"Yıllarca seni anlamayanlara dil döküp, seni bir çocuk gibi ilgiyle dinleyen birini bulunca... hele bir de ona aşıksan zil zurna, anlatıyorsun işte abi." der Kayıp...
O gün de meydandaki havuzun kenarına oturup, elinde sigarayla gelen geçeni izleyen, orta yaşlı bir adama yaklaştı Kayıp. "Abi" diye seslendi adama göz göze gelir gelmez...
Biraz acındırır gibi kendini, sanki bütün derdinin devası o adamın vereceği sigaraymışcasına bir yüz ifadesi ve sanki adam o sigarayı uzattığında dünyada acı çeken bütün insanların acısı o an dinecekmişcesine bir ses tonuyla "Bi sigara versene be abim." dedi.
Adam elini cebine atıp, bir yandan kendisinden sigara isteyen üstü başı eskimiş, elleri kapkara, ağzı gündüz vakti şarap kokan Kayıp'ı çekinir gözlerle süzdü baştan aşağı... "Saçlara sakallara aklar düşmüş, sokaklarda per-i perişan olmuş garip." diye düşündü.
Derken Kayıp'da sakince adamın solundan yanaşıp havuzun kenarında kalan bir götümlük yere oturdu. Gözü adamın sigara paketinde...
Adam sigarayı uzattıktan sonra, Kayıp sigarayı dudaklarına götürünce çakmağı çaktı.
Derin bir nefes çekti sigaradan Kayıp. Başladı anlatmaya;
Derin bir nefes çekti sigaradan Kayıp. Başladı anlatmaya;
Sağ ol abim. Vallahi şu sigara olmasa, yüreğimizdeki yangının dumanına ne ile eşlik edeceğiz bilmiyorum. İnsanlar neden böyle birbirinin yüreğini yakıp duruyorsa artık...Sevdiğim kadın söyledi "Kargalar" dedi "15-20 yıl yaşıyormuş. Kayıtlara geçen en uzun yaşamış karganın ömrü 40 sene." miymiş neymiş. Keşke karga olsak demiştik birlikte. Düşünsene abi, bir kuşun kalbi 40 sene atıyor onca telaşa rağmen. Demek kargalar iyi hayvanlar. Birbirlerinin kalbini az kırıyorlar.Şöyle bir adamın yüzüne bakıp başını eğdi Kayıp. Bir nefes daha çekti sigarasından. Çünkü genelde insanların yüzüne bakmaya çekinirdi. Sanki dünyanın bütün yükünü bir bekleyişe sığdırmaktan delirmek ayıpmış gibi...
Benim sevgilim kedileri severdi. Kedisi vardı bir tane. Gitti o biliyor musun? Kedisi değil, sevgilim gitti. Gerçi kedisine kıyamaz, onu da götürmüştür. İnanmazsın var ya; ben de tıpkı Leyla ile Mecnun dizisinin İsmail abisi gibi, hani şu caddeden aşağı inince karşına çıkan limanın burnunda bekliyorum. Gelecek olsa uçakla gelecek ama işte ezelden beridir semtimiz Maltepedir abi. İnsan kendinden başka herkese umut bağlayınca dönüp dolaşıp kendine ait bir şeylere sığınıyor işte. "Geleceğim" dedi aslında. Hem demeseydi de beklerdim. İnsan ömründe kolay kolay gelmeyeceğini bile bile, yine de beklemeye değer insanlara rastlamıyor ki abi. O kadın değer. Öyle güzel kokuyordu ki teni...Bir nefes daha çekti sigaradan. Yine aynı efkarın yer ettiği çizgileri yüzüne asarak... Havuzun solundan el ele geçen bir çifte bakıp gözlerini ayak uçlarına dikti Kayıp.
Beklerken garip şeyler oluyor. Rüzgar esiyor abim, kokusu dökülüyor her yana. Biz onunla bir kere seviştik. Kedisiyle değil abi yanlış anlama. Kendisiyle. Ki ben kedi olsam onun kedisine aşık olurdum kesin. Öyle güzel bir kadın... Mart ayını falan da beklemezsin. Kadın bana "Seni seviyorum." derdi "Nasıl yani?" derdim kendi kendime. "Lan amına koyim ben naptım da, bu pırlanta yürek, bu ince ruh, şu kırılgan ses, bu güzel gözler, bu güzel bakış, inanılmaz güzel gülüş, şu bakmaya doyulmaz ağız, burun, öpmeye doyulmaz dudaklar, çene, boyun, omuzlar, bel, göbek, kalça, göt, bacak, böyle bütünüyle güzelliği anlatan ne varsa sevdi beni, neyimi sevdi?" Ulan ben hayatımda içinde bu kadar sevmek olan bir sevişmek görmedim, bilmedim ki! Çok güzel severdik birbirimizi be abi. Ayıptır söylemesi öperdik birbirimizi. Allah affetsin dudaklar birbirine kenetli ama yetmezdi sanki. Parmak uçlarımız da birbirimizin yüzünde gezerdi öpüşürken. Parmak uçlarımızla da öperdik sanki birbirimizi. İsterdim ki üç beş ağzımız daha olsun da hepsiyle öpüşelim. Duvarların dili olsa ne derdi bilmem ama burnu olsa duvarların, o kadının kokusunun güzelliğinden yıkılırdı tepemize... İşte rüzgar esiyor sahilde... ben o kadını özlüyorum. Yüzü, kokusu dökülüyor her yana. Çok özlüyorum be abi...Her zaman olduğu gibi yine yutkundu Kayıp. Ağlamamak için... Kalabalıkta ağlamaktan çekinirdi. İsterdi ki Beşçeşmeler meydanı bomboş olsun, orada rahat rahat, bağıra çağıra, çığlık çığlığa ağlasın hasretinden. Ama kalabalıktı. İnsanların içinde ne çok şeyi yutkunmak zorunda kalıyordu insan... Bunu her defasında o kadını özlemekten nefessiz kalmışken hissediyordu. Sanki yutkunmasa, bir daha nefes alamayacakmış gibi...
Özleyince insan ışıksız kalıyormuş. Ne bilelim abi. Sevdayı hak eden çok kadın geçti ömrümüzden, güzel aşklar tecrübe ettik. Bakma birinin ardından heder olup kaybolduğuma böyle. Söylesene abim, ömründen uğruna ölünecek kaç insan geçti eğer evladın değilse?Adamın cevabını duymak için başını kaldırdı Kayıp. Adam sokağın sonuna varmak üzereydi.
Abi? Nereye? Vay amına koyim... Sen de haklısın. Sevda uğruna heder etmiş kendini Kayıp... sana da(!) ne değil mi abim?Oturduğu havuzun kenarından dikildi ayağa. Şarap almak için 7 lirası eksikti. Kallavi bir adamı kestirdi gözüne önce. Sonra yanında iki genç kız olan iki delikanlıyı gördü. Kızların yanında rezil olmamak için üç beş bir şey atar bunlar dedi. Kendisi gençken atardı çünkü flörtleri yanında rezil olmamak için. Herkes gibi, her şeyi kendinden biliyordu Kayıp... Herkes gibi her şeyin aslında bildiği gibi olmadığını, başkalarından öğrenecekti.
İki hızlı adımla gençlere yaklaştı...
"Gençler. Şu Kayıp abinizin karnı iki lokma ekmeğe aç, gönlü de bir kadına... 2 liranız var mı? Ekmek alayım kendime."
Gençler yüzüne bile bakmadı Kayıp'ın. Alışıktı böyle şeylere. Kalçasından düşmek üzere olan pantolonunu çekti beline doğru. İyice paçavraya dönmüştü. Meydana döndü yüzünü.
"Şu çöpe birazda kemer atın amına koduklarım." diye bağırdı.
Eline cebine atıp sahile, kadınını beklemek için limana doğru yürümeye başladı.
"Hep boklu tuvalet kağıtları, içine çay dökülmüş poşetler, yemek artıkları... Evveliyatınızı sikeyim, yemekleri birbirine karıp çöpe atıyorsunuz, ayrıştırana kadar anam sikiliyor da ses etmiyorum, bari bi kemer atın. Götümüzü herkes görüyor sizin yüzünüzden."
Durdu, tekrar Beşçeşmeler Meydanına, kendisini siklemeyen kalabalığa baktı.
"Benim götüm güzelse, bir tek kadınıma güzel ulan! Ondan başka kimseye güzellik borcum yok benim."
Tekrar Limana döndü yüzünü. İnsan beklediği yere aittir çünkü. Kendi kendine mırıldana mırıldana yürüyordu Maltepe Sahilinin Delisi Kayıp.
"Bizim gönlümüz güzelse, yüreğimizin desenini çizen o kadın yüzünden güzel. Perdeleri yırtsa da, duvarlarını yıksa da, viran etse de gönlümüzü, bir zamanlar yuva bildi diye aha şu kalbimiz güzel. Ben o beni sevdi diye güzelim, o her şeyiyle ve hep güzel. Geri kalan her şey bok. Ulan ben onca çirkinlikten hep sana kaçıyorum be kadın. Hâlâ sana! Senden başka güzel kimsem yok diye belki. Kızım mübalağa etmiyorum işte gerçeğim bu. Keşke karga olsaydım. En fazla 3-5 sene çekerdim hasretini. Ah be sevgilim... kim bilir ne zaman öleceğim. Dön artık kurban olduğum. Bak! Çiçekler açtı, kuşlar cıvıl cıvıl sabahları, kedilerin yavruları doğmaya başladı, sokaklar kendini buldu, bulutlar yerini... Ben böyle sensiz hep kurak, kasvetli, fırtınanın ortasında, kayıp... dön be artık."
"Bizim gönlümüz güzelse, yüreğimizin desenini çizen o kadın yüzünden güzel. Perdeleri yırtsa da, duvarlarını yıksa da, viran etse de gönlümüzü, bir zamanlar yuva bildi diye aha şu kalbimiz güzel. Ben o beni sevdi diye güzelim, o her şeyiyle ve hep güzel. Geri kalan her şey bok. Ulan ben onca çirkinlikten hep sana kaçıyorum be kadın. Hâlâ sana! Senden başka güzel kimsem yok diye belki. Kızım mübalağa etmiyorum işte gerçeğim bu. Keşke karga olsaydım. En fazla 3-5 sene çekerdim hasretini. Ah be sevgilim... kim bilir ne zaman öleceğim. Dön artık kurban olduğum. Bak! Çiçekler açtı, kuşlar cıvıl cıvıl sabahları, kedilerin yavruları doğmaya başladı, sokaklar kendini buldu, bulutlar yerini... Ben böyle sensiz hep kurak, kasvetli, fırtınanın ortasında, kayıp... dön be artık."
