Bunu yapmanız için yazmıyorum...
Havada oksijen, hidrojen ne varsa nefes almamızı sağlayan, çivi de var. Aldığım nefesin ciğerime batması başka türlü açıklanamaz. Çok hazırlıksız da yakalanmadım üstelik. Korunaksızmışım. İçim dışım ekvator uzunluğunda cam kırıkları.Rahmetli anneannem, teyzeme ayar veriyordu cühela cühela;
Okulda hayat bilgisi dersi ne güzeldi. Hepsi zil çalana kadar... Gerisine bulaşmamak, çok doğru olurmuş aslında.
Diyordu ki "Temizliğini yap, yemeğini yap, dikişini dik, ütünü yap, çocuğuna bak. Kadın ol ki kocan gitmesin."
Sonra annem hastaydı. Babamın pijaması yırtılmıştı kolundan. Babam o pijamayı öyle giydi bir süre...
Bir gün annemi hastaneye götürdü babam. Yaşımın yedisi ya da sekiziydi... pijamanın kolunu dikmiştim çocuk ellerimle. Babam gitmesin diye...
Niye gitmişti bilmiyorum. Pijamanın yırtık kolundan olamazdı. Çünkü dikmiştim ben.
Neden bilmem bi ara bütün şiirleri, bütün sevdiğim kadınları, onların bıraktığı bütün acıları, bütün rakıları, bütün kalemleri bir kenara bıraktım. Sıra bendeydi artık.Yapamadım...Rahmetli amcam Almanya'da çalışır, bize para gönderirdi. Yazları gelir beni ve kardeşimi tatile götürürdü. Bizi çok severdi.
"Beni ananız büyüttü." derdi. "Anneniz benim de annem..."
Amcam Almanya'dan geldi babam gittiğinde. Uzunca bir süre geri dönmedi Almanya'ya. Sonra babam da geldi. O da hiç gitmedi. Ağladı bir gece babam. İlk kez gördüm ağladığını. Yaşım yedi bilemedin sekiz... "Kardeşim kanser olacağına ben olaydım." filan dedi...
İnsan kardeşi kanser olacağına kendisi kanser olmak ister. Ağabeylik bunu gerektirir.
Amcamın yazlığında oturuyorduk. Yanıma geldi. "Ben Almanya'ya döneceğim paşam. Çok uzun süre gelmezsem üzülmek yok tamam mı?" dedi bana sarılıp. Gökyüzüne bakıp "Ama bak, şu bulutlar buradan geçip Almanya'ya evimin üstüne geliyor. Kuşlar, güneş, yıldızlar, ay ve uçaklar. Hepsi buradan geliyor bizim oradaki evimizin üstüne. Beni çok özlersen de üzülme. Bak yukarı, gülümse. Aklım sende kalmasın anlaştık mı?" diye sordu.
Amcamın yazlığında oturuyorduk. Yanıma geldi. "Ben Almanya'ya döneceğim paşam. Çok uzun süre gelmezsem üzülmek yok tamam mı?" dedi bana sarılıp. Gökyüzüne bakıp "Ama bak, şu bulutlar buradan geçip Almanya'ya evimin üstüne geliyor. Kuşlar, güneş, yıldızlar, ay ve uçaklar. Hepsi buradan geliyor bizim oradaki evimizin üstüne. Beni çok özlersen de üzülme. Bak yukarı, gülümse. Aklım sende kalmasın anlaştık mı?" diye sordu.
Yedi, bilemedin sekizinci yaşımın bana verdiği kahramanlığa dayanarak o gece yatağımda ağladım. Amcamın yanında ağlamayarak kahramanlık yaptım. Babam gibi...
Amcamın hastaneye yattığını öğrendiğimde her gece evimizin bahçesine çıktım.
Amcamın hastaneye yattığını öğrendiğimde her gece evimizin bahçesine çıktım.
Onun aldığı ayakkabılar ayağımda... Göğe baktım.
Delirmek nerede başlıyor? Göztepe'de Doğduğum evi yıkmışlar geçen sene.
Oranın karşısında, ilk adımlarımla oyun oynamaya başladığım parka gidip, eski evimizin yerine dikilen yeni binaya baktım uzun uzun. Çocukluğumu yıkanları düşündüm. Çocuk gülümsememi çalanları... Delirsem o binayı yakarak delirmeye başlardım. Ya da o parkı...
Delirmeye başlayan bir şeyleri yaksın. Kendi kendine yanarak delirmekten iyidir bence. Ağaçları yaksın, yağmurları yaksın, evleri, denizleri, gemileri yakmak iyi fikir mesela... Kendini hiçbir yüreğe ait hissetmeyenler şiirleri yaksın ya da... Yandığı kadarı yakması kafi... O evde hatırladığım çok az anı var ama. Balkonun demirlerine tutunup babamın işten geldiği anlara şahit olduğumu hatırlıyorum çok net.
Benim o sokağa bakan gözlerimi çaldılar. Babama duyduğum özlemi...
Buraya kadarmış denilen yerdeyim.
Kalp, sahibine verilen sözler tutulmadığında yıkılabilen bir organ. Bir kalbim olduğu ve herkesin yıkmasına izin verdiğim için deliriyorum yavaş yavaş. Yalnız bir insanın kalbini kırmak için bir ceza var ise bu ceza "ağır" olmalı. Affı güç çünkü yıkılan şeylerin.
Dayanabileceğim son nokta neresi, bunu merak ettiğimi saymazsak henüz delirmedim.
Ama kibritle oynuyorum.
Ogün bugündür yollara gözlerimi dikmiyorum.Çok zamandır gözüm yollarda kalmıyor. Deliriyorum yavaş yavaş. Kaşlarımın altında ela renkli iki boş bakış. Betonları gözlerimle yıkamıyor, ıhlamur ağaçlarının altında hamak kurduğum ev hayalimi yaşatamıyorum... Güzel şiirleri okuduğumla kalmıyor, her mısrasını ciğerime saplıyorum. En sevdiğim şiir Yalnız Bir Opera. Ciğerimin katili Murathan Mungan'dır.
Bilinsin diye yazıyorum.
Yaşım yedi, bunun altısı hasret... Defalarca ama defalarca "Merhaba bulut, amcama selam söyle." dedim. Sonra merhaba kuş... merhaba uçak... Merhaba anasını siktiğimin yıldızı...
Kalp, sahibine verilen sözler tutulmadığında yıkılabilen bir organ. Bir kalbim olduğu ve herkesin yıkmasına izin verdiğim için deliriyorum yavaş yavaş. Yalnız bir insanın kalbini kırmak için bir ceza var ise bu ceza "ağır" olmalı. Affı güç çünkü yıkılan şeylerin.
Dayanabileceğim son nokta neresi, bunu merak ettiğimi saymazsak henüz delirmedim.
Ama kibritle oynuyorum.
Benim için değil, amcam için göğe bakıp gülümser misin bu yazıyı okuyan her kimsen... çok kibar adamdı. Onun adına sana teşekkür ederim.
Okuduğun için de bizzat ben...
