Umarım vaktiniz vardır doktor. Uzun uzun döküleceğim çünkü. Bunca
suskunluk biraz gaz yaptı. Ara sıra geğirir, ara sıra da sol gözümü sağ
gözümden önce kırpacak olursam kusuruma bakmayın lütfen.
Her konuşmamızda çocukluğuma
dönmemi istiyorsunuz.
Siz her çocukluğuma dönmemi istediğinizde ben konuyu değiştirmek zorunda kalıyorum çünkü hâlâ küçük bir çocuğum ben.
Siz her çocukluğuma dönmemi istediğinizde ben konuyu değiştirmek zorunda kalıyorum çünkü hâlâ küçük bir çocuğum ben.
Maazallah at da olabilirdim ama değilim. Zaman zaman kendi kendime "Keşke
at olsaydım." dediğim de oluyor çünkü o zaman içimdeki ve dışımdaki
sorunlarla bu kadar uğraşmak zorunda kalmazdım gibi geliyor bana. Yükümü taşır,
samanımı yer, asfalta sıçar, kafama göre de kişnerdim. Kimse de bana
sizin gibi deli demezdi. Hatta siz demekle kalmayıp sayfalarca rapor yazdınız
değil mi? Bu konuda bir gün yanıldığınızı
anlayacak ve çok üzüleceksiniz doktor.
Dediğim gibi at değilim.
Çocuğum ve çocuk aklımla sorunların üstesinden gelemiyorum. Hoş; büyümüş insanlarında
büyümüş akıllarıyla sorunları çözemediği oluyor elbette.
2+2= 4 basitliğinde
sorunlar için bile her kafadan dörtten fazla sesin çıktığı insanlar arasından bana deli raporu vermeniz bir hayli komik aslında. Bana kalırsa siz büyüklerin ve
biz çocuk kalpli ne bok olduğu belli olmayan delilerin derdi, sorunu çözmek
değil galiba.
Mastürbasyon yapmak. Bir şekilde tatmin olmak.
İnsan oğlu yaptığı
her şeyde tatmin olmak zorunda mı ki? Zorunda olsa dahi bu tatmin olma
duygusuna bir şekilde ulaşmak zorunda mı? Gerçekten bilmiyorum bu sorunun
cevabını. Şunu demek istiyorum; Bu seansımızda sizinle konuştuğum her cümle
beni ve sizi tatmin etmeli değil mi? Etmez ise mastürbasyon mu yapacağız?
Çocukluğumu mı dönelim? Ben
buradayım zaten doktor... Portakala mı gideyim?
Siz çocukluğuma dönmek
istediğinizde aklıma gelen ilk şey hep Birol piçi oluyor.
Mahallede benden 3 yaş büyük bir arkadaşımızdı. Babası vardı ama bize karşı davranışları yüzünden ben ona sanki babası yokmuş gibi bir isim taktım. Daha doğrusu babasının kim olduğu belli değilmiş gibi. Piç lakabı oradan geliyor.
Mahallede benden 3 yaş büyük bir arkadaşımızdı. Babası vardı ama bize karşı davranışları yüzünden ben ona sanki babası yokmuş gibi bir isim taktım. Daha doğrusu babasının kim olduğu belli değilmiş gibi. Piç lakabı oradan geliyor.
İşte bu piç, biz mahallede top
oynarken bir anda maça dalar, 5-10 dakika deli gibi oraya buraya koşturup yorulunca
ya da yenileceğini anlayınca topu alır, maç yaptığımız çimenliği caddeden
ayıran dereye atardı. Amacı olmayan bir faşizm. Tam bir anarşi örneği.
Terörizm. Ya da katıksız bir orospu çocukluğu... Ne derseniz deyin. Bence hepsi...
O esnada en küçüğümüz ve en
beceriksiz topçumuz olan Murat, maçta bir boka yaramadığı için yedek bekleyen
Murat, gariban, itelenmiş, örselenmiş Murat, sırf bize yaranabilmek için
kahramanlık yapar gider ve dereye inerek topu alır gelirdi. Tam bir fedakarlık
örneği gibi görünse de zaman zaman yalakalık örneği olarak değerlendirdiğim de olmuştur
Murat arkadaşımızın bu davranışını.
Olsun. Sonuçta bir emek, bir direniş olarak
göze çarptığı aşikar. Ama Birol piçi neden piç? Çünkü bu piç iki dakika sonra yine aramıza girer, topu kaptığı gibi yine dereye yollardı. Gariban Murat ise yine koştura koştura
dereden topu çıkarmaya giderdi. Bu piçlik ve fedakarlık
savaşında kazanan hiçbir zaman fedakarlık olmadı...
Size bir şey sorabilir miyim? Büyüklerin dünyasında durum farklı mı sizce?
Yani kendisini reddeden kadını
öldüren yetişkin erkek birey mi daha aşağılık bir varlık yoksa arkadaşının
oyuncağını çalan küçük bir çocuk mu?
İşte bu yüzdendir ki; Ben deli
değilim doktor. Ben çocuk yürekli, çocuk akıllı bir adamım.
Ben, beni sizin karşınıza çıkaran bütün hatalarımı çocuk masumiyetiyle yaptım. Siz olgun bireyler buna yaşamak diyorsunuz sanırım. Heh işte ben de sizlerin o yaşamına sıçayım.
Ben, beni sizin karşınıza çıkaran bütün hatalarımı çocuk masumiyetiyle yaptım. Siz olgun bireyler buna yaşamak diyorsunuz sanırım. Heh işte ben de sizlerin o yaşamına sıçayım.
Ki: At olsam kafama göre rastgele sıçardım her yere. At
değilim. Çektiğim şu yüke bakın doktor...
Beni salın doktor.
Bunca zaman şu dört duvar odanın içine hapsettiğiniz yetmedi mi? Beni iyileştirecek olan şey bu mu? Hem iyileşmek istemiyorum ki ben. Akıllı sizlerseniz eğer, ben vallahi billahi akıllanmak falan istemiyorum.
Bunca zaman şu dört duvar odanın içine hapsettiğiniz yetmedi mi? Beni iyileştirecek olan şey bu mu? Hem iyileşmek istemiyorum ki ben. Akıllı sizlerseniz eğer, ben vallahi billahi akıllanmak falan istemiyorum.
Ben sadece
özgürlüğümü istiyorum. Ve bunu çocuk masumiyetiyle istiyorum. Sizin olgun ve yetişkin
olduğunu zanneden insanlar gibi dünyada sadece kendileri varmış da, bütün dünya
onlara hizmet ediyormuşçasına bir özgürlük değil, çocukça bir özgürlük
istiyorum.
Kendilerinde nasıl bu hakkı gördüklerini asla anlayamayacağım hatta
reddettiğim hadsiz ve aptalca bir özgürlük değil istediğim. Bana beni
hissettiren şeyi istiyorum. Belki en fazla, birazcık bencilliğimi...
Hayvandan farkım biraz akıl ise ben en hayvan olmayı kabul ediyorum. Siz
istediğiniz kadar deli deyip durun bana... Sizin aklınızı, sizin ya da bilimin
akıl seviye kriterleri olarak belirlediği hiçbir şeyi istemiyorum.
Akıl değil mi insanı çıkarları için harekete itip duygularını hiçe
sayan? İstemiyorum akıl makıl. Akıl arayan insan kalbin sadece kalp pompalayan bir organ olduğuna inanır. Hiç kusura bakma doktor. Benim kalbim sadece kan pompalıyor olsaydı annemi, babamı, kardeşimi, Orhan'ı
Mert'i ve aşık olduğum kadını sevemeyecektim.
Ziyaret mi? Kayıtlarda yok mu,
bir ziyaretçim var.
Sağ olsun. Cezmi abi geldi geçen günlerde. Uzun zamandır görüşemiyorduk. Benim eski mahalleden sevdiğim bir ağabeyimdir. Mahallede yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi.
Saygı duyduğumuz bir büyüğümüz olmasına karşın beni çok sever, bunu da sohbeti, muhabbeti ve bana karşı gösterdiği babacan tavırlarla hissettirirdi.
Sağ olsun. Cezmi abi geldi geçen günlerde. Uzun zamandır görüşemiyorduk. Benim eski mahalleden sevdiğim bir ağabeyimdir. Mahallede yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi.
Saygı duyduğumuz bir büyüğümüz olmasına karşın beni çok sever, bunu da sohbeti, muhabbeti ve bana karşı gösterdiği babacan tavırlarla hissettirirdi.
Bu yüzden ben de onu çok severdim. Gel dese gelir, git dese
gider, koş dese koşar, öl dese ölürdüm. Allahtan öl demedi hiç. Yoksa ölmek gerekir Cezmi abi için. Belki inanmazsınız ama bu dünyada uğruna ölmeye de yaşamaya da değer insanlar vardır.
Neyse işte taşındık biz o mahalleden. Ara sıra buluştuk, görüştük ama neden bilmem, koptuk
zamanla Cezmi abi ile…
Tek ziyaretçim Cezmi ağabeydir.
Başka kimim kimsem kalmadı zaten. Mert gitti. Orhan gitti. Gerçi Orhan tekrar dönmüş şehre ama... Bir giden, dönse
de eskisi gibi olmaz ya artık.
Bir kere gidildiğinde, giden
beklendiğinde, bir kez olsun bir giden bir daha dönmeyecek olsa dahi bunu kalanın
yüreği kabul etmediğinde; hayata karşı bir kırgınlık, kendine karşı bir
yalnızlık oluşuyor. Bir kere gidip sonra dönen birine de insanın sadece dili hoş geldin diyor.
Orhan'ın ki de o
hesap. Gideceğim dedi, siktir git demek istedim ama demedim. Selametle dedim. Sonra
Burcu’m gitti. Hiçbir şey demedi bana. Dolayısıyla ona da selametle diyemedim. Burcu'ma bunu diyebilseydim, o da güzel gözlerini kısarak gülümser "mukadderat." derdi bana. Jaklin teyze de bir şey demeden gitti. İlk kez bu sene gidemedim mezarının başına. Bir keresinde
de babam gitti… Hele onu hiç affedemedim.
Anlayacağınız, Cezmi abi dışında gelenim gidenim yok. Onu gördüğüm için mutlu hissettim önce. Çok sevindim diyebilirim. Dedi ki bana “Kayıp ben tekne aldım.”
Anlayacağınız, Cezmi abi dışında gelenim gidenim yok. Onu gördüğüm için mutlu hissettim önce. Çok sevindim diyebilirim. Dedi ki bana “Kayıp ben tekne aldım.”
Görmem lazımmış. Çok güzelmiş. Evlenmiş, darısı da başımaymış. Çok seviyormuş
eşini. Kadıköy-Beşiktaş vapurunda tanışmışlar. İlk toplu taşıma aşkıymış. Nasıl
haberim olmazmış, mahallede bütün evleri yıkmışlar da yerine AVM dikmişler. Rezidanslar
dikmişler. Babamında şansına tüküreymiş.
Biz o mahalledeki evi sattıktan iki sene sonra girmiş müteahhitler. Şimdi eski
komşularımız da Cezmi abiler de paraya para demiyormuş. Paraya para demeyen
insan ne der diye sordum. Fakirler anlamazmış, zenginlerin dilleri farklıymış.
Yanlış anlamayaymışım, kimseyi hakir gördüğü yokmuş. Gerçek buymuş. Özgeçmişi bir türlü bitmiyordu da uzun uzun anlattı işte bana. He bir de kızı annesine benziyormuş.
Benden büyüktü Cezmi abi ama benden genç görünüyordu. Bu da nereden baksanız iki ihtimal seriyordu önüme. Ya zenginlik, ya da eşi ve kızıyla mutlu sürdüğü hayat sebep oluyordu o genç ve sağlıklı görünüşüne. Ne yalan söyleyeyim. Bu duruma kıl olmamış değildim hani…
Benden büyüktü Cezmi abi ama benden genç görünüyordu. Bu da nereden baksanız iki ihtimal seriyordu önüme. Ya zenginlik, ya da eşi ve kızıyla mutlu sürdüğü hayat sebep oluyordu o genç ve sağlıklı görünüşüne. Ne yalan söyleyeyim. Bu duruma kıl olmamış değildim hani…
Bir daha gelmedi. İstemedim
gelsin. Mektup yazdım gönderdim. Dedim ki “ağabey gelme.” Çünkü o gidince
sefilliğimle kaldım baş başa. Çocukluğumla. Cezmi ağabey bana çocukluğumu getirdi.
Getirmeseydi iyiydi. Çok özlemişim kendimi.
Babamın da şansına tüküreyim gerçekten. Babam bizi terk edip gitmeden önce öl dese gözümü kırpmadan ölürdüm biliyor musunuz? Bu dünyada uğruna hiçbir sik yapmaya değmez insanlar da vardır sonuçta...
Babamın da şansına tüküreyim gerçekten. Babam bizi terk edip gitmeden önce öl dese gözümü kırpmadan ölürdüm biliyor musunuz? Bu dünyada uğruna hiçbir sik yapmaya değmez insanlar da vardır sonuçta...
Dönene kadar hep kendim kolladım çocuk yanımı. Sonra da hiç büyümedim ben. O yarım, o terk edilmiş, o masum ve çocuk
tarafımla kaldım. Siz bana deli diyorsunuz ama bugün babam bana gelip öl dese ölmem
artık.
Beni en çok üzen şey ne biliyor musunuz?
Bunu bana söyleten aklım değil… Bunu bana söyleten şey çocuk kalbimdir doktor.
Bana vakit ayırdığınız ve
dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.Bunu bana söyleten aklım değil… Bunu bana söyleten şey çocuk kalbimdir doktor.
İzninizle şimdi odama dönebilir miyim?
