Bu dünyadan, bir sabah korkunç bir baş ağrısıyla uyanıp, gün boyunca "Bütün bu dünyanın yükünü sırtımdan atamadığım gibi kafamdan da atamıyorum." diyerek çekip gideli 7 sene oldu.
Dediler ki; Beyni kanadı... Oysa kimse bilmedi en çok yüreğinin kanadığını. Kimse bilmedi insanın sadece kalbi durunca öldüğünü... Adı Muhsin idi. 7 sene oldu kalbi duralı...
Şimdi size kuşlardan bahsetsem, hiçbiriniz bilmeyeceksiniz gökten vazgeçmiş kuşları fırtınayla korkutamayacağınızı.
Şimdi size kuşlardan bahsetsem, hiçbiriniz bilmeyeceksiniz gökten vazgeçmiş kuşları fırtınayla korkutamayacağınızı.
Zaten Muhsin de anlatamadığı için, anlamadığınız için, dilini değil de gönlünü bilmediğinizden, vazgeçti sizinle aynı göğün altında yaşamaktan.
"Kuşunuz da, güneşiniz de, yıldızlarınız da, bulutunuz da size kalsın. Rüzgarınız, fırtınalarınız, peşinden süründükleriniz, peşinizden sürükledikleriniz de..." dedi ve gitti bu dünyadan. Olduğu gibi, kendi gibi, hiç bir şeye benzemeden, benzemeye çalışmadan, hiçbir şeyi taklit etmeden ve herkes gibi yaşamak, herkes kadar yaşamak isterken... O'nu sevmeyi bilmediniz. Çünkü sevmenin birinci kuralıdır ve herkeste bulunmaz. Sevmek için bir kalbi olmalıdır insanın.
Yaşının otuzunu dört ay yaşamıştı henüz. Eskişehirden İstanbul'a geleli 15 sene olmuştu. Anası, babası, kardeşi Nevra dışında dostları yetiyordu onun için bu hayatı yaşamaya. Çünkü geri kalanların misyonu yaşamayı zorlaştırmaktı galiba... Sevdiği kadın ve ailesi de listenin en başında...
Muhsin işte... bir adam bir kadını ne kadar sevebilirse o kadar sevmişti. O kadar sevmişti ki sanki cennete düşmüş, hurileriyle fink atıyordu bahçelerden bahçelere. Hepimiz bunu görmüştük. Kendisini sevdiği kadar seviyordu Nesrin'i. Nesrin ve Nesrin'e duyduğu aşkı, hayatı anlamlı kılıyordu Muhsin için.
Yaşının otuzunu dört ay yaşamıştı henüz. Eskişehirden İstanbul'a geleli 15 sene olmuştu. Anası, babası, kardeşi Nevra dışında dostları yetiyordu onun için bu hayatı yaşamaya. Çünkü geri kalanların misyonu yaşamayı zorlaştırmaktı galiba... Sevdiği kadın ve ailesi de listenin en başında...
Muhsin işte... bir adam bir kadını ne kadar sevebilirse o kadar sevmişti. O kadar sevmişti ki sanki cennete düşmüş, hurileriyle fink atıyordu bahçelerden bahçelere. Hepimiz bunu görmüştük. Kendisini sevdiği kadar seviyordu Nesrin'i. Nesrin ve Nesrin'e duyduğu aşkı, hayatı anlamlı kılıyordu Muhsin için.
İkisi de çok güzeldi. Aşk, Muhsin'in yumruğu kadar kalbiyle yapabileceği en güzel şeydi. O'nu yaşama bağlıyordu ve bir gün kaybederse, nasıl yaşardı bilmiyordu. Zaten sonunda öldü Muhsin.
Nesrin "Belli ki beni sana vermeyecekler Muhsin." diyerek gittiğinde değil de; bunu söyledikten üç ay sonra Erdinç ile evlendiğinde anlayacaktı sevdiği kadının kendisini sevmediğini. İnsanın sevdiği kadar sevilemeyebileceğini... Anlayacaktı o an hayatın toz pembe bir şey olmadığını. Sandığı kadar kolay, sandığı kadar güzel olmadığını...
Nesrin "Belli ki beni sana vermeyecekler Muhsin." diyerek gittiğinde değil de; bunu söyledikten üç ay sonra Erdinç ile evlendiğinde anlayacaktı sevdiği kadının kendisini sevmediğini. İnsanın sevdiği kadar sevilemeyebileceğini... Anlayacaktı o an hayatın toz pembe bir şey olmadığını. Sandığı kadar kolay, sandığı kadar güzel olmadığını...
Hepimize eninde sonunda gösterdiği gibi Muhsin'e de göstermişti işte hayat;
her şeyin aslında sevdiğimiz kadar sevilesi, her yaşadığımızın aslında yaşanılası olmadığını...
Muhsin işte... Aşık olduğu kadın tarafından terk edilince, bir adam ne kadar üzülebilirse o kadar üzülmüştü. O kadar üzülmüştü ki, sanki bir bulutun tepesinden okyanusun kıyısında bir kumsalın kızgın kumlarına düşmüştü. Hepimiz bunu görmüştük. Biz düşmesine şaşırıyorduk, o nasıl yaşayabildiğine...
her şeyin aslında sevdiğimiz kadar sevilesi, her yaşadığımızın aslında yaşanılası olmadığını...
Muhsin işte... Aşık olduğu kadın tarafından terk edilince, bir adam ne kadar üzülebilirse o kadar üzülmüştü. O kadar üzülmüştü ki, sanki bir bulutun tepesinden okyanusun kıyısında bir kumsalın kızgın kumlarına düşmüştü. Hepimiz bunu görmüştük. Biz düşmesine şaşırıyorduk, o nasıl yaşayabildiğine...
Deli divane dikilmişti karşısına. İlk defa kalbini alıp avuçlarına "Beni sev." diye yalvarmıştı Nesrin'e.
"Çünkü" demişti "...ben sensiz kendimi sevemiyorum."
"Çünkü" demişti "...ben sensiz kendimi sevemiyorum."
Anlattı sonra bana. Masada bir küllük varmış. İki de bira. Muhsin kalbini uzatırken, o da birasını bırakmıştı masaya. Kalbi ve elleri kırgındı. İkisi de acıyordu. İkisini de Nesrin'e vermişti. Ve kadın artık ikisini de istemiyordu. "Evleneceğim." diyordu Nesrin. "Erdinç'e verdi babam beni."
Muhsin işte... Ellerinde kalbi, artık ne yapacağını bilmiyordu. O yüzden bira şişesini masaya vurup, kollarını parçalamıştı. İzleri sonsuza dek dursun diye o gecenin...
Oysa üç kere istemeye gitmişlerdi Nesrin'i babasından. Sonuncusunda "Senin gibi bir paçoza verecek kızım yok." demişti Nesrin'in babası. İnsanlar hep bir şeyler derlerdi çünkü. Ve bazılarının açtığı yaraya üç sene boyunca içerdin bazı sahillerin kayalıklarında. Biz de öyle yapmıştık Muhsin'le... Üç sene boyunca sahile inip, Ahmet Kaya şarkıları söyleyerek unutmaya çalıştık örselendiğimizi.
Okumayı sevmedi ki. Bu O'nun adam olmasına engelmiş gibi davrandılar Muhsin'e.
Marangozda işçi olarak çalıştı yıllarca. Çoğu zaman Eskişehir'de dedesinin tarlasında... Ne kazandı ki ne alsın üstüne başına da giyinsin sizin gibi? Anca pazardan, anca ucuzcudan ve koftiden... 10 lira verip götüne giydiği pantolona bakan herkes dedi ki "bu adam paçoz".
Özür dilerim onun adına herkesten; 500 Lira bir kot pantolona veremediği için. Herkesten özür dilerim Muhsin adına, çok parası olmadığı için. O ne kadar paçozdu bilmiyorum ama o kadar özür dilerim ben hepinizden.
Kahveci Mehmet Efendinin kahvesini içip nargilesini tüttürdü diye mi "varoş" oldu sıfatı yoksa Starbucks'a gitmeyi sevmedi diye mi?
Kadıköy PTT'nin karşı köşesinde "bu ne amına koyim, herkes burada ne arıyor?" diye merak ettiği için girmiş bir gün Starbucks'a... Herkes janti, herkes afili, herkes güzel-yakışıklı. Koca bir Americano'ya o da sırf dili ona döndüğü için ve evet amerikano değil americano diyerek, ellerinde ki inşaat işçisi çatlaklarıyla cebinden 5 buçuk lira çıkarıp vermişti. "Bu hayatta hiçbir yere bu kadar yabancı olmamıştım orada otururken." demişti.
Bu hayatta kendisini her şeye yabancı kılan bir şehirde yaşıyordu Muhsin.
Bu muydu O'nu varoş yapan?
Bir gün Caddebostan sahile biralarımız elimizde inerken yanımızdan bir Porsche 911 Carrera S geçti.
Direksiyonda janti bir kardeşimiz, yanında iri göğüslerinden başka gösterecek hiçbir şeyi olmayan estetik harikası bir kadın. Fakat memeler o kadar gözümüze sokuluyor ki; kadın merhaba dese boşalacağız. Onlar yanımızdan gösterebilecekleri ne varsa gösterip geçip giderken, Muhsin bana "Bizimki de hayat mı be Kayıp?" diye sordu.
Değildi... Gerçekten hayat değildi bizimkisi. Bu yüzden "Değil." dedim.
"Biz sadece nefes alıyoruz. Bizim sadece kalbimiz atıyor amk." dedim.
Bu muydu O'nu varoş yapan?
Bir gün Caddebostan sahile biralarımız elimizde inerken yanımızdan bir Porsche 911 Carrera S geçti.
Direksiyonda janti bir kardeşimiz, yanında iri göğüslerinden başka gösterecek hiçbir şeyi olmayan estetik harikası bir kadın. Fakat memeler o kadar gözümüze sokuluyor ki; kadın merhaba dese boşalacağız. Onlar yanımızdan gösterebilecekleri ne varsa gösterip geçip giderken, Muhsin bana "Bizimki de hayat mı be Kayıp?" diye sordu.
Değildi... Gerçekten hayat değildi bizimkisi. Bu yüzden "Değil." dedim.
"Biz sadece nefes alıyoruz. Bizim sadece kalbimiz atıyor amk." dedim.
Henüz gençliğin ateşi arabesk yanıyordu o zamanlar. Sonradan öğrendim ki biz o an farkında değilmişiz. O Prosche'li çocuk ve yanındaki koca memeli hatunun da yaşadığı hayat değildi. Onlar da bizim kadar anlamsız yaşıyorlardı. Ben bunu fark ettiğimde, insanların hiçbir yanını yaşanılır bırakmadıkları şu dünyada, zorluklarla baş etmek için daha da öğrendim çaba harcamayı, teslim olmamayı. Muhsin işte bu... O da ölmeyi...
Çünkü insanız biz. Zaaflarımız var. Kiminin memelerini gösterme, kiminin arabasını gösterme, kiminin telefonunu, kiminin ayakkabısını, kiminin yediği yemeği, kiminin dövmesini, ille de bir şey göstermek gibi zaafları var insanın. Muhsin'in zaafı acı çektiğini göstermekti mesela.
Müslüm baba şarkılarını dinlemesine de gerek yoktu bunun için. Öyle ya da böyle canı acıyor, bunu göstermeye çalışıyordu. Çünkü onu kimse sevmedi. Çünkü onun kalbini göremedi kimse. Kimse yüreğinin sancıyan yanına bakmadı Muhsin'in. Gösterecek başka hiçbir şeyi kalmamıştı elinde...
İnsan olduğunun altını çizen acıları kalmıştı bir tek... O'nu paçoz ve varoş yapan bu muydu?
Oysa her şeyin ve herkesin mükemmel olduğu bir hayat, mükemmel bir hayat değildir aslında.
Foucault diyor ya! “Bir yerde herkes birbirine benziyorsa, orada kimse yok demektir.”
Muhsin işte... Hiç sevmedi kendisini. Kimse O'na demedi ki "Zaaflarını sev Muhsin."
İnsan olduğunun altını çizen acıları kalmıştı bir tek... O'nu paçoz ve varoş yapan bu muydu?
Oysa her şeyin ve herkesin mükemmel olduğu bir hayat, mükemmel bir hayat değildir aslında.
Foucault diyor ya! “Bir yerde herkes birbirine benziyorsa, orada kimse yok demektir.”
Muhsin işte... Hiç sevmedi kendisini. Kimse O'na demedi ki "Zaaflarını sev Muhsin."
Allah beni de kahretsin ki çocuk sayılırdım daha, demedim ki ona hiç "Sev ulan sigara içmeyi, sev bencil olmayı. Kurtulamadığın acılarını, acıya bağımlılığını sev. Çirkin ellerini sev. Kırışan göz kenarlarını sev. Çünkü dünya sahteliklerle dolu kardeşim. Herkesin programlanmış gibi aynı şeyi sevdiği şu siktiğimin dünyasında, sen bu sen olmazsan, kusurların olmazsa, zaafların olmazsa, acıların olmazsa nasıl bileceksin insan olduğunu?"
Varoştu Muhsin. Paçozdu... Senin kadar, benim kadar insandı.
2016 Temmuzunda Eskişehir'e gittiğimde, mezarının başında bir sigara yaktım toprağına küllerini savurup. Sordum O'na "Bunca acıya, bunca dert yüküne, bunca çabaya, bunca koşuşturmacaya, bunca emeğe, bunca yorgunluğa, bunca sahteliğe, bunca kaybettiklerine, geçip giden bunca zamana değdi mi?"
Cevabını bildiğim soruları sormakta üstüme yoktur benim.
Biliyorum ki Muhsin bana cevap verecek olsaydı "Değmedi." derdi.
Bu da onun beynine yapışıp büyüyen kitlenin değil, hepimizin ayıbı olsun.
![]() |
| Ruhu şad olsun kardeşimin. |
