11 Ocak 2017 Çarşamba

Hikayem Salya Sümük / 1

"Bu Öykümsü Deneme 10.01.2017 Tarihinde http://kayipbirkita.tumblr.com/ blogumda paylaşılmıştır."


Bir gece uçak beklerken hava limanında, bir kadının tweetlerini okudum 3 saat kadar. 
Çünkü “Ben senin verdiğin hizmeti sikeyim amına koduğumun P(..)susu.” demekten içim sıkılmış, büzülmüş sonra da şişmişti. Küfür etmeyi seviyor olmam hep garibime gitmiştir. İnsanın kendi kendini garipsemesi de…

Eve döndüğümde saat 01:20 idi… Alkolik bir semptom olmayan ama biraz olsun kötü geçen günün ardından, altına saklanmak için bir iki kadeh Bacardi içme arzusu. 15 gün önce o evden çıkarken dolapta sadece bira kaldığını hatırlamak… Tekelci Ali abinin dükkanına doğru yürümek, Tekele 50 metre kala dükkanda hiç ışık yanmadığını görüp saate bakmak… Ali abinin dükkanı saat 12:30 da kapattığını hatırlamak… Dedim ya kötü gün… Ali abinin anasına avradına hatta yedi-sekiz ceddine küfür etmek.

Yenilgiyi kabul etmeli insan.
Duşumu alıp yatağa uzandım. Çok sinirli ve çok mutsuzdum. Bütün yenilgileri hatırlama gecesi… Yenilgiler hatırlandığında insan mutsuz olur. Benim o geceki mutsuzluğumu Taksim Tünelden, Tarlabaşı Haydar Bar'a kadar yol olurdu. Dedim ya “ben P(..)susun verdiği hizmetin ta…”

İnsan severken, kalbinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur sanıyor. Şu berbat geçen tatilimin 15 günü tanımadığım kadınları arzulayıp onlarla sevişemeyerek geçti. Çünkü ben utangaç bir adamım. Gidip yavşak yavşak tanışma çabalarına girmek bir yana dursun gözlerimle bile saldıramam bir kadının gözüne. Bakışlarımı önce ben kaçırırım. İsterim ki ardımdan yardırıp gelsin gözleri. Kim istemez? Ama en çok ben isterim.

Sonuçta karşı cinsten bir birey ile kesişirken, zamandan başka kaybedecek bir şeyi yoktur insanın. Ama gel gör ki ben bazı güzel gözlerin retinalarına dahi kıymaktan kaçınırım ben. Kalbimin paramparça edilmesinin sebebi budur belki... bilmiyorum.

Tatilimi boka bulayan etkenlerin en önemlisi gökyüzüydü. Yağmurlu olan gökyüzü var ya! Hem de 15 gün boyunca. Hem de bunun beş günü şiddetli fırtına eşliğinde… Beyoğlu antikacılar sokağında gezinti yapıyor olsam bundan hoşnut olurdum. Fırtınadan değil de yağmurdan… Ama Kaş’da antikacılar çarşısı yok. Kaş kör, Kaş dilsiz. Kaş sevgisizlik yüzünden hüzünlü. Sevememenin ortasında ellerim yüzümde. Telefon çalmasa, garsona sipariş vermesem konuşmuşluğum yok…

Ki ben biliyorum ki; yağmur yağdığında güzel şeyler olur.

En azından ağlamaktan utanmaz insan. En azından Kaş'ın Bayındır Ufakdere kampında utanmaz… Yağmurda güzel şeyler olur. İnsan öldüğünde kim üzülür arkamdan diye düşünecek kadar kendiyle kalabilir doğanın tam ortasında… Oysa ben evdeydim. Çay içiyor, ağlıyor ve utanıyorum.
Ha bir de sen var ya çok büyük ibnesin p(..)sus.

Bir insanın mutlu, mutsuz, öfkeli, sakin olduğunu anlamak için onu tanımanıza gerek yok. Bunun ilk şartı o insanın gözlerine bakmaktır. Ben boş bakan gözlerden daha çok şey çıkartabiliyorum. Belki bir kahramanım ve yeteneğim budur bilmiyorum. Günlerden bir gün, bir sevgilimle Kadıköy’de buluşmuş, dinginliğini fark etmiş ve bundan rahatsız olmuştum. Demiştim ki “Gözlerime baksana bi sen!”

Narin boynunu çevirip bana “öylesine” bir bakış atmıştı. Siz hiç size aşık bir kadınla seviştiniz mi? Cevabınız hayır ise sizin adınıza çok üzgünüm şu an. 

Çünkü ne kadar hayvanlaşırsan hayvanlaş, göz göze geldiğinizde birer yangın görürsünüz onların göz bebeklerinde. Patla da seni göğsüme bastırayım yangını… Seni teselli etmenin en yangın yerindedir çünkü o an. Bütün kadınlar, sevdiği bir insanı sadece bakarak, bilemedin sadece gülümseyerek teselli edebilir. Sevişirken bir kadının gülümsemesine şahit oldunuz mu? Buna tapınmayacak erkek, bir insan ne kadar adam olamazsa o kadar adam değildir.

Bütün kadınlar kahramandır çünkü. Bu kahramanlıklarının ortaya çıkması için herhangi bir şeyi 5-6 gram sevmeleri kafidir. O kahramanlık bütün gülüşlerine yayılır. Güldürürsen, görürsün.

Bunu bir işmiş ve bu işi en iyi ben yaparmışım gibi bir sevişmeden bahsetmiyorum… Neyse işte konumuz sevişmek değil. Konu eski sevgilim. O kadın benim gözlerime öyle bakardı henüz birkaç gün öncesine kadar ama o akşam bir sorun vardı. Elimi tutuşunda değil, elimi tutup yürümesinde değil, seçtiği kelimelerde değil... bakışlarında! O yüzden, gözlerime “öylesine” bakmasından anladım ki içinde bir şeyler çürüyordu sevgilimin ve ben buna engel olamıyordum. 

Seni 5-6 gram dahi seven bir kadına kahraman olamıyorsan, geber ulan piç kurusu. Hayat mottom bu. Sana seni minicik kalbiyle değerli hissettiren insanlar senden daha mutsuz olmayacak. Buna izin vermeyeceksin.

Ben mutluyum. O mutsuz. Hem de gözlerime “öylesine” bakacak kadar mutsuz. “Öylesine” bakarken ben de yanında öylesine duruyor olmalıydım. Aksi halde bir insan bir insanın gözlerine neden öylesine baksın ki? O gece benden ayrılmak istediğini söylemedi. Birkaç gün sonra… Bu anlattığım son görüşmemizdi. Ve ben son seviştiğimiz günü hatırlamıyordum. Çünkü gözlerini en son o gece öpmüştüm.

Bu olanların o kadınla ne alakası var dediğini duyar gibiyim.
Ama sen okuduğunu anlamıyorsan benim yapabileceğim bir şey yok. Evde rakı yoktu. P(..)sus denen aşağılık firmanın uçağı tam 3 saat rötar yapmıştı ve ben Bacardi içemiyordum. Tatilde yağan yağmuru geç. O benim şımarıklığım. Yağmuru severim ben. İnsan yenilgiyi kabul etmeli demiştim hatırlıyorsan… Bu gece bütün yenilgileri hatırlama gecesi… Nerenle okuyorsan…

Dolapta sadece bira olmalıydı. Yok. Çay içiyorum. Çünkü biralar bitebilen bir şeydir. Aşklar da öyle.
En geç yarın akşam kendime bira alabilirim. Aşklar için aynı şeyi söyleyen insan Starbucks’ta Americano içip kendini bir bok sanan insandır. Net.

Kaç para oldu bir Americano? Sosyalleşmek neden bu kadar pahalı amk ya? Allah senin bin belanı versin P(..)sus.

Tatilime dönecek olursak; 
Sondan dördüncü sabah, çadırımın karşısına bir çadır dikildiğini gördüm.

Geceden gelmiş olmalılar. Çok derin uyumuş olmalıyım. Bir şeyler atıştırdım. Birkaç yalan gülümsemeli günaydınlaşma eşliğinde tuvalete gidip işedim geldim. Döndüğümde geceden gelen komşu çadırımın fermuarı açıldı. Beyaz bakımlı ince parmaklı eller portatif bir sandalye attı dışarı. Oha dedim kendi kendime. “Kafama atsaydın öküz karı” diye ekledim kendi iç sesime… Sabahları agresif ve kaba olabiliyorum.

Karşılığında “Çok pardoonn” diye ince bir ses ile şımarıklaşmış sevimlilik gösterisi aldım.
Kesin saçları mavidir diye düşündüm. Çadırın içinde portatif sandalyenin işi ne? Acemi kampçı… Kamp alanında tespitlerimde asla yanılmam.

Çadırıma girip sigaramı ve geceden dibini gördüğüm şarap şişesini aldım. Ali abi geldi aklıma. Ne alakası varsa amk. Şemsiyemi açıp oturdum sandalyeme. Sigaramı yaktım. Çadırdan çıktı. Saçları sarıymış. Hayret. Yanılmıştım.

Çadır büyük. İki-üç kişiler herhalde diye düşünüp kamp tespitlerimin birer fiyaskoya dönüşmesine şahit olacaktım. Sigaramı yaktım. Günaydın dedi. Karşılık verdim. “Geçen sene ateşi burada yakıyordunuz bu sene yok mu? Gece geldim, göremedim.” dedi. Acemi kampçı değilmiş. Dakikalar sonra öğrenecektim ki kalabalık da değilmiş. O an bir daha kamp tespiti yapmamaya karar verdim.
Muhteşem kıyıları andırır güzellikte bir kadın değildi. Ama güzeldi. Saçları sarıydı. Doğal sarı. Teni beyazdı. Gülüşü güzel, ses tonu şımarık, üslubu naif, göğüsleri muhteşem kıyıların ta kendisi gibiydi. Ve yalnız…

Plajda oldukça uzaktık birbirimize ve Turan abi bir saniye bile boş bırakmıyordu beni. Gizli gay olabilirdi. Benden hoşlanıyor da olabilirdi. Turan abi boşandığı karısının kendisine attığı kazıkları milyoşuncu kez anlatırken (milyar, trilyon kafi gelmeyeceği için milyoş diye bir şey uydurdum) ben, aynı sabah adının Ayça olduğunu öğrendiğim kadına baktığımı çaktırmadan bakmaya çalışıyordum. Yeşil gözler çok terbiyesiz. Biliyorsunuz değil mi?

Bir memesine Bad diğer memesinde Girl yazan siyah bikinisi de en az gözleri kadar terbiyesizdi. Göğüsleri de o bikiniyi destekliyordu. Bir şey soracağım; Ya bu bad girl leşliği nedir biri bana anlatabilir mi?

Nihayet göz göze geldik. Sizden saklayacak değilim. Göz göğüse geldik demek daha doğru olur. Gözlerimi hemen kaçırdığımda yağmurun altında yüzümden buharlar çıktığına emindim. Turan abi “güneş yok bi şey yok neden kızardı senin yüzün?” diye sorduğuna göre durum vahimdi…
P(..)sus… senin ben izanını sikeyim.

Turan abi, çağlar boyunca insanlığın modern dünyaya uzanmasını sağlayan sihirli cümlelerin sahibi bir adamdı. İçimde 8-10 milim eşcinsel eğilimim olsa Turan abiyi kaçırmazdım. Bana o gece “kızla konuşayım mı senin için” dedi. İkimizde o an arkadaş arkadaşın pezevengidir kuralının bir çok aşkın fitilini ateşleyen kibrit ucu olduğunu bilecek kadar sarhoştuk.
“Abi siktir git ya, o kız bana bakar mı?”

Zaten bakmadı. Ben olsam ben de bakmazdım. Üçüncü gün sevgilisi geldi. Turan abi ve benim güzellik olarak bir araya ancak getirebileceğimiz erkeksi özelliklerimizi topla, kızın sevgilisinin ağzının gözünün güzelliği etmezdi.
Bu gece yenilgiler gecesi… hatırlatmama gerek var mı?