5 Mayıs 2018 Cumartesi

Maltepe Sahilin Delisi / Abi Bi Sigara Versene Be! (3)

Kayıp, gece saatlerinde karşıdan kendisine doğru yürüyen gençlere yaklaşınca yüzüne bütün kıtanın hüznünü asıp Küçük Emrah'ımsı acımtrak ifadesine bürünerek "Gençler iki liranız var mı, kuru ekmek alayım? Abinizin karnı acıktı be!" dedi.

Dört gençten en iri kıyım olanı kendisiyle yüz yüze gelene kadar deli adamın üzerine yürüdü ve öfkeyle; "Bi siktirip gidin lan şuradan. Rahat rahat yolumuzda yürüyelim kardeşim. Çocuğun yol keser mendil satar, karın yol keser çiçek satar, sen yol kes, şarap parasını bizden iste. Maltepe'yi doldurdunuz, her köşe başında yolumuzu kesiyorsunuz, ne ayaksınız lan siz?" diye bağırdı Kayıp'ın yüzüne.

Kayıp korkak ama daha çok utangaç bir ifade ile
"Kardeşim beni biriyle karıştırmış olmayasın? Benim çocuğum yok ki?"

İri kıyım genç iki eliyle Kayıp'ın yakasına yapıştığı gibi gerinip, kafasını deli adamın suratının ortasına gömçürdü ve "Kafa öyle bulunmaz orospu çocuğu, böyle bulunur." diye bağırdı.

Acı bir çığlıkla yüzünü tutarak yere düşen Kayıp, bir süre şuurunu kaybederken gençler hızla oradan uzaklaştı. İçlerinden birisi sahilin delisi Kayıp'ın başında toplanan kalabalığa "İnsanların her yerde yolunu kesiyorlar, şunlara yüz vermeyin amına koyim." diye bağırdı.

Kayıp bu sözlerle kendisine geldi. Elinde kağıt mendille burnunun kanamasını durdurmaya çalışan kadının elinden mendili alıp teşekkür eder gibi başını salladı.

Sendeleyerek de olsa ayağa kalkmayı başardı. "İyiyim ben. Daha öncede böyle vurdular bana. Ben ayağa kalkmayı biliyom, iyiyim ben." dedi.

Sahile doğru dönüp adımınlarını yalpalayarak atarken "Gel otur şuraya, bi su iç" diyen sesler duydu kalabalıktan. "Yazık nasıl vurdular garibana. Bu deliden ne istediler?" diyen sesler çınladı kulaklarında.

Bir anda üç beş adım arkasında kalan kalabalığa dönüp "Haklı çocuklar abilerim, haklılar o çocuklar ablalarım." dedi. Mendiline baktı, kanama devam ediyordu. Yaşlı bir adam hemen bir mendil daha uzattı kendisine. Kayıp aldı mendili adamdan. "Sen söyle abim haklı değiller mi?" dedi.
Tekrar kalabalığa döndü. Acıdan gözleri dolmuştu. Burnunun ve yüreğinin acısından...

Önündeki kalabalığın en arkasına seslenmek istercesine yüksek sesle
"Kim öğretti ki bu çocuklara sevmeyi, kim öğretti saygıyı, kim şu çağda çocuklarına sevgi dolu cümleler kurmayı öğretiyor abiler, ablalar, kardeşler sorarım size? Hanginiz 'kimseye güvenmeyin' demek yerine 'herkesi sevin' dediniz çocuğunuza?" Bir anda derin bir sessizlik oldu Beşçeşmeler meydanında.

"Karnım aç diye yedim ben bu dayağı. Aç olan birine vuracak kadar kötü değil o çocuklar. Beş parasız aç olmayı bilmiyorlar ki. Birini sevmeyi bilmiyorlar ki beni sevsinler. Kimi özlemişler ki özlemiş birinin canını yakmaktan kaçınsınlar? Kızmayın onlara tamam mı? Gidiyorum ben şimdi. Geldiğimde hepinize soracağım tek tek, kızdınız mı diye. Üstünüzü örtmeyi unutmayın. Derslerinize çalışın. Kedileri yıkamayın. Onlar kendi dilleriyle temizliyor kendilerini. Senden benden antiseptikler vallahi. Çiçekleri de güneş doğmadan sulayın. Allahını seven de bana bir bardak su versin be amına koduklarım."

Yüzünü kaçırıp gülenler oldu. Onaylarcasına başını sallayanlar... Çevre kafelerden birinde çalışan bir garson koşarak elinde suyla geldi su şişesini uzattı Kayıp'a...

"Deftere yaz kardeşim. Öderim ay başında." Suyu kafasına dikti kayıp. Şişede kalan yarısını da yüzünden aşağı döküp mendille yüzünü temizlemeye çalıştı. Acıyan bakışlardan kaçmak istedi o anda. Yaşını başını almış, kendi kendine acıyabilen bir insandı nihayetinde.

Limana giden sokağa doğru adımlamaya başladı.
"Beni bana rağmen sevdi be o kadın. Ulan Kayıp piçi... ne şanslı adamdın be. Güzel kalabilmeyi öğrendin o kadının sevgisiyle. Kimseye vurmadın öfkeyle ona aşık olduktan sonra."

Gülümsedi kendi kendine...
"Ulan kadın, bana aşkı öğrettin ya sana da helal olsun. Koşulsuz sevmeyi, sevilmeyi..."

Gök yüzüne kaldırdı başını 
"Sen öyle bir sevip gittin ki; kimsede öyle sevebilmek göremedim be kuzum. Eğer dönmezsen bile, gördüğün her güzellikte aklına gelecek birinin olduğu bir hayat sürmeni diliyorum, gördüğü her güzellikte aklına sen gelen bir adam olarak...

Ben senin o beni sevdiğin günlere aitim. Sen de seni hak eden yüreğe ait hisset kendini diliyorum. Çünkü muhteşem bir şey bu. Yaşamalısın bunu canım sevdiğim."

Gözlerini tekrar yola dikti "Eh be kayıp sen de dilenci dediklerinde kızıyorsun millete. Sevdiğin için yok diledim, yok diliyorum, yok dilerim... Kendinle çelişmekten vazgeçer misin artık? Sik kafa Kayıp mı desinler sana bundan sonra?"

Yokuştan aşağı doğru kendi kendine konuşarak kayboldu Kayıp.
Garson dükkana dönünce Kayıp içsin diye dolaptan aldığı suyun parasını koydu kasaya. Bir liraya satıyorlardı suyu. Patronu ileri geri konuşurdu çünkü.

Yaşlı adam evine doğru giden sokağın başında telefonunu çıkardı cebinden, kızının numarasını bulup  tuşladı. Bir süre sonra sessiz sokakta "Güzel kızım, nasılsın? Sesini duymak istedim, rahatsız etmiyorum ya!" diyerek fısıldadı kızına. Kayıp'ın burnundan ellerine bulaşan kanı temizlemek için lavaboya gitti hemşire kadın. Yarın üç aydır ödeyemediği evinin dördüncü kirası gelecekti, kredi kartı borcu için icra kağıtlarını görmüştü masada. Bir ay daha verdi kendisine. Bileklerini kesmemek için.

Kayıp'a kafa atan gençler ise sevdiği ve kavuşamadığı kadınların efkarını taçlandırmak için Dadaş Büfe'den bir kasa kırmızı tuborg alıp Limana doğru yürüdüler Müslüm babadan şarkılar mırıldanarak.

Birileri kahkaha attı Beşçeşme Agop Meyhane'de, birileri özlediği ve kavuşamadığı insanları anımsayıp iç çekti o an. Bir anne çocuğunun alnını öpüp üstünü örterken, bir adam yalnız yaşadığı evinde, bir kaba mama doldurup, o mamayı telaşla yiyen kedisini seyretti. Birileri para için tanımadığı bir adamın altında yalandan zevk çığlıkları atarken, birileri aşık olduğu kadının sırtını göğsüne doğru bastırarak sarılıp, kendisini dünyanın en mutlu insanı hissediyordu. Birileri bir yerlerde doğup ilk nefesini alıyor, birileri bir yerlerde ölüp son nefesini veriyordu.
Dünya durmuyor, dönüyordu...