10 Aralık 2017 Pazar

Dertleşme / Mahalle-Çocuk-Hayat

Hediye ablamız vardı bizim. Namusuna laf ettiler diye canına kıymıştı.
Çocuktum daha... Sokağa girdimiydi, koşar sarılırdık ona. Deli gibi severdi bizi. Ne oynuyorsak o an bırakıp "Hediye abla geldi" diye çığırarak onun kollarına koşardık. 
Bazen sıraya girer sarılırdık. Tepemizden sarar bizi, kendine bastırıp başımızı öperdi. Bir keresinde param yok diye bana çikolata almıştı bakkal Ahmet amcadan.

Mahalle yok şimdi. Hediye abla da yok. İyi ki yok. Bilseydi çok üzülürdü bu mahalleye.

Hediye ablanın arkadaşları vardı bizim semtten. Hep kendi yaşıtları...
Yasemin abla ve Nermin abla. Biz onlarla büyüdük. Onlar bizimle yaşlandı.
Önce Nermin ablanın babası öldü. Gördüğüm ilk cenaze arabası. Apartmanda Birol abimiz vardı, çok istedi Nermin ablanın bir akrabasını evlenmek için.
İpsiz sapsız diye vermediler galiba, konuşulanlardan hatırlıyorum.
Evinde yüksek sesle dinlerdi Ferdi Tayfur'u.
Nermin ablanın babası öldükten sonra uzun süre dinlemedi şarkı. Ya da sesi kısıktı bilmiyorum. 

İnsan bir mahalleyle birlikte yaşlanınca, çok çok büyük bir ailesi oluyormuş. Önce Çetin abilerin evlerini yıktılar. Sonra Ziya amcaların. Önce Palmiye Sitesini diktiler bomboş arsaya, top oynadığımız sahaya da Metem sitesini... hem de kocaman, yüksek katlı bloklar.
Yenilendi caddeler, sokaklar, evler.
Yeni binalar yaptılar yıkılanların yerine ama nedense bu mahallede yıkılan insanlara kimse bir şey yapmadı.

Dedem dedi ki bi bayram sabahı "Zaman ne çabuk geçti."
Kuzenimle bahçede "Yeşim'in bacağını gördüm lan." diye henüz yeni yeni keşfetmeye başladığım erkekliğimce maceralar uydururken, komşumuz Zeliha teyzenin çığlığı ile sıçradık yerimizden.
Dedem fırladı önce masadan. Hediye abla asmıştı işte kendini. Bizi kuzenimle eve sokmadılar. Önemi yoktu da; bir daha da sarılmadı kimse bana öyle içli.
O güne kadar çok ölüme içim yanmıştı aslında. İnsan anasının babasının ölümüne alışıyor da, evladının ölümüyle bir daha yaşayamıyor galiba.
Kimseler de yaşamasın. Gitmiyor Zeliha teyzenin sesi kulaklarımdan. Bir sonraki bayram sıra babaanneme gelecekti.
Dedem o sabah zamanın Hediye abla için, bir sonraki bayram da babaannem için duracağını bilmiyordu. Bir Cuma günü, dedem çok ağlamıştı. Kartal SSK'da...

Ben de o esnada dedem ve eniştemle sahildeydim Kartal'da... Denizin karşısında. Deniz de acının tam karşısında.
Acılar insanın içinde nereye karışır bilmiyorum. Dedemin yüzü beş dakikada, Zeliha teyzeninki beş saatte yaşlanmıştı sanki.
Bayramlarda kimseler ölmemeli...

Nermin ablanın kızı Emine, Hediye ablanın öldüğü yaşta şu an.
Üniversitede ikinci senesi bu sene. Annesi gibi güzel yüzü. Yasemin abla ise felç geçirdi bir kaç sene önce. Yürüyemiyor artık. Evi tam karşımda. Camdan bakınca, kirli balkonunu görüyorum şu anda... Çocukları hiç yalnız bırakmıyor Yasemin ablayı. Balkon leş gibi, şu balkona iki su vursalar keşke.
Birol abi gelin getirdi Sibel ablayı. Sultan geldi önce dünyaya. Babasının yemyeşil gözleri annesinin bembeyaz tenini aldı. Hatırladığım kadarıyla babaannesine benziyor Sultan.
Emine ile çok iyi arkadaşlar. Emine ve Sultan'ın arkadaşlığı, Hediye abla ve arkadaşlarını getiriyor hatırıma... Emine'ye de üzülüyorum. Çok güzel yüzü. Babası bırakıp gitti 10 yaşında. Balkonlar, camlar pek mühim değil de işte çatı olmayınca... Babası yanında olmayan bir çocuk nasıl gülsün ki?

Çocukluğum bölük pörçüktür benim. O yüzden çocuk tavırlar sergileyen insanları yadırgayanlara kızarım ben. Herkesin yetişkin olmasına kızarım. Büyüyünce herkes yalnız değil mi zaten. Neden içindeki çocuğu öldürmek isterler insanların?
Bu mahallede çok insan birlikte büyüdü, birlikte yaşlandı, birlikte ölen bile oldu.
Zaman bu şehirden geçtiği gibi mahallemizden de çok hızlı geçti.
Mahallemiz, tıpkı insanları gibi zamana karşı kaybetti bütün güzellikleri...

Büyüdüğüm şu mahalle için 2015 başında şu cümleyi yazmışım defterime
"Bu mahallede herkes karlar altında yuvasını arayan tavşan kadar yalnız.
Üstelik mevsim kış değil..."
Yıl 2017 dostlar... Bu mahalle artık daha da yalnız.

Hayat böyle mi hep?
Bu mahalleye geri dönüşümün üçüncü yılı. Hiç okul sırasında kafama vurmamış kadar mutsuz çocukluk arkadaşım Halil. Caddeyi köşeden bu evin önüne kadar gören odamın penceresinden gördüklerimi neden hiç unutmuyorum? İçine ilk aşk acılarımın sığdığı bu bahçeyi çocuk adımlarla koştuğumu?
Yaşamamış gibi unutmak mümkün değil ki... Birol abinin Sultan doğduğunda ektiği fidan değil başımızda gölgemiz. O ağacı kaldırım payı diyerek söktüler yerinden.

Bu mahalle gibi hayat.
Kaç yaşımıza gelirsek gelelim, hep buruk hikayeler taşıyor sırtında.