Eğer bir deniz kızına aşıksanız, denize dökersiniz içinizi.
Denizkızı da sizi anlayabilir böylece.
Ama benim denizimin kızı, anlamasa da olur beni...
Şimdi burada olsaydın dudaklarımı bileğine bastırır "şu hayatta bundan daha güzel ne olabilir ki?" diye düşüncelere dalardım. O esnada rakı içiyor ya da içmiyor olduğumuzun bir önemi yok. Şu hayattan o denli büyük bir mutluluk yaşamayı hak ettiğimi düşünmüyorum.
Rakı sofrasında bileğini öpmek... saçmalama be kadın, ben mucizelere inanmam.
/
Aramızda mesafeler var.
Buna rağmen yollara düşüp yanına gelerek gözlerinin içine bakmayı ve sana
"çok yorgunum. bu içine sıçtığımın yolu bu kadar uzunken, seni sevmek nasıl oluyor da bu mesafeyi kısacık hale getiriyor anlatsana biraz." diyebilmeyi istiyorum. Çünkü öyle.
Çünkü sen de bana bir keresinde "bazen çok gerçek gibisin." demiştin.
Gerçek olduğumu ağzını, yüzünü, elini, ayağını, omzunu, boynunu, sırtını falan severek gösterebilmeyi istiyorum... Mucizeler demiştim ya! İşte öyle...
/
Biraz votkalıyım. Saçmalıyor olabilirim.
Bazen seni düşünüyorum. Bunu ve beni hissetmeni çok isterdim.
Çünkü aklıma gelişin çok güzel. Ve sen güzel şeyler hissetmesi gereken bir kadınsın.
Buna dair bir tek kelime edecek olsam "şarkı" derdim. En güzel şarkıyı dinlemek gibi seni düşünmek. En güzel şarkıyı dinlediğinde beni anlayacaksın.
Suratımın aptal gülümsemesini de... Ben sana şarkı der susarım mesela... Anlarsın.
/
Şimdi şurada olsan, sana bu karanlığımı nasıl aydınlattığını da göstermek isterdim.
Korkarım bu biraz müstehcen olurdu ama boş ver şimdi sevişmeyi. Oradasın. Orada bir ışık var. Benim ışığım. Çünkü sen benim ışığımsın...
Bil! Kafi...
/
Biraz votkalıyım. Bu mayhoş ve çakırkeyifliğimi üzerine alın lütfen.
/
Bugün bir kaç kez aklıma gelmedin. Sonra aklıma her geldiğinde son treni kaçırmışım gibi üzüldüm seni düşünmeyi unuttuğum için. Gülüşünü anımsayıp mutluluk çaldım biraz. (Biliyorum, sen buna sevinirsin.)
Biraz bol geliyor bu mutluluk bana çünkü dünya senden küçük. Benim yalnızlığım da çok dar bana. Kaçıp kaçıp dizlerine koyuyorum başımı. Biraz göğsüne sığınıyorum. Biraz boynuna...
Keşke bana bir yer ayırsan... orada ölsem. Bugün bir kaç kez bunu düşündüm. İkimizi...
Bu sikik dünya, başka türlü güzel bir yer olmayacaktı çünkü.
/
Canım cennetim...
Ben seninle aynı sokakta yürümedim hiç. Biliyor musun; adımlarımız birbirine denk geldiğinde kendi kendime ergen sevinci yaşayacağıma eminim ben.
Avucunu da hiç öpmedim. Kulağının kıyısını da... dudağ..!
Hayal ettim sadece. Sıcak mıdır, soğuk mudur tenin bilmem... Ben hep sıcacık düşledim.
/
Aceleyle hareket etmelerinde midir nedir, telaşla bir şeyleri unutuveriyor insanlar bazen.
Ben sanırım bu hayatta birilerinin hep acelesine geldim. Sen beni unutmazsın değil mi?
Bileğindeki dövme yüzünden...
Bir de ben kötü bir insan olmak istemezdim. Eskiden çok iyi bir adamdım. Sonra hiçbir boka yaramadığını gördüm bunun. Artık canı yanmasın diye insanlar neler yapıyor değil mi?
Ben de kötü adam olmaya başladığımdan beri canımın daha az acıdığını hissediyorum.
İşte beni unutma ve iyi bir adam bil beni olur mu?
Unutulmaktan sığınacak yürek kalmadı bana. Başka türlü sığınamam çünkü yüreğine.
/
İki insanın inandığı yalan, aslında yalan sayılmaz biliyor musun?
Ya Emrah Serbes ya da Ali Lidar böyle der bir yazısında. İnanırım ben bu adamlara.
Dünya koca bir yalan denizkızı... ama sen inanırsan, söz veriyorum ben de inanırım.
/
Seni sol kürek kemiğimin üzerinde taşımaya karar verdim. Bir kaç denizkızı çizimi içinden birini seçeceğim. Ölene kadar derime kazınmış olacaksın. Bunu yüreğime de yaptırmayı çok istiyorum. Bir denizkızı dövmesi... Ben de seni hiç unutmam. İnsan bazı güzellikleri hiç unutmamalı.
/
Hızlıca devrilen üç kadeh ve sana yazmanın verdiği sevinçle gülümsüyorum şu an.
Beni, burayı, bu dünyayı bu kadar güzelleştirme kadın.
Bak ben mucizelere inanmam... ama sana inanırım.
*Favorim bu. Yakında sol kürek kemiğimde (Kalbin arkası olur sol kürek)
