8 Mayıs 2018 Salı

Maltepe Sahilin Delisi / Abi Bi Sigara Versene Be! (4)

Çok uzun bir zaman sonra, mutlu hissediyordu Kayıp. İçinde yangınlardan kalan küller vardı.
Ona göre herkes küllerini sevmeliydi. Yangından geriye bir tek küller kalıyordu çünkü. O da çok seviyordu işte küllerini. Ve mutlu hissediyordu çok uzun zaman sonra kendini. Küllerin arasından dumanlar tütüyordu çünkü... Çünkü sevdiği kadının elleri ellerindeydi.


Bir bankta oturuyorlardı yan yana... Sevdiği kadın o büyülü bakışlarıyla denizi izliyor, Kayıp ise kendi viranesinin mimarı olan hasretle o kadının gözlerine bakıyordu... "Sen yokken üzerime ölüm sinmişti sevgilim. Ama boş ver, istersen yokluğundan hiç konuşmayalım."
 

Gülümsedi sevdiğine. Bir cevap bekledi önce. Ama sonra vazgeçti. Yıllar sonra da olsa dönmüştü işte. Soruların veya cevapların ne önemi vardı? Bir şeyler olup bittikten sonra, bir insanın içini eriten bütün kelimelerin anlamı ortadan kalkıyordu. Söylenen söylenmeyen bütün cümlelerin...

İnsan böyle zamanlarda en fazla bir şeker daha atmalıydı çayına. Belki bir kadeh fazladan rakı, bir fazla sigara... Kalbi sökülenin ciğeri kurusa ne olur, kurumasa ne? diye düşünürdü Kayıp.
 

Kadın baş parmağını Kayıp'ın parmaklarında gezdiriyordu. Kadının minik bir sevgi gösterisiydi bu hiç farkında olmadığı. Adamın ise kendini bir bok sandığı ve o sevdaya tapınma sebebi... İnsan sevilince kendini bir şey sanıyor ya... Mutlu, huzurlu sevinçli bir şey...

Kadın başını adamın omzuna yaslayınca, Kayıp yanağını kadının başına dayadı.
Bir elini denize doğru uzatıp sevdiği kadına Eski Maltepe Limanını gösterdi.

"Seni şurada bekledim. Bir de bak bu tarafta. Hafta sonları burası çok kalabalık olduğu için insan rahat rahat bekleyemiyor. Kalabalığın tek faydası ne biliyor musun? Aslında kimselerin umurunda olmadığın gerçeği. Daha doğrusu bin kişinin arasında kimse seni umursamıyor ama bu sana dokunmuyor aslında. İnsana şey koyuyor sevgilim; Umursasın keşke dediğin birinin umursamaması. Bir de şey tabii; böyle kalabalıkta sigarasız kalmıyordum hiç. Dalga geçen çok oluyor ama olsun. Beklerken insan bir şeye sarılmak istiyor. Sen şimdi içinden beklediğine sarılmak der gülersin ama değil işte. Sana son kez dahi olsa, bir kere daha sarılabilmeyi beklerken gidip Ahmet abiye niye sarılayım? Sigaraya sarılıyordum işte."

Banktan aşağı doğru ayaklarına baktı. Derin bir nefes aldı ve devam etti sözlerine Kayıp.

"Gelmeseydin ölmek isterdim ben. Hüseyin abi kanser oldu biliyor musun? Ankara'ya gitti. Doğduğu şehirde ölmek istediği için. Lükse bakar mısın. Fil sanıyor demek ki kendini. Gitmedim diye bana küsmüştür ama gidemezdim ki seni bırakıp. Yani seni beklemeyi bırakıp... Ya ben gittiğimde sen gelseydin? Küsmüş işte böyle olunca. Ben sana hiç küsmedim. Gelmedin diye bu limana kırıldım biraz. Maltepenin sahiline küstüm ama sana hiç küsmedim. Bu sahil gelsin, özür dilesin. O zaman barışırım. Hem biliyor musun insan çok sevince ve sevilince kimseyle küs kalamıyor. En çok kendiyle barışıyor insan sevilince. Bana bunu sen öğrettin sevgilim. Teşekkür ederim."


Gözlerini Limana dikti Kayıp ve devam etti.
"Hem ben sana neden küseyim ki? Bu limandan başka kimse duymadı çığlıklarımı. Niye biliyor musun? Çünkü gelip burada bağırdım. Çünkü gelip hep burada ağladım. İnsan gözünden her neye ağlıyorsa razı gelmeli. Ben senin sevgine de gözümün yaşına da razıydım sevgilim. İnsan aşık oldu mu böyle olmalı. Sana neden küseyim? Hem baksana, ben senin ellerini ellerimde hissedecek kadar şanslı bir adammışım."

Sevdiği kadına döndü yüzünü tekrar. Kadın da ona bakıyordu. Yüzünde o muhteşem tebessüm. Kadının en çok gülüşüne mi yoksa bakışlarına mı aşıktı karar verememişti yine. Fakat çok uzun zaman sonra ilk defa birinin gözlerine uzun uzun bakabiliyordu Kayıp. Mutlu hislerle...

"Dün akşam birinden sigara istedim aşkım. Ona da dedim sana da diyorum. Senin canın sağ olsun. Öyle güzel yetti ki o doyulması imkansız sevgin. Şu ömrün sonunda sırtımı toprağa, başımı da bir mezar taşına yaslamaktan başka bir son beklemediğim için şey dedim 'ama Allah var abi, kadın öyle sevdi ki; ben o mezar taşıma sevdi ve sevildi yazdıracağım gönül rahatlığıyla.' Sabah Kadir abinin mermer dükkanına gittim. Çok pahalıymış mezar taşı. Ölmeye yakın halledeceğim onu ben. Bu aralar biraz sıkışığım."

Sevdiği kadının gözleri mi dolmuştu, Kayıp'a mı öyle gelmişti anlamadı. Yüzünü bir anda hüzün kaplamıştı kadının.

"İstersen ölümden konuşmayalım sevgilim. Ne konuşalım? Nelerden konuşalım? Keşke dinlemeyi değil de biraz konuşmayı sevseydin. Sen bana "Seni dinlemeyi seviyorum." dedin diye ben herkesle konuşuyorum. Şu anasını siktiğimin dünyasında biri çıksın da beni senin gibi sevsin diye biliyor musun? Ağlama ne olur. Susayım mı? İstersen hiç konuşmam bir daha. Bak mutsuzsan gidersin sen sevgilim, sakın gitme. Gitme tamam mı? Az daha otur. Birazcık daha. Yaşadım, gördüm, biliyorum sen yoksan bana da gerek yok. Ben ne kadar lüzumsuz bir adam oluyorum biliyor musun? Sakın ağlama, sakın mutsuz olma. Ben çok mutluyum şu an bak."

Kadın ayağa kalktı. Kayıp da hemen dikildi ayağa.

"Nereye kuzum? Canın çiçek açmak istemiyorsa açma, beraber kururuz?"

Gök gürledi. Kayıp korkudan titriyordu. İçinin sesi sandı. Kadın mağrur bir ifade ile bir adımlık mesafeyi kapatıp sarıldı Kayıp'a. Kayıp iki koluyla sardı kadını...

"Gidiyorsun değil mi? Ben tanıyorum bu yüzü. Aklım hiçbir şeye ermiyor ama gözlerim sevgilim... sensizliğe aşina?"

Gözlerini kapattı Kayıp. Bir saniye daha sarılmak istiyordu sadece. Bir saniye daha. Yağmur şakır şakır yağarken üstlerine. Sırılsıklam aşık olduğu kadının sevdasına kafa tutacak bir su kütlesi yokken yer yüzünde...

Uyandı Kayıp.

Başında Beyrut Kafenin garsonu Ecevit dikiliyordu.
"Uyan Kayıp bak yağmur başladı. Gel içeri bir bardak çay vereyim. Hasta olacaksın abi ya!"

Kayıp sağına soluna baktı.
"Ulan amına mı koyim, teşekkür edip ayağını mı öpeyim buna sonra karar vereceğim. İstemez çay may kardeşim sağ ol. Ben limana ineyim. Sevgilim gelirse beklemesin. Ben hep geç kalıyorum Allah belamı vermesin ya! Daha nasıl verecek. Allah olmak ne zor lan düşünsene? Kritiğini yaparız sonra. Varsa bir sigara versene be kardeşim?"

 Ecevit bastı kahkahayı.
"Abi ben sigara içmiyorum, bekle içerden getireyim sana." dedi
"Dur dur gitme abisi. İçine sıçayım, içerine sıçayım senin. Geç kaldım diyorum ben sana ya." diyerek doğruldu yerinden Kayıp.

Ayağa kalktığı gibi hızlı adımlarla limana doğru yürümeye başladı. Şiddetli yağıştan dükkanlara ve güneşliklerin altına sığınan kalabalığın arasından hızla geçti.
"İnsan sevdiğinden razı gelecek kardeşim." diye bağırdı.

"İnsan rüyasından da, hasretinden de, beklemekten de en az sevmek kadar razı gelecek." dedi ve sustu tekrar. 

Hızlıca attığı bir kaç adımdan sonra yağmurdan dükkan saçakları altına sığınan insanlara baktı. Önlerinden geçerken;
"Siz o saçakların altına sığının. Su için kana kana ama yağmurdan razı gelmeyin tamam mı? Busunuz işte siz."


"Mutluluktan, orgazmlardan razı gelirken iyi tabii. İnsan şu gözündeki yaştan da razı gelecek." sustu tekrar.

Köşeden sokağa dönen iki kadının yanından geçti hızlıca. Şemsiyenin altında kadınlar da hızlı adımlarla yürüyordu.
"Yağmurdan sonra şemsiye yük gelirmiş insana. Yazık elinizdeki şemsiyeye."

Yağmur şiddetini arttırmıştı.
"İnsan haybeye boğulmayı göze almadan, boğuldum diye üzülmeyecek." sustu...


Durdu bir anda. Arkasında bıraktığı sokağa döndü, ona bakanların gözlerinin içine baktı sinirli sinirli.

"Neyi seviyorsunuz lan siz? Kimi seviyorsunuz? Kendinizi mi, onu mu? Razı geleceksiniz ulan. Vazgeçerseniz, sizin ne anlamınız kalır şu dünyada, orospunun çocukları!"

Hızla limanı adımlamaya devam etti.
Kendi kendine "Aferin oğlum. Böyle olacaksın. Böyle öğretti o kadının sevgisi. Onunla ve kendimle gurur duyuyorum. Bir saniye olsun bu dünyayı yaşamaktan, özlemenin acısını çekmekten, yalnızlıktan ve mutluluktan mahrum kalmaktan vazgeçmeyeceğim. Kendime küserim, o kadına küsmem aga. Küsersem siksin beni bu Beşçeşmeler. Benim adım Kayıp. Sevgisiyle mutlu oldum o kadının, yüküyle de kahrolurum lan ben."