Dejavu! Daha öncede buradaydım sanırım. Tam olarak buradan, bulunduğum yerden bahsediyorum. Gayet tanıdık.
Doğru veya yanlış, insanın elinden gelen her şeyi yaptığı ve çaresizce sonucunu beklediği yer.
Ayaklarını yere basman, düşmediğin anlamına gelmiyor burada. Evrende kapladığın yeri fark ediyorsun sadece. Bu kadarsın işte. Elinden başka hiçbir şeyin gelmediği yer. Zamanın seni nereye sürükleyeceğini beklemek zorunda olduğun... Ben denize kavuşan akarsulara benzetiyorum zamanın geçip gidişini.
Daha önce başına aynı böyle bir "sendelemekten fazlası" gelmişse, yani hakkını verip düşmüşsen daha önce, yer çekimine selam çakıp olanın bitenin aslında düştüğün yer kadar olduğu gerçeğini fark etmişsen benim gibi; biliyorsun ki zaman geçecek. Zaman hiçbir şeyi düzeltmeyecek. Zamanın hiçbir suçu yok. Akıp giden şeylere kafa tutmak gibi bir saplantı içine girmenin anlamı da yok. Varsa götün, delicesine çağlayan bir nehirde akıntıya karşı kürek çek. Sonuç aynı olacak. Zaman o nehir işte. Eninde sonunda seni denize götürecek.
Elimden bir şey gelmiyor. Ve bu imkansıza aşık olduğum için değil, gerçekleşmeyecek hayaller kurduğum için değil, işlerim kötü gittiği için değil, her şey tepe taklak olduğu için de değil...
Böyle olması gerektiği için...
Emrah'ım Serbes'im bir yazısında şey der "Zamana çakılmak... Orası beni daha iyi bilir." Canım Emrah...
Bilmiyorsun. Ne olacak bilmiyorsun. Eğer bir geri zekâlı değilsen umut ediyorsun. Çünkü aynı yerde dönüp dolaşıp aynı yere düşen insan artık umut edemez. Samuel amcam kusura bakmasın, hatta bokumu yesin ama daha iyi yenilmek için de savaşa girmez. Daha iyi yenil diye kaybetmelere doymadığı savaşları olanlar "Olsun bari daha da iyi yenileyim." deyip bileniyorsa, onların ben amına koyayım. Çünkü hayat adama öğretiyor. Böyle zamanlarda sürüklendiğin nehirde geride kalanları düşünmeden edemiyorsun. Çünkü varacağın deniz dalgalı mı, sakin mi, sığ mı, derin mi bilmiyorsun.
Bildiğin tek şey arkada kalanlar.
Selam olsun, iyi ki geçmiş ömrümden; bir sevgilim vardı. Artık eminim ki hayatımın kalanında kimse beni o kadın gibi güzel sevemeyecek. Bekar evimizin Kanlıca iskelesine metrelerle yakın konumda ama ulaşıma zor olması yüzünden ev arkadaşımla araba almıştık. İlk ortaklı yatırımım 1993 model bir Opel Corsa olmuştu. 11 Yaşındaydı ve tertemizdi araba. Dünya tatlısı bir öğretmenden almıştık. Güzel bir amcamızdı ve çok kolaylık göstermişti bize. Sağ olsun, demişti ki satış işlemi bitince "Beni hiç üzmedi, sizi de üzmesin inşallah." öğretmen amcamızı evine bırakıp kendi evimize gitmiştik. Sevgililerimizi alıp eve gitmiş ve arabamızı kutlamıştık o gece.
Hayatımın hiçbir döneminde beni onun kadar güçlü, güzel ve arzuyla sevmediğini söylediğim kadın arabamızı da çok sevmişti. Bende kaldığı bir pazar sabahı, bir kovaya su ve sabun doldurup "hadi." dedi "Arabayı temizleyelim." Aşağı inmiştik ve saatlerce arabanın içini didik didik silmişti.
Ev arkadaşım trafikte tecrübeli değildi ve işe gidiş geliş saatlerimiz denk geldiği için arabayı sürekli ben kullanıyordum. Ev arkadaşım madden daha fazla hak sahibiydi oysa. Cesaretlenmesi için çok çırpındık ama olmadı. Süremedi herif arabayı. Evden beraber çıkar, onu işe bırakır öyle giderdim kendi işime. Akşamları da öyle... Ev ve yol arkadaşıydık artık onunla. Çok iyi dosttuk. Keşke evlenmeseydi piç. Ama zaman geçerken bir çok şeyi değiştiriyor işte. Arkadaşım evlendi sevgilisiyle, yurt dışı hayalinin peşinden koştuğu ve bu fırsatı bulduğu için (ki yolu açık olsun) ayrıldık biz de sevgilimle. Ben önce evden ayrıldım, sonra da arabayı sattım.
Anahtarı yeni sahibine uzattıktan sonra "çok güzel anıları var bende bu arabanın, dilerim siz de güzel anılar biriktirirsiniz." dedim. Sonra Moda sahile indim. İnerken bira aldım. Bir yandan bira içtim, bir yandan eski sevgilimin sevdiği arabayı sattığım için ağladım. Aklımdan arabayı temizlediğimiz pazar sabahı hiç çıkmayacak...
Zaman geçer ve bir çok şeyi değiştirir. Bir kaç arabam daha oldu sonra... ve motorum...
Sonra sevgilim olduğunu sandığım bir kaç sevme ve sevilme teşebbüsüm...
Zaman geçer ve bir çok şeyi değiştirirken izler de bırakır insanda. Mesela ben şu son paragrafı 2004-2006 yıllarının izleriyle yazdım. Bazı insanlar bazı şeylere bu kadar çok anlam ve değer katarlarsa, zamanın geçmesini beklerken yaptığın tek şey o insanları düşünmek olur işte.
"Ulan oysa ne güzeldi, şimdi neden böyle oldu ki?" demek içindir belki bilmiyorum.
Nehir sularında sürüklenirken diyorum, bunları düşünüyorum işte sevgili Samuel Beckett. Daha iyi yenilmek istemiyorum. Daha iyi bir yenilgi yok.
Bir gün o eski sevgilim, seviştiğimiz bir gece başını göğsüme yaslayıp "Mutlu musun?" diye sormuş ve "Ben o kadar mutluyum ki; bazen senin şu sevgine nasıl karşılık vereceğimi şaşırıyorum." demişti. Ona "Arabayı temizliyorsun ya!" demiştim. Gülmüştük. Ne demek istediğime dair hiçbir fikri yoktu. 15 sene sonra onu, benim için yapmak istediği şeylerle hatırlıyor olacaktım işte...
Ne yaparsam yapayım, sözcükler aynı şeyi anlatmıyor. Aynı sözcükle aynı şeyi söylemediğin olur bazen. Bunun için şarkılar var. Bazı şarkıların (aşağıda) seni aynı yere gömme sebebi bu olabilir.
Bütün iyi ihtimalleri yüreğinde barındıran bir kadına aşık olup, beni kimse onun kadar sevmeyecek cümlesini kurmamaya çok yaklaştığımı sanmıştım.
Zaten araba 140 km hızı geçmiyordu. Terk ettiğim ilk ev de Kanlıca Hacı Muhittin Sokaktaki boğaz manzaralı ev değildi. Sevip sevip beni sevmekten vazgeçen tek kadın da o...
Birinin hayali olacak kadar sevilmemek ne zor değil mi? O sizin bütün hayalinizken...
Düştüğüm yerin de Allah belasını versin işte.