18 Mart 2018 Pazar

Kayıp Mektuplar / Anlatamıyorum Bul Beni

Canım sevdiğim,
Sana söylemek istediğim ne kadar çok şey var. 
Evet hâlâ var...
Karşında ne konuşacağımı bilmiyor olmama rağmen, hiç durmadan bir şeyler anlatmama rağmen, sana anlatmak istediğim çok şey var.
Sen öyle bakarken gözlerimin içine, afili cümleler kuramam belki ama sadece gözlerimin içine değil nereye bakarsan bak gözlerini sevebilirim, bakışların kadar.
Bir de bir çok güzel şarkı bilirim. Dinledikçe seni ne kadar özlediğimi yüzüme vuran bir çok şarkı... "Yazsam ben de o sözleri yazardım." dediğim... sanki sana aşık bir adamın yazdığını düşündüğüm bir sürü güzel şarkılar... Sen de o kadar güzelsin ki; parmak uçların parmaklarımın arasında gezinirken ne bok yiyeceğimi filan bilmiyorum ben.
Canım sevdiğim, seni sevmek 17 yaşım gibi...


Sen benim! ben de böylesine senin iken; bu dünyanın ağzına sıçarım.
Ama benim değilsin. Bu ertelediğim bir sorun. Zamanla kendiliğinden ortadan kalkacağına inandığım bir sorun. Yine de bir kuralı, bir şekli, bir gereği olmadan seni sevmeyi öğrenebildiğimi fark etim.
Çünkü sen varsın... daha önce bir gecede içtiğim birer paket sigaram vardı, saatler hep geç kalmışlığa beş vardı, amcamın çok fazla kanser hücresi vardı...
Yüzümdeki şu hevesli gülümsemenin sahibisin sen. Sen varsın. Başka bir şeye gerek yok.


Canım sevdiğim,
Haberin yok ki; ben senden ve sevginden ne çok mutluluk dolduruyorum gönlüme.
Ne kadar uzak coğrafyalara gitmiş olursam olayım, dünya ne kadar büyük bilmiyorum.
Ama seni sevmek bi hayli büyük. Diz kapağına yaslayıp başımı veya boynuna gömüp yüzümü, her yorgunluktan kaçıp huzur bulacak kadar büyükmüş seni sevmek. Azıcık sarılınca bile... Sarılmak demişken zaten boynuna da aşığım. 

Gerçi ellerinin üşümesinden şikayetçiyim ama olsun. Bu da ellerini tutmak için bahanem olsun. Ayaklarını da yoruyorum, fazladan bir dakika daha seninle yürümek için...
Ellerin üşümesin diye bir şeyler yapmak istiyorum. Ayakların yorulmasın diye...
Öpsem iyileşirler mi? Mesela ellerin hiç üşümez mi öpsem? Ayakların hiç yorulmaz mı, öpsem bir kere? Gözlerin hiç ağlamaz mı?
Hani ben seni böyle yuvam bilmişken... ben senden bu kadar çok mutluluk doldururken ömrüme... ellerin hiç üşümesin ki senin. Gerekirse ellerimi yakarım. Hem böylece her dokunduğum yere senden bir iz bırakmış olurum.
İyi fikir. 

Yani meleğim; Herkesler gitti, ben bir tek sana kaldım. Benim bir tek "sen"im kaldı. Mert vardı, gitti Ankara'ya. Sen gitme sakın hiçbir yere. 

Biliyor musun, ben "sen" deyince sanki dünya duruyor... sanki zaman duruyor... bir tek kuşlar uçuyor gökyüzünde neşeyle...
Seni sevmek o kadar büyük ki... zavallı kuşlar. Daha ne çok yorulacaklar...

Benim canım sevdiğim,
Yapmadığımız ne çok şey var. Düşündükçe deliriyorum. Seninle el ele yürümekten daha fazlasını istediğim zamanlar oluyor bazen. 
Mesela trenle uzak şehirlere gitmek... Ağva'da oturup bir banka, Göksu deresinin denize doğru akışını izlemek.. Çıplak ayak çimenlere basmak seninle. Ve hazır çimenlik bir alandayken piknik yapmak... Sucuk ekmek mesela! Sofra kurmak... Toplamak... Badana yapmak... Maket yapmak... Dondurma kâsesini birlikte kaşıklamak... Bir ağaç evin balkonunda ya da herhangi bir evin balkonunda kitap okumak... Yağmuru izlemek birlikte aynı pencereden... Aslında bir pencerenin ardında seninle olduktan sonra, herhangi bir doğa olayını izlemek... Bir sabah birlikte uyanmak... Hazır uyanmışken öpüşmek, gece yetmemiş gibi /ki; yetmez zaten. Çünkü dudaklarına da aşığım... 
Konumuzla alakası yok ama keşke bir mucize olsa... Sana şu an sarılmayı ne çok çekti canım...

Başlı başına mucize olan sensin aslında.
Yanımda olsan sana sarılırdım ama kulağına da "ışığımsın, huzurumsun, sakın beni bırakma." derdim. Yanımda olsan iyi olurdu ama önemli de değil aslında... Uzak olsak bile seni hep çok seveceğim.
Çünkü geçenlerde Dalaman'da otelden hava limanına gitmek için koştura koştura çıktığımda fark ettim ki; bu şehri sevmemi sağlayan bir takım kimyasal şeyler olmuş bünyemde. Sana aşık olmuşum. 
Seninle aynı şehrin havasını solumak için bir an önce dönmek istiyorum. Çünkü haksızlık. Çünkü delirmişim hava durumunu görünce bir gece önce. Olurmu öyle, Bodrum 17 derece, İstanbul 6... Bir an önce gelip benim de üşümem lazım. 
Sana bundan sonra tek başına üşümek yok ama o gün benim seni ne kadar çok sevdiğimden haberin yok...
Gel gör ki; otelden çıkarken hızla karşıya geçiyorum. Taksiye el edip diyorum ki "abiciğim hava alanına lütfen." adam eyvallah dercesine başını sallıyor, ben o esnada seni seviyorum. Uçak tehirli... Bunu öğrenirken de seni seviyorum. Akabinde bir ara "Ben sizin yapacağınız işin içine sıçayım, göt kafalılar." diyorum. Gidip bir kahve söylüyorum kendime. Kahvemi içerken seni seviyorum. Gazete alıyor, okuyorum vakit geçsin diye. Okurken seni seviyorum ve vakit geliyor. Vakit gelirken de seviyorum... Anlıyorum ki gidip gelip seni daha da sevmek istiyorum.
Seni çok seviyorum. İçimden şarkılar söyleyerek. Sanki İstanbul'a değil sana gelerek...
Sakın beni bırakma... Uzakta dahi olsam, yanındaymış gibi seviyorum ben seni...

Ah ulan... anlatamıyorum.

Canım sevdiğim,
Sana söylemek istediğim ne kadar çok şey var. Evet hâlâ var...
Ben sevdaya dair ne varsa tedavülünden kalktım sanıyordum.
Sen bana "her şeyim." dedin ya! Herkesin herkesi unutmak istediği şu dünyada ben senin kokunu, tadını, her hücreni ezberime kazımak istiyorum artık. Herkesin herkesten saklandığı şu dünyada beni bir tek sen bul istiyorum. Kimselerin kimselere inanmadığı şu dünyada ben bir tek sana inanıyorum. Seninle mümkünlerin yolunu bulacağımıza, hep güzel olana kavuşacağımıza...

Başlı başına bir mucizeydi zaten bana "seni seviyorum." demen...
Ki ben senin sesine de aşığım.
Ah ulan... Galiba en çok parmak uçlarına...

Yok! Anlatamıyorum.