Bütün yalnızlığımı ve kalabalığımı, seninle adlandırıyorum.
Sensiz o kadar kimsesiz kaldım ki... Bomboş yaşadığım her anın sahibi de anlamı da sensin artık.
Ne yazacak ne de okuyacak şiirim kalmamış gibi.
Öyle kayıp, öyle hükümsüzüm ki...
Terk edilmiş bir şehrin meydanında göçünü unutmuş bir kuş gibi...
Şehre ayrı, kuşlara ayrı üzülüyor olmam da bundan sanırsam.
Bir kuş düşünsene; kanatlarından ümidi öyle kesmiş ki, tünemiş şehrin meydanında bir ağacın dalına, yakmış sigarasını, hiç olmazsa göğe sigaramın dumanı varsın diye derin nefesler çekip üflüyor...
Avunacak bir şey bulur insan. Ama avunmak; ne insan, ne de bir kuş adına yaşamak sayılmasın. Hayalleri bulutların ardında olan, nasıl yaşasın eğer uçamıyorsa?
Kanadım kırık kanadım... kaç kez heveslendim de saçlarını koklamadım kaç zaman... Elim kolum kanadım kırık işte ulan...
Bulutlar da üzülüyor mudur acaba, biz onlara yeryüzünden bakarken?
Gök, kuşlara hediye edilmiş bence. Sen, tüm bu yer yüzüne...
Bana kalmış koskoca bir sensizlik...
Ah be kadın, çok komik; Hayat diyorum devam ediyor diye avunuyorum. Avunmak yaşamak sayılmasın.
-*-
Ne kadar uzak olursan ol, avuçlarındaki gezegenin adını benden başka hiç kimse bilmeyecek.
Ne saçlarının göğsüne dökülüşünü omzundan, ne güldüğünde dudaklarının kıyısına iliştirdiğin cenneti unuturum.
Ne seni unuturum, ne o yalnızlığını sırtıma giymek için heveslendiğim günleri.
Ben sandım ki biz seninle bir gün, aynı sabaha uyanacağız.
Sandım ki o sabahtan sonra ölsem de gam yemem.
Ne sana sarılarak uyumayı, ne de ölmeyi beceremedim zavallı ben...
Gam kaldı geriye... Yiyorum özlemle. Avunmak ve sanmak yaşamaktan sayılmasın.
Ben ne seni sevmeyi unuturum, ne de seni özlemeyi işte...
