13 Mayıs 2018 Pazar

Maltepe Sahilin Delisi / Abi Bi Sigara Versene Be! (5)

Kayıp Maltepe İskelesi ile Eski Limanın arasındaki Fenerin önünde duran kayalıklara oturmuş şarabını içiyordu. Son günlerde kendisine dadanan yaşlı kedi de yanında oturuyordu. Az önce kendisine döner ekmek ısmarlayan dönerci Mehmet'in verdiği paketi açtığında yanına gelen kediyle bölüşmüştü nevalesini. Sonra şarabı açmış, kediye anlatmaya başlamıştı. Gariptir kedi ve Kayıp aynı yere bakıyor gibiydiler. Kedi de denizi izliyordu oturduğu yerden. Sanki günlerdir yediği her şeyi kendisiyle paylaşan deliyi dinliyordu.

Kayıp devam etti.
"Ben istiyorum ki kimse üzülmesin, kimsenin canı yanmasın. Var ile yok arası bir hayat yaşarken insan aşık oluyor, iki soluk, dört göz, dört el... Bilmiyorum sizin dünyanızda var mı böyle bir şey. Bizde var. Sizin mi şansınız bizim mi bilmiyorum kediciğim. Var ama... gel gör ki aşk denen şey yaşanırken, birden ayrılık oluyor bazen. Kimisi için kurtululuşken bir diğeri için ölüm gibi bir şeydir bazı ayrılıklar.
Bir bakmışsın dört göz, dört el, iki yürekten geriye alacak bir tek soluk bile kalmamış. Çünkü bazı terkedilmişlikler "hiç" gibi bırakır insanı kediciğim."

Şarabından bir yudum aldı.
"Önemli olan her şeyin giderek önemsizleştiği bir yaşamak kalır böyle insanın elinde. Sanki herkes bir şeyler alıp götürür gibi senden gittiklerinde. Bir daha seversin ama hep "ya giderse" korkusuyla. Hep kalp işleridir bunlar. Yürek işleri... Ki inan bana canım kedi, bazı insanların kalbi götünden daha kirlidir.
Böyle kirli, sahte, yalan ve kötü insanların içinde Arat Dink'in dediği gibi ben de bu dünyanın bütün camını çerçevesini indirmek istiyorum diye bağırmak istiyorum kediciğim... anlatabiliyor muyum?"

Dönüp kediye baktı Kayıp. Patilerini yalıyordu. İstemsizce gülümsedi.
"Sizin camiyada da var mı lan böyle sikik insanlar gibi göt kediler? Bence yoktur. Vallahi bak. Anlatmak istersen dinlerim ama miyavcam yok amına koyim. Bir türlü öğrenemedim. Aklım almıyor be kedim. Zavallı aklım… Benim bu aklım, kalbim devreye girdiğinde nasıl da kaçacak yer arıyor, bir bilsen. Ulan aklıma mı üzüleyim, şu yüreğin zavallı çırpınışlarına mı bilmiyorum bazen. Yenilmez çağı bu tükenmişliğin biliyor musun? Bir bedenin içinde iki ayrı dünya ve insan bazen ikisiyle de başa çıkamıyor.
Ayrı dünyaların insanı olmak en az iki kişi gerektirir aslında.Tek kişiden de olurmuş da bunu sana nasıl anlatayım ki. Aklımdan ve kalbimden zorum var benim kediciğim.
Bu yüzden bana deli diyorlar. Geçen peşime takıldığın sokağın üstünde var ya bir meydan! Beşçeşmeler. Orada takılsana lan sen. Acayip yemekler çıkıyor Barlardan, meyhanelerden. Neyse işte orada bana herkes deli diyor. Amına kodumun merhametsizleri. Sanki kendileri çok akıllı."

Şarabından iki yudum aldı Kayıp. İki bacağını toplayıp bağdaş kurdu.
"Ama yok artık kediciğim. Bir kez olsun, merhamet görmemiş insanlardan imdat dilenmeyi bıraktım. Keşke diyorum 'Çaresizliğin' bir sözlüğü olsaydı. Yazık ki yok. İnsanlar merhamet etsin birbirine ne var ki bunda? Çünkü insan ölebilen bir şey kediciğim. Sizin gibi dokuz canlı değil ki. Şanslı piçleriz biz. Sizin gibi dokuz canımız olsaydı var ya! Tek canımız varken insanlar böyle yakıyor birbirinin canını. Düşünsene..."

Cebinden az önce genç bir çiftten aldığı iki dal sigaradan birini çıkarıp yaktı Kayıp.
Derin bir nefes çekti ve üflerken öksürük tuttu. Öksürük geçtikren sonra şarabından bir yudum daha aldı.

"Ölürken, o son hayalin kıyısından dönmüşüm de kursağımda kalmış gibi bir öksürük şu içimdeki. Neyin devamını yaşarken, nelerin geride kaldığı hesabından bir hayli yoksunum.
Belki de bu yüzden vazgeçemediğim şeyler var. Bilmiyorum ki bok mu var be kediciğim.
Niye yaşıyorum lan ben?"

Sigarasından bir nefes çekti.
"
Sizinkini bilmem ama öldürmeden yaşanmıyor artık insanlığın dünyası. Gülmekle ağlamak arasında, tam neresinde olduğumu bilemediğim bir yerde buluyorum bazen kendimi. Son zamanlar gülmeye biraz daha uzağım sanki. Her şeyin ya ucunda ya da sonunda gibiyim. Sanki bütün gidenlerden geriye kalan bir tek benmişim de… hani yeni eve taşınırken, eski evde işe yaramayacak olan eşyaları bırakırsın ya. Sen şimdi taşınmak nedir onu da bilmezsin. En fazla bir arka mahallenin sokaklarına geçersiniz siz değil mi? Ev kediliği yaptın mı hiç? Belki oradan bilirsin. Taşınmak garip bir şey. İnsan mecbur kalmadıkça taşınmamalı. Bu benim fikrim tabii. Senin gibi bilge bir kediye öğüt vermek değil zikrim.
Ama fikrim ve zikrim ne olursa olsun göt gibiyim ben kediciğim."

Sigarasına baktı... bir nefes çekti. Şarabını dikti kafaya. İki üç yudum emdi şişesinden.

"Hayat bana girmiş ama açılmıyor ve ben bunu ezber bellemişim. İyi bok yemişim değil mi? Ulan inanmazsın! Hâlâ saçma umutlarla uyuduğum oluyor biliyor musun? Sabah uyandığımda bambaşka bir hayatım olacağını falan düşünüyorum bazen. Gülme, sıçarım ağzına. Yüzünüzü yalayamıyorsunuz dimi lan siz? Patiyi yalayıp yüzüne sürüyonuz değil mi? O halinizi seviyorum."

Şarabı kafasına dikip dibini gördü şişenin, Maltepenini delisi. Kayaların kenarına usulca bıraktı şişeyi. Sigarasından derin bir nefes çekti.
"Ben yüzümü her gün yıkayamıyorum. Zaten bence yağmur hariç yüzü hiç ıslanmamalı insanların. Benim yüzüm göz yaşına yol geçen hanı be kediciğim. Yani anlayacağın, çok içtim, çok kustum, bir sürü sustum, biraz da ağladım, ölmedim ama bana yaşıyorsun diyenin de ağzına gergedanlar sıçsın. Benden geriye parçalanmayan tek şey, aha şu derime kazılı dövmelerim. Pişmanlıklarım da var tabi olduğu gibi duran…"

Sigarasından son nefesi çekip oturduğu kayaya bastırıp söndürdü izmaritteki ateşi. Bileğindeki dövmeyi açıp kediye gösterdi.

"Bak bu dövmeler öylece duruyor işte amına koyim. Hiç gitmiyorlar. Susuyorum, sustuklarım ve susadıklarım kalbimi parçalıyor kediciğim. Aklımın kuşları uçtu gitti. Bu dünyada daha eksik, daha az kalmışlığın göstergesi işte bu… Acı çekmenin bir derecesi yok. Bir kez aşık olup, dönmeyecek birini uğurladıysan, beni anlarsın minyatür aslan."

Kediye döndü yüzünü. Kedi yoktu. 50 metre ötede kayanın birinden diğerine zıplayıp uzaklaşıyordu. Bağırdı arkasından.
"Ohooo sende mi lan? Hayvan oğlu hayvan dert anlatıyoruz burada. Neyse, sen yarın gelirsin miv miv miv benden yemek istemeye. Gerçi ben sana kıyamam tabii. Ama bu götlüğünü de unutmam. Heh işte merhamet böyle bir şey lan. Anladın mı? İnsanda merhamet kalmadı diye dünyamız hayvanların dünyasına döndü işte... hadi yarın görüşürüz. Yengeye selam."