Her şeyi bir kenara bırakıp sana aşkı yazmak istiyorum. Sana seni...
Sana, senin pencerenden bakmayı öğrenmek için nasıl yandığımı bilmeni istiyorum.
Seninle nasıl yandığımı... sana nasıl yandığımı görmeni...
-*-
Bu cümle ne kadar ayıp olacak ve nasıl anlaşılacak hiçbir fikrim yok. İçimden geldiği gibi yazıyorum;
Dünyanın bütün sinemaları, televizyon kanalları, dünyanın bütün ressamlarının tabloları, dünyanın en muhteşem manzaraları, herkesin güzel bildiği şeyler bir kenarda dursun. Ben senin seyircin olmak istiyorum.
Oysa sen belkide farkında bile değilsin bana ne kadar iyi geldiğinin.
Kalın kalın izlerin, kocaman boşlukların, yüksek olup öldüremeyen uçurumların, derin olup boğmayan suların, dimdik aşağı olup bir yere varamayan yolların acılarını örttün bir gülücüğünle.
Başka bir şeye ihtiyacım yok. Olanlar sadece öldürmeyip süründürmeye yetiyor.
İşte bunu bilerek sığınıyorum gülen gözlerinin ışığına, gülen dudaklarının kıyılarına...
Ben senin seyircin olmak istiyorum sevdiğim.
-*-
"Bozuk bir saat bile günde iki defa doğruyu gösterir."
Sevdiğim çok saçma değil mi?
Birincisi cümle içinde geçen "bile" kelimesi bozuk saati incitebilir.
Ben seni konu alan bir kelimeyi üç kere daha okuyorum yazmadan.
Bozuk saat ile ilgili ikinci mevzu ise; hayır sevdiğim, göstermez. Ancak ve ancak denk gelir. Rast gelmektir o. İnsan gibi. Ne zordur değil mi doğruya denk gelmek şu amk dünyasında?
Bozuk saat nasıl göstersin ki? Tekerlekli sandalyede yaşamak zorunda kalan birine koştura koştura git demek gibi değil mi?
Benim yüreğim engelliydi mesela. O avucunu ilk öptüğüm an... Çocukluğumda yaşadığım bayram sevinci gibi sokaklarda koşturduğumu hissettim yeniden.
Engelli de olsa yüreği, ne güzel bir şeymiş bir adamın sana rastlaması...
Kırık saksılarda çiçek yetiştirmek senin yeteneğin, bundan sonra da çiçek olmak benim.
-*-
Ben senden önce senden sonra diye bir defter tutmalıyım.
Senden önce görünmez adamdım ben. Ve kahraman da değildim üstelik.
Sen beni seviyorsun ya, kendimin en büyük kahramanıyım mesela...
Bağırsam, sesimin yankılanacağı dağ senin yüreğin. Anlatabiliyor muyum?
Seni çok seviyorum.
-*-
"İnsan yalnızken bir tane daha kendinden doğururmuş içinde; 'korkma' desin diye..." demiş
Ece Temelkuran, Muz Sesleri kitabında...
Ben de geçen gün senden ayrıldıktan sonra, yalnız uyuyacağını düşündüm o gece.
Defterimi çıkarıp şunu yazdım;
"Her yalnız kaldığında beni yeniden doğur sevdiğim..."
![]() |
| "Küçük bir oyuncak bebek olsaydın seni cebime koyabilirdim. Harika olmaz mıydı bu?" Tepedeki Ev- Goro Miyazaki Alparslan Aydoğan bey abinin tweetinden olduğu gibi çalıntı. |
