İnsan kendine verdiği sözleri tutmalı.
Hesabını kendine vereceği bir hayat bulmalı.
Bulduğu gibi yakasına yapışıp o hayatı yaşamalı. Salt kendine ait...
*-*
İnsan dilini bilmediği şehirde konuşmamalı. Dilinden anlamayan insanlara anlatmamalı.
İnsan kendine konuşup, kendine susmalı.
*-*
Birinci tekil şahısların dışında hiçbir şahsın olmadığı yerlerde büyük bir bencil olmalı.
Tüm kadehleri, birinci çoğul olduğu zamanlar tüm kelimeleri güzelleştiren ama bir gün üçüncü tekil şahıs olmayı seçenlere kaldırmalı.
Sessiz, usul, derinden... İnsan belki de sadece o an mütevazi olmalı.
Özlerken...
*-*
Bir insan birini çok seviyorsa, arada kalan her şeyi de sevmeli.
Zaman, koltuk, yastık, duvar, oda, kaldırım, sokak, cadde, şehir, ülke, yaşamak telaşı...
Kendisi öyle sevilmiyor mu? Vallahi bu da kalp be kardeşim, kimse kusura bakmamalı.
*-*
İnsan gelmeli, gitmeli, geçmeli. Geldiğini, gittiğini, geçtiğini, bir gün birisinin geldiğini, gittiğini ve bazen gittiğinde kalan eksiklik hissinin hiç geçmediğini unutmamalı. Becerebiliyorsa geçip gideni...
*-*
Ve insan unutmamalı, yaşamak yaşamaktır, ölmekse ölmek. Fakat yenilmek...
Yenilmek bu ikisi de değil. İşte bunu hep hatırlamalı. Yenilmek sadece yenilmek değildir çünkü. Bazen yaşamaya tutunmak, bazen ölmektir mesela...
Neden bu kadar saçma bilmiyorum. Ama değil.
*-*
İnsan bir şehri sevmiyorsa orada ölmemeli.
İnsan düştüğü yere kızmamalı.
İnsan zavallı biri olmamak için hep "meli" ve hep de "malı"
*-*
İnsanız zor avunuyor kolay inanıyoruz.
Oysa insan kolay avunmalı, zor inanmalı.
Ben kendime verdiğim sözleri tutuyorum.
Teşekkürler kendim.
Teşekkürler kendim.
