, büyür ve bütün dünya gölgesi altına sığınabilir benim sevgimin.

O gölgelerin karanlığına mahkum olmak ise sadece benim kaderimdir.
Ayça ile bunu konuşmuştuk. İnsanlar değişirdi… Her neleri güzel olursa olsun, kalbine sirayet etmedikten sonra…

Çünkü bir önceki bölümde de yazmıştım bunu; İnsan severken kalbinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur zanneder. Zaten yenilgilerin acısı hep zannetmekle başlar.