Çünkü bu ara fena darlanıyorum olur olmaza tamam mı! Canımsın sevgili okur. İyi ki oradasın.
Aslında nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Babam geçen akşam duvardaki saate baktı uzun uzun. Daha doğrusu pervaza asılı saate. Ailecek böyle garip huylarımız var. Duvar saatini pervaza asıp yine de ona duvar saati diyoruz. Bu bizi aşık olmadan birine "sana aşığım" diyen haysiyetsiz insanlara benzetiyor ise ilk işim; mahkeme kararı çıkarttırıp o saati duvar yerine pervaza asan babamın dedesinden miras olan soy adımı değiştirmek olur.
Neyse, konumuz bu değil. Bu olsaydı soyadımın hikayesini anlatırdım.
Aslında nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Babam geçen akşam duvardaki saate baktı uzun uzun. Daha doğrusu pervaza asılı saate. Ailecek böyle garip huylarımız var. Duvar saatini pervaza asıp yine de ona duvar saati diyoruz. Bu bizi aşık olmadan birine "sana aşığım" diyen haysiyetsiz insanlara benzetiyor ise ilk işim; mahkeme kararı çıkarttırıp o saati duvar yerine pervaza asan babamın dedesinden miras olan soy adımı değiştirmek olur.
Neyse, konumuz bu değil. Bu olsaydı soyadımın hikayesini anlatırdım.
Birkaç gündür yazayım diye bu koltuğa oturuyor ve öyle duruyorum. Ama zaman durmuyor. Bir sürü şey oldu ama zaman durmadı. Hakkında ileri geri konuşmak istemem ama ben bu kadar gamsız bir gezegen daha görmedim. Döndükçe dönüp ömrümüzden tüketiyor sadece. Siktir ol git dön, güneşin etrafında mı dönersin, Mars'a mı sürttürürsün, ne bok yersin... Bizi bu kadar çürüten zamanı ömrümüze işlemek niye? Piç!
Akşamüstü Mert gelip karşıma oturdu. Baktı bana. Öyle bir baktı ki göt herif; içimdeki tüm negatif enerji, daha ne kadar negatif olabilirim diye içimi yedi durdu. Mert'in bakışları adamı böyle yer bitirir. Babamın bakışları gibi değil.
Akşamüstü Mert gelip karşıma oturdu. Baktı bana. Öyle bir baktı ki göt herif; içimdeki tüm negatif enerji, daha ne kadar negatif olabilirim diye içimi yedi durdu. Mert'in bakışları adamı böyle yer bitirir. Babamın bakışları gibi değil.
Bana kalırsa hayal kurmanın en bok tarafı dokunma arzunuzu asla yerine getirememesi. Yoksa birtakım uzaklara ya da duvarlara dalıp mutlu hayaller kurmak mümkün elbette. Ölmüş birinin en kötü yanı ise susmaları. Yaradılışın en büyük kazığı... Dedelerin sesi özlenebilen bir şeymiş. Babam uzun uzun saate bakınca anladım.
Rahmetlinin evinin mutfak penceresinden bakınca amcamın evi görünüyordu. Amcam ve dedem bir dönem tavuk yetiştirmeye kalkmışlardı. Gece gündüz kümesin önünde yaşıyorlardı. Tavuklara bebek muamelesi yapıyorlardı. Dedem bazen tavuklardan birini kucağına alıp “Yumurta mı veriyor benim kızım” diyerek severdi. Hafiften deliriyorlardı baba oğul. Ancak ailenin akıllı bireyleri olarak kimselere çaktırmıyorduk. Sonra dedem gitti işte. Bu durumu kabullenmek istemeyen tavuklar da gitti. En sonunda da amcam... Hiçbirini tutamadık. Arkalarında bomboş bir kümes bıraktılar. Uzun süre kahvaltılarda yumurta yemedim.
Her şey ve herkes gidiyor. Tutamıyorsunuz...
Öyle ya da böyle "gitti" diyebiliyor insan bir başkası için ama "öldü" denmiyor kolay kolay.
Önce yumurtaların falan yeniden yenebilmesi gerekiyor. Birinin cesaret edip gömleklerini, ceketlerini falan dağıtması, atması, kaldırması gerekiyor. Kimisinin ölene kadar bahçesinde özenle suladığı çiçeklerinin filizlendiğini görmek gerekiyor. Ölümün en bekleneni, bilineni, tahmin edileni bile öyle birden kabul görmüyor bünyede. Bir bakmışsın "Dedenden hatıra kalsın." diyerek kucağına bir duvar saati vermişler. Dedenin evinde koridor duvarına asılı olan eski duvar saatini...
Baban olacak göt ise o duvar saatini pervaza asıyor.
"Pervaz saati diye bir şey yok baba. Ve benim canım çok acıyor. Allah aşkına bana yalan da olsa bir şey söyler misin şu acı geçsin?"
"Pervaz saati diye bir şey yok baba. Ve benim canım çok acıyor. Allah aşkına bana yalan da olsa bir şey söyler misin şu acı geçsin?"
Sonra hep bir ağızdan deniliyor ki mesela "zamanla geçer" ama geçmiyor. Belki bunu söyleyen ağızların sahipleri de bilmiyor, belki sırf acıyı hafifletmek ve kalanları avutabilmek için deniliyor, belki de sırf ağızlarından sıçabildiklerini göstermek için...
Ama asıl olan şu ki; bir bakıyorsun zaman geçiyor, zamanla hiçbir şey geçmiyor. Belki birazcık değişiyor.
İşte böyle pervaza asılı dede hatırası saati gördükten sonra başka şeyler düşünmeye çalışıyorsunuz mesela. Zaman bunu öğretiyor. Mesela diyorsunuz ki "Ulan duvar saatini neden pervaza asıyoruz ki? Medeniyete kötü bir şaka mı yapmak çekmiş canımız?" Bir ara Mert'i arayayım diyorsunuz içinizden.
Bunu yaparken Mert nasılsın diye sorduğunda "İyiyim." diyebilmeyi diliyorsunuz. Zaman bu çünkü. Bencil orospu. Sadece kendi geçiyor.
İnsanın arada bir kendisinin de doğru yere asılı olup olmadığını sorgulaması gerekiyor. Yaşadıklarına şöyle bir bakıp, hatıralarını yeniden katlaması ve güzelce yerlerine yerleştirmesi... Böyle anlar bir parça da sessizlik gerektiriyor. Özlemek yetmiyor. Geçmiş geri gelmiyor. Zaman insanı bütün güzel hatıralardan uzaklaştırıyor.
Böyle işte... Okuduğun için teşekkürler.
Şimdi izninizle içimden güzel sözler söyleyeceğim. ”İyi ki geçtiler bu dünyadan” dediğim tüm ölmüşlerim için.
