9 Şubat 2018 Cuma

Çiçeğe Kelam III

Babam arabasını yıkarken izlerdim onu.
Yaşım en fazla 10'dur. Paspaslara su tutardı defalarca köpürtüp.
Onca suyu, onca köpüğü boca etse üstüme, babamın eskimiş paspaslarından daha temiz olamayacağım sanırdım...
Sen beni sevinceye kadar çiçeğim...

Bir adam hayatı boyunca kaç kez geçer yüksek köprülerin üstünden?
Sen beni sevinceye kadar ben o köprülerden geçip aşağı atlamak isteyen herkesi anlardım.
Bir sigara yakıp balkonunda, kendini aşağı bırakmak isteyen, öldüğü an "zaten o kadar çok düşmüştüm ki bu iyi oldu." diyecek insanları anlardım.
Sen beni sevince fark ettim biliyor musun çiçeğim? Balkonumun manzarası ne de güzelmiş...
Senin sevdiğin herkes, senin sevgi dolu bakışlarla izlediğin herkes kafa tutar fizik kanunlarına çünkü.
Yer çekimine mesela...

Ben ki bu dünyanın kırk yıllık beceriksizi, ben ki bu dünyaya sırf insanlar başarmak kriterinin çıtasını belirlesin diye gelmiş başarısızlık abidesi; hiç bu kadar hazır hissetmemiştim kendimi bütün eşikleri geçmeye... Daha da fazlasına... Sen varsın diye...

Bu gece seni düşünüyorum penceremin kenarında.
Haberin yok ama burada yaşıyoruz biz seninle. Bir şeyler karaladım defterime. Bunları yazdım.
Sigaraya anlatmak istedim seni. Kül tablasına...
Balkon kapısının koluna bile anlatmış olabilirim. Tarık Akan'ın duvarda gülüşüyle asılı fotoğrafına...
Yaşadığım hiçbir şeyi katmadan cümlelere, sadece seni...
Hiçbir tümseğimi, hiçbir duvarımı katmadan...
Dedim "Siz hiç güneşin batışına şahit oldunuz mu? Ben oldum. Onu öptükten sonra, merdivenleri çıkarken baktığımda arkasından. Güneşin doğuşuna da... Mutfakta sigara içerken sabah, yanına gittiğimde günaydın dediği vakit bana."
Az anlatmışım. "Gözlerini her kırptığında da." demeliydim güneşin batışı için. Demeliydim ama onu da yazdım işte buraya.
Gözlerini her kırptığında sevgilim; yer kürenin o sürede karanlığa gömüldüğüne şahit oldum ben.
İlk defa boğazıma bir şey takılmadan anlatıyorum sevdayı...
Gözlerine bir kez bakan insanlar, uzun süre seninle göz göze gelmediklerinde nasıl yaşayabiliyorlar aklım almıyor. Gülüşünü bir kez görenler nasıl oluyor da senden uzak yaşarken yürüyecek gücü bulabiliyorlar kendilerinde?
Ben neden bu kadar mutluyum? Ben neden bu kadar aşığım sana da senden uzak bu kadar yaşama hevesiyle doluyum?
Seni anlatmak istiyorum bütün evrene... öznesi, nesnesi, yüklemi, ağrısı, ağırlığı, sevinci, çiçekleri ve kıblesi sen olan cümlelerle... Sen beni sevince...

Bunları yazarken iki sigara içtim. Bir vişne votka... Sayısız sevinçler geçti içimden seni seviyorum diye. Üçüncü sigaramı yakacağım. Bir çakmağın, bir sigaranın ateşini hiçe çevirdiğin için de aşığım sana. Defalarca üzerinden geçilen bir şiiri kimseye okumadan kendine saklamak gibi... Okursam da Tarık abiye okurum zaten. Belki şu yıldızlara... Gönlünün demini alsın diye yazacaklarıma bir votka daha yuvarlayarak... Bu kadar çirkin bir dünyayı tek başına cennet eyliyorsun diye...

Bu gece böyle. Bir votka daha içeceğim sanırım. Belki Küçük İskender'den bir kaç sayfa okurum uyumadan. Belki Cem Adrian'dan bir iki şarkı dinlerim...
Ve seni çok seveceğim. Tüm hasretimle, kaşınan gözlerimle, bileğimdeki dövmeyle, camdan yansıyan gülüşümle, dökülen saçlarımla ve tüm kalbimle çok seveceğim seni. Kar taneleri gibi değil, kar taneleri kadar...

"Tarık abi çok seviyorum. Sevmeye dair bütün cümlelerin aciz ve soysuzluğu için senden ve o kadından özür dilerim. Ama çok seviyorum. Yer yüzüne düşmüş bütün kar taneleri, düşecek bütün kar taneleri kadar... "