Dün akşam Mert'le hasret gidermek için buluşup, Kadıköy'e gittik. Akşam nerede ne içelim derken kendimizi Sarnıç'ın sokağında bulduk. Rotamız kendiliğinden oraya çevriliydi sanırım; ayaklarımız ağır adımlarla oraya götürmüştü bizi...
Dertleşe dertleşe dördüncü kadehleri yuvarlıyorduk. O esnada yaşlı bir amca yanımıza gelip kibarca ve kısık ses tonuyla “Gençler kusura bakmayın rahatsız ettim, izin verirseniz, bir şey sorabilir miyim? Yanıtlamak istemezseniz size hak veririm.” dedi.
Dertleşe dertleşe dördüncü kadehleri yuvarlıyorduk. O esnada yaşlı bir amca yanımıza gelip kibarca ve kısık ses tonuyla “Gençler kusura bakmayın rahatsız ettim, izin verirseniz, bir şey sorabilir miyim? Yanıtlamak istemezseniz size hak veririm.” dedi.
Mert hemen yanındaki boş sandalyeye davranıp “Buyur amca otursana.” dedi.
“Yok” dedi amca gülümseyerek ve kırılgan sesiyle
“Sadece bir soru soracağım. Şimdiye kadar bu meyhanede yeni gördüğüm insanlara hep sordum. Aldığım cevaplarda da hiç yanılmadım.” dedi ve daha sevimli bir gülümseme astı yüzüne.
O meyhanede yeni değildik ama olsundu...
“Sadece bir soru soracağım. Şimdiye kadar bu meyhanede yeni gördüğüm insanlara hep sordum. Aldığım cevaplarda da hiç yanılmadım.” dedi ve daha sevimli bir gülümseme astı yüzüne.
O meyhanede yeni değildik ama olsundu...
Amcayı hep görürüm oralarda ama tanımam. 80 yaşlarına yakın. Hoş sohbet, hatırı sayılır, oranın bilindik yüzü olmalı ki; o sokağın meyhanelerinde her kimin masasına gitse, herkes kendisiyle muhabbet eder, nezaketine karşılık verirdi. Ben de kendisini, oraların sakini haline gelmiş sevimli bir amca olarak hatırlarım. Bu kez bizim masamızın başındaydı işte.
Merakla “Buyurun amcacım, sorun lütfen.” dedim.
“Köşedeki masadan gözledim sizi iki dakika. Bir beklediğiniz var değil mi? Bu masaya, bu geceye ait değil bu sorum, genel hayatınıza istinaden...?” diye sordu. Bu kez meraklı bakışlar onun çilli yanaklarının üstüne ilişmiş yorgun gözlerindeydi.
Mert ile birbirimize baktık.
“Olmaz mı amcacığım... Herkesin bir beklediği yok mu?” dedi
Amcamız Mert’e göz kırptı ve bana döndü...
“Benim biraz farklı amcacığım. Her şeyi güzelleştireceğine inandığım insanlar yüzünden hiçbir şeyi akışına bırakamıyorum. Beklediğim biri yok ama telaşla beklediğim çok şey var.” dedim.
“Olmaz mı amcacığım... Herkesin bir beklediği yok mu?” dedi
Amcamız Mert’e göz kırptı ve bana döndü...
“Benim biraz farklı amcacığım. Her şeyi güzelleştireceğine inandığım insanlar yüzünden hiçbir şeyi akışına bırakamıyorum. Beklediğim biri yok ama telaşla beklediğim çok şey var.” dedim.
Bir şey söyler diye bekledim ama söylemedi. Gülümsemesi hiç değişmedi. "Aslanlarım benim. Hadi afiyet olsun." dedi. Usulca arkasını döndü ve masasına gitti. Kadehini bize kaldırıp, masasında arkadaşlarıyla tokuşturdu. Biz de kendisine karşılık verdik...
Aradan 1-2 saat geçti. Hesabımızı ödeyip kalktık mekandan. Amcamla göz göze geldik. Gülümsedim ve saygımı göstermek, vedalaşmak için başımı eğdim. Elini göğsüne götürüp, sevimli gülümsemesiyle selamımı kabul etti.
Mert'le dönüş yolunda amcayı konuştuk. Bir kez daha kendisine rastlarsak oralarda "Peki amcacığım, senin beklediğin biri var mı?" diye biz ona sormaya karar verdik. Bizden aldığı cevabı ya doğru tahmin etmişti ya da beğenmedi yanıtımızı. Bunun bilinmezliği ile oradan ayrılıp evimize doğru yola çıkmıştık.
Beklemek vefadır. Birini beklemek, beklediğin insana beslediğin hislere karşı gösterdiğin vefadır.
Bir şeyin olmasını beklemek, insanın kendi umutlarına gösterdiği...
Sorsaydı böyle söylerdim. Sormadı...
Bir şeyin olmasını beklemek, insanın kendi umutlarına gösterdiği...
Sorsaydı böyle söylerdim. Sormadı...
"Amcacığım, elbette siz çok daha iyi bilirsiniz ama..." der,
"Beklemek yorar insanı. Beklemekten çok yorulan insan, kimseleri bekleyemez ki artık.
Yüreğimde, içinde oldukları ve dokundukları her şeyi güzelleştireceğine inandığım insanlar var.
Onların bana dokunmasını, böylece ömrümün güzelleşmesini bekliyorum.
Tek dileğim inanmaktan yorulmamış olmak.
Çünkü insan bazen çok yorulan bir şeydir. Beklemekten, inanmaktan, ummaktan ve sanmaktan..."
Diye eklerdim...
"Haksız mıyım?" diye sorar, yanıtını beklerdim. Beklemekten ne kadar yorulmuş olursam olayım...
"Beklemek yorar insanı. Beklemekten çok yorulan insan, kimseleri bekleyemez ki artık.
Yüreğimde, içinde oldukları ve dokundukları her şeyi güzelleştireceğine inandığım insanlar var.
Onların bana dokunmasını, böylece ömrümün güzelleşmesini bekliyorum.
Tek dileğim inanmaktan yorulmamış olmak.
Çünkü insan bazen çok yorulan bir şeydir. Beklemekten, inanmaktan, ummaktan ve sanmaktan..."
Diye eklerdim...
"Haksız mıyım?" diye sorar, yanıtını beklerdim. Beklemekten ne kadar yorulmuş olursam olayım...
