18 Mayıs 2018 Cuma

Hikayem / Ducati Monster 1100 S



2014 Haziranında önce Korhan, sonra Ayhan aşık etti beni buna. İki tekerlekli ve ortasında motoru olan türevlerinin en can alıcısı oydu benim için. Rakiplerinin dört silindirle ulaştığı gücü, iki silindir ve V tipi motorla sağlıyordu. Markasının sıklıkla yaptığı gibi, devrimdi bu motorun motor dünyasına kattıkları...

İlk kez 10 yaşımda Dursun ağabeyin motoruna bindim Çatalca'da.
Dursun ağabey bizim eniştemiz ama uzaktan. Bütün kuzenlerle ona ağabey diyoruz. O zamanlar Çatalca gayet küçük bir yer. Bakkalı, çakkalı, nalburu, kasabı, lokantasıyla herkesin herkesi tanıdığı bir yer.


Dursun ağabeyler toprak sahibi oralarda. O zamanlar ilçede, tanınmış ve varlıklı bir ailenin büyük oğlu. Bu gün, zamanında tarlalarına giren inşaatlarla çok daha zenginleşti ailesi. Bir tanesi Maltepe'de olmak üzere İstanbul'da 15'e yakın benzin istasyonları, iki büyük otelleri var.
 
Ben çocuğum henüz. Okul tatil olur olmaz soluğu Dursun ağabeylerin bahçesinde almak için günleri sayıyorum. "Yatçaz kalkçaz yatçaz kalkçaz halamdayım." Dursun ağabey de halamın eşi olan eniştemin yeğeni, Kadriye ablamızla evli.

Aynı zamanda komşular halamlara. Parmak hesabı ile sayı saymayı yaşımın beşinde Dursun ağabeyden öğrenmişim.

Okul tatil olmuş. Matematiğim iyi değil. Yaşım 10. Dursun ağabeylere gideceğim. Bana matematik öğretecekler. İncir ağaçlarına çıkacağım. Bahçelerde koşturacağım. Pikniklere gideceğiz. Ama hayat çocukken bile önüne engeller koyabiliyor. O yaz girer girmez gidemiyorum Çatalca'ya. Babam evi terk ediyor. Benim ocağım anneminki kadar sönük.

Babam dönmüyor. Yaz geçiyor. Evimize akrabalar gidip geliyor. Bir gün kapı çalıyor, koşup açıyorum, Dursun ağabey. Biraz oturuyorlar bizde. O dönem teyzem ve halam bizde kalıyor. Gariptir; anne ve baba tarafımın bireyleri birbiriyle barışık kalabiliyor bu krizde. Halam bir gün arıyor Dursun ağabeyi, diyor ki; "Gel şu çocuğu Çatalca'ya götür paşam. Koca yaz seni sayıkladı durdu."

Sağ olsun gelmiş o da. Bana dedi ki "Hazırlan Kayıp bey. Çatalca'ya gidiyoruz. Okul açılmadan döneriz." Hayat işte. En çok çocukken güzel sürprizler yapıyor.

Annem izin vermiş. Sarılıp koklaşıp ayrılıyoruz. Dursun ağabey aşağıdaki arabalardan birine değil, kocaman bir motora biniyor. Bana nasıl durmam gerektiğini anlatıyor arkasına oturduğumda. Yola çıkıyoruz. İki saat sonunda 10 bin nüfuslu Çatalca'ya bir motorun arkasında, matematiği unutarak, babamın hasretini unutarak, annemin ağlayışlarını unutarak muhtemelen 50 km hızla girerken ama 350 km hızla giriyormuşçasına bir heyecanla giriyorum. Yaşımın 10'u... özgürlükten çıldırmak üzereyim.

Ertesi gün yine biniyoruz, sonraki gün yine. Eve dönmeye bir gün kala piknikte eniştem alıyor motoru, beni önüne oturtup tur atıyor toprak yolda. Boş arazide. Ellerim gidonda (direksiyon) Sanki ben sürüyorum. Dursun ağabeye bağırıyorum yaklaşınca
"Dursun ağabeeeeyyyy, bana baaak, ben sürüyoruuummm."


Gülüyor güzel gülen adam. Büyüyünce ona benzemek istiyorum.

Sikmişim babamın bizi terk etmesini. Hayat diye bir şey var. Okulların açılmasına 20 gün var ama yaşamak diye bir şey de var. İliklerime kadar hissettiğim bir yaşamak...

20 sene sonra hayat "Sikmişim dıdısının dıdısını." minvalinde o kadar cümle kurdurmuş ki bana. Orta yaş bunalımını da buna ekleyip kendimi depresyonun kucağına bırakmışım. 

Kendi kendimle dertlenmeler, uykusuzluklar, alkol alarak geçen sürenin giderek artması, tahammül seviyemin aynı oranda azalması. İlaç arıyorum. Bana beni iyi hissettirecek bir ilaç. Çünkü bana bunu hissettirecek insan sayısı hem rakamla hem de yazıyla sıfır.

Acilen çocukluğumu eşelemeli, bir hayalimin peşinden koşmalıyım. Aylardan Mayıs. Kendimi atmışım İstanbul'dan uzağa. Dikili'de kumsalda uzanmışım bir şezlonga. Sabahın 10'unda üçüncü biramı içiyorum. Bir anda Dursun ağabeyin motoru fırlayıp geliyor anıların arasından. Mayısın 10'unda, 10 yaşında bir çocuk sesleniyor yüksek sesle motorun arkasından bana

"Batsın bu dünya, çokta sikimde. Ben sürüyorum ben."

Aynı gece İstanbul'a dönüyor, ertesi sabah ehliyet için kursa yazılıyorum.

Bir motor kulübüne yazılmışım. O kulüpte tam 10 senem geçecek ama haberim yok. Bana diyorlar ki "Trafikten kurtulmak için başlarsın buna ama bunun sonu yok. Bu bir yaşam tarzı olur." İlkin kask alıyorum. Sonra eldivenler. Ben ne bileyim hemen sonra "Motor gücü bir tık daha fazla olsun, olmuşken iyisi olsun, rüzgarda savrulmasın, ayaklıkları marka olsun, sesi duyulsun, şuraya telefonluk alayım, buraya Racer tipi disk attırayım." diyeceğimi... 

Kulüpte bir sürü gönüllü arkadaş sayesinde vites, gaz, debriyaj, fren nerede nasıl filan derken bildiğin bu işin en kral motorcularından öğreniyorum motor sürmeyi. Buradan Ayhan'ıma da kucak dolusu sevgiler gönderiyorum. Korhan'ımın tonton yanaklarından öpüyor, Erhan'ıma da rahmetler, nurlar ve huzurlar içinde uyumak diliyorum. Çünkü çok kısa sürede bir bakıyorum, motor sürmek dediğin iki el, iki ayak ve bir adet beyin koordinasyonu gerektiren birisiymiş. 

"Vay amına koyim diyorum." Bu adamlar beni öyle güzel yetiştirmiş ki?

Kulüp dışında kimsenin benim motor ve ehliyet girişimimden haberi yok. Çünkü ben kime hevesle bir şey anlatsam yaralı anılarla baş başa kalıyorum. Bisiket yaralarımın izi de durur hala vücudumda. Tecrübe etmişim. Çok başarısız biriyim. "Ne yaptın o işi?" diye soracak herhangi birine;
başarısızlığımı anlatmayı kaldıramayabilirdim.


Ben şimdi size motorla ilk trafiğe çıktığım günü nasıl anlatayım ki?
Kalbim yerinden çıkacak. Arkadaşlarım arkamdan, yanımdan her hareketimi izliyor. Ufacık bir hata yaparsam beni uyarın demişim, çıtları çıkmıyor. Biri diyor ki "Benden iyi sürüyorsun." öteki diyor ki "Doğru. Vallahi billahi ondan iyi sürüyorsun."

Hayatta bir şeyler başarmanın hazzını yaşamayı öyle çok unutmuşum ki... Nasıl anlatayım? Yaşadığım şu hayatta kendi ayaklarımın üzerinden bin kere düşmüşken yıllardır bir kez olsun düşmeden yüzbinlerce kilometre yapmayı...

İlk zamanlar ev, bakkal, yakın mesafe sürüşleri yapıyorum. Sahil evimize yakın. Üç beş dakikalık sürüşlerle sorun yaşamadan gidip geliyorum. "Madem öyle sahilden Kadıköy'e gidip geleyim bakayım. 

Çünkü artık alışmam lazım." diyerek minik motoruma atlıyor pır pır Kadıköy'e gidiyorum. Ertesi gün çocuklarla 300 km sürüş yapıp geri dönüyorum. Sonra her gün işe gidip gelmek için Honda 125'imi hayatımın en önemli parçası ilan ediyorum. Devrim yapmışım gibi sevinç duyuyorum her sabah...

Sonra 250 lik vitesli Hondam, 650'lik Suzukim derken Korhan Ducati Monster ile sahile geliyor. İlk görüşte aşka bir kez daha inanıyorum.

Özgürlüğü tatmış insanın, hele ki iki teker üzerinde trafik dururken, yoluna gidebilen, yağmurda çamurda motorunu devirmeden ilerleyebilen, rüzgarı bütün vücudunda hissederken uçuyormuş hissini tadan bir insanın sınırlarını başka bir insan olarak sen çizemezsin. 

İki eli, iki gözü, iki ayağı, bilekleri, kulakları, algısı, kalçası, bacakları, bütün beyni çalışan insanın özgürlüğüne dilini dahi uzatamazsın. Kaprisin, tribin, paran, unvanın yok hükmündedir. Korhan'da bunu bilir. O yüzden, yani beni durduramayacağının farkına vardığından, hiç ikiletmeden verdi bana anahtarını. 

Düşünmen gereken çok şey vardır motorun üzerinde. İlerlemek içindir bütün düşüncen, dikkatin ve odağın. Frenler, gaz, debriyaj, yol, şerit, etrafındaki sesler, aynaların, yoldaki çukurlar, takip mesafen, yola dökülmüş her şeyler... Dertleri gideceğin yere kadar unutup özgürleşmenin en güzel yolu.

300 kiloluk makineyi bacaklarının arasına alıp seks yaparken bile işe yaramayan kasıklarınla dehşet bir gücü taşaklarından bacaklarına kadar kontrol etmek... Hükmetmek... Emrine amade bir Ducati üzerinde olmadan bu yazdıklarmı saçmalık olarak okuyacaksın biliyorum. Ve haklısın. Ben de bilemezdim binmeden. Ama öyle bir makine ki bu, iki tekeri öyle dengeli ki. Geri zekalı değilsen düşmezsin. Gaz açıkken her metre uçuyormuş gibi hissedersin. 

İlk görüşte aşktı işte benimkisi de. İki ay içinde ödeme planı yapılmış, şartlar uygun hale gelmiş, bankaya gidilmiş, kredi çekilmiş ve Ducati Monster 1000 S2R alınmıştı bile.

Hayat sürprizlerle dolu. Benim canım Ducom satılacak, parasıyla bir takım ticari işlere girilecekti. Kazanılan her kuruş ekmeğin içinde katkısı olacak, alınan Harley Davidson Iron 883'e giden yolu açacaktı. 3 yıl yol arkadaşı olacaktı. Güzel ve unutulmaz anıların ortağı olacaktı.

Bir ara çok yağmur yağmıştı Antalya'da. Ben yağmur var diye Duco'yu arkadaşa emanet edip otobüsle gitmiştim Kaş'a. Bayram izniyle birleştirip uzun bir tatil yapacaktım. Dursun ağabeyin ölüm haberini alıncaya kadar... Uçak kalkmadı 10 saat şiddetli dolu yüzünden. Ağabeyim, ömrümün en güzel gülen adamı, çocukluğum öldü gitti. Cenazesine yetişemedim. Yatçaz kalkçaz bilmem kaç bin kere daha ve onu hiç göremeyeceğim.

Ben hafta sonu Motora bineceğim.
Çatalcaya gideceğiz çocuklarla. Becerebilirsem Dursun ağabeylerin oturduğu, çocukluğumun en güzel bahçeli evinin yerine dikilen 14 katlı binalardan oluşan sitenin önünden geçerken "Dursun ağabey, bana bak, motoru ben sürüyorum." diye bağıracağım.