Sokağın başında çekilecek her acıyı tadarken bekledikten sonra yazı da geçer mevsimlerin kışı da...
Sağıma soluma bakıyorum yabancı geliyor. Ardıma bakınca görüyorum ki ölmeden dönmeyeceğim yollar kalmış ardımda. Ayağımı attığım yol sana çıkmadıktan sonra, baharlar da geçer kuzum, ilki de sonu da...
Bu sokak tam 75 metre.
Bu sokağın başında durma sebebim, senin olmadığın yollarda yürümekten yorulduğum içindir.
Şu karabaş köpek anlar ne demek istediğimi. Hayvan bile doyduğu yerde işte.
Bana dedin ki "Kayıp ben gidiyorum." Bunu unutmak için yaşıyorum. Bana demiştin ki bir keresinde de "Kayıp seni seviyorum." Bunu unutmamak için yaşıyorum. Bak bu köpek bunu da anlar...
Dün gece rakının dibini dikerken kafama sekten, dedim "Ulan kadın Allah'ın kulu olmadı benim sana inandığım kadar." Ki düşün istesem ona da inanırım... Sana şirkin kralını koşarım.
Maksat sana koşmak olsun. Keşke bekleyecek olsaydın. Buna hiç üzüldün mü bilmiyorum. Buna bir gün üzülür müsün? Ben çok üzülüyorum. Bunu düşününce bir ordu dolusu canım acıyor benim.
Keşke gitmeseydin lan bu şehirden...
Martılar da bir gün o geminin peşini bırakıyor biliyor musun sevdiğim?
Martılar bir gün mutlaka ölüyor. Bu sokak 75 metre. Senin olmadığın sokaklardan geçmek çok yordu beni. Bir gün öleceğim. Burada bunu bekliyorum. Tembellikten...
Sokak sokak sensiz yürüyeceğime...
Seni özlemekten delirmişken bir Akdeniz sahilinde, nedense bu kez şaraba abanıp güzel eyledim kafamı. Yarak kürek bir şeyler yazıyorum tesisin cızırdayan ampulü tepemde... Otel görevlisi gözümün içine bakıyor. İki kelam fazla dökmek istiyor belli. Kimse fazlasını istemez...
Ara sıra kalbimi yokluyorum. "Biraz daha geçti zaman." diyor kalbim.
Geçer çünkü... Hep geçer.
Adama yüz vermiyorum. Kalbimi dinlemeye devam ediyorum bir paragraf daha bitirince...
Bir tane daha bitti... iki kere yokladım kalbimi.
Ellerin elimde olsaydı geçen zamanın umurumda olmayacağını düşünüyorum. Sonra plajda şarap içerken yaptığım kumdan kaleye kaldırıyorum gözümü...
İnsan kendi elleriyle yaptığı kumdan kaleyi kendi elleriyle yıkmalı...
Deniz dediğin, verdiği kumu alıyor geri...
Ellerin ellerimde olsaydı, bunun için ağlamazdım.
Yazmışım işte o gün; "Zaman ve deniz aynı şey. İkisi de alıyor verdiğini geri."
Ağzım bozuk bu aralar. Adını sık anıyorum. Bir gece bir rüya sırasında soluksuzca öptüm ağzını dudağını dilini... Rüya olmalıydı çünkü her saniyesi... Nefessiz...
Küçücük tanrıyım o gece. Cennet dudaklarımın arasında. Üflesem dünya güzelleşecek, üflesem kıyamet...
Ağzım bozuk bu aralar. Öpsen bir daha rüya gibi, düzelir aslında.
O yüzdendir ki sevdiğim, gelip geçerken seni bana getirmeyen her saniyenin amına koyayım.
Zamana bırak...
Oldukça usta bir illüzyon bu. Usta kaybetmekte her şeyi.
Haklısın madam; Bunca acı gerçekle dönüp dururken dünya, sıkı tutmalı kaybetmemek için.
Gülleri kurutup kitaplar arasına serperken yapraklarını bir bir, dalından papatya mı koparmalı aşk bahçelerinin?
Saçma kuzum saçma... Kopan yaprak, geçen zaman, içtiğim şarap, sensiz... yaşamak sayılmamalı.
Koparım attıktan sonra...
