Oysa yazmam lazımdı. Çünkü ben bu semtin çocuğuyum. Bu semtte insanların sebep olduğu nice fırtınalar kopuyordu. Ufacık bir rüzgar esiyor diye bunun üzerine tesirli cümleler yazmak gibi telaşları olan bir insanım. Çünkü bu dünyada şu okuduğunuz cümleler dışında bir iz bırakabileceğime inanmıyorum.
Benim "Bakın ben hayattayım ve yaşıyorum." deme şeklim bu. "Ben varım. Buradayım." diye başka türlü haykıramıyorum. Mesela bizim semtin Dilaver ağabeyi de öyleydi. Nasıl yazmam ben bu güzel ağabeyin hatırına bir kaç kelam? Dilaver ağabeyin ben de bıraktığı izi nasıl anlatmam?
Bizim semte taşındıklarında görmüş Dilaver ağabey Canan ablayı. 25 sene önceymiş.
Kalbi sıkışmış. Öyle anlatırdı. Sağ eli usulca sol göğsünü kapatır ve "Bir ateş düştü." derdi "şurama." Elinin altında o ateşin sıcaklığını hissederdin.
Bizim semte taşındıklarında görmüş Dilaver ağabey Canan ablayı. 25 sene önceymiş.
Kalbi sıkışmış. Öyle anlatırdı. Sağ eli usulca sol göğsünü kapatır ve "Bir ateş düştü." derdi "şurama." Elinin altında o ateşin sıcaklığını hissederdin.
Gözleri hafif nemli, o ateşin acısını da bakışlarından anlardın... küçücük, narin bir kuğu gibiymiş. Dilaver ağabey askere gitmeden önce bir akşam çiçek ve lokum alıp gitmişler ailece, babasından istemişler Canan ablayı. Babası demiş "Askerliği bitirsin, işini gücünü eline alsın, kızımın da okulu bitmiş olur. Canan kızımın da gönlü varsa ben karşı koymam ama isterim ki her şey sırayla olsun."
Hemen askere gitmiş Dilaver ağabey. İzin bile kullanmamış ki bir an önce bitsin askerlik. Babasının kamyonunda ekmeğini kazanmaya başlayıp Canan'ına kavuşsun. 24 ay sonra dönmüş. Dönmüş ve babasıyla birlikte yollardan çıkarmaya başlamış ekmeğini.
Hemen askere gitmiş Dilaver ağabey. İzin bile kullanmamış ki bir an önce bitsin askerlik. Babasının kamyonunda ekmeğini kazanmaya başlayıp Canan'ına kavuşsun. 24 ay sonra dönmüş. Dönmüş ve babasıyla birlikte yollardan çıkarmaya başlamış ekmeğini.
Canan abla da boş değilmiş ki Dilaver ağabeye karşı; bazen bana bazen de komşumuzun oğlu, en iyi çocukluk arkadaşım Murat ile mektuplarını taşıdık birbirlerine bir zaman... En güzel şekerlemeleri aldı bize Dilaver ağabey, 3-5 mektup götürüp getirdik diye... Murat'ım da bu vesileyle Canan ablanın kız kardeşine yaksın mı abayı? Gazoz içip dertleniyoruz Murat'ın imkansız aşkına. Fidan abla Murat'tan 5 yaş büyük diye... Boru değil; daha çocukken öğrendik biz imkansız aşkın kederiyle yanmayı.
Sonra duyduk ki Canan ablayı kaçırmışlar. Fidan abla ile birlikte bakkal Ahmet'e gitmişler. Dönüşte bir manda kasa Mercedes yanaşmış bunların yanına. İki adam inmiş arabadan. Zorla bindirmişler Canan ablayı arabaya. Ve basıp gitmişler. 6 Ay sonra gebe kalmış Canan abla. Babası öyle ikna olmuş evlenmelerine. İstemediği bir yuvası olmuş Canan ablanın. Derken Dilaver ağabey de yuvasız kalmış işte...
O günden sonra kendini yollara vermişti Dilaver ağabey. Şehir şehir gezmişti bu memleketi. En büyük yükü gönlüne almış, kamyondaki yükle yollara serpmeye çalışmıştı tüm acısını. 25 sene geçmiş, o yükü hiç atamamıştı. Zaten yüreğinde taşıdığı tonca yükü, kursağından geçen sesin cılızlığından anlardınız...
Dilaver ağabey İstanbul'a ne zaman gelse, Canan ablaların evinin önüne çekerdi kamyonu. Açardı Ferdi Tayfur'dan "Aramızda Engeller Var" şarkısını, yüksek sesle bir kaç kez dinler, bütün semte dinlete dinlete döner giderdi anasının evine.
Haberi geldiğinde Murat ile büyüklerden kaçak kuçak ilk sigaraları tüttürdüğümüz bir akşam üstüydü. Canan abla üçüncü çocuğunu doğururken göçmüş gitmişti bu dünyadan. Oğlu anasız doğmuştu. Vasiyetiymiş rahmetlinin. Adını Dilaver koymuşlar bebeğin. 15 sene önceydi.
Cenazenin İstanbul'a gelip mezara defnedildiği gün, Dilaver ağabey çekti kamyonu Canan ablanın evinin önüne. Açtı aynı şarkıyı son ses... Bir kez daha dinledi. Sonra indi elinde bidonla. İçinde ne varsa hepsini döküverdi kamyona... Çaktı kibriti... Döndü arkasını gitti Dilaver ağabey.
Y
Sonra duyduk ki Canan ablayı kaçırmışlar. Fidan abla ile birlikte bakkal Ahmet'e gitmişler. Dönüşte bir manda kasa Mercedes yanaşmış bunların yanına. İki adam inmiş arabadan. Zorla bindirmişler Canan ablayı arabaya. Ve basıp gitmişler. 6 Ay sonra gebe kalmış Canan abla. Babası öyle ikna olmuş evlenmelerine. İstemediği bir yuvası olmuş Canan ablanın. Derken Dilaver ağabey de yuvasız kalmış işte...
O günden sonra kendini yollara vermişti Dilaver ağabey. Şehir şehir gezmişti bu memleketi. En büyük yükü gönlüne almış, kamyondaki yükle yollara serpmeye çalışmıştı tüm acısını. 25 sene geçmiş, o yükü hiç atamamıştı. Zaten yüreğinde taşıdığı tonca yükü, kursağından geçen sesin cılızlığından anlardınız...
Dilaver ağabey İstanbul'a ne zaman gelse, Canan ablaların evinin önüne çekerdi kamyonu. Açardı Ferdi Tayfur'dan "Aramızda Engeller Var" şarkısını, yüksek sesle bir kaç kez dinler, bütün semte dinlete dinlete döner giderdi anasının evine.
Haberi geldiğinde Murat ile büyüklerden kaçak kuçak ilk sigaraları tüttürdüğümüz bir akşam üstüydü. Canan abla üçüncü çocuğunu doğururken göçmüş gitmişti bu dünyadan. Oğlu anasız doğmuştu. Vasiyetiymiş rahmetlinin. Adını Dilaver koymuşlar bebeğin. 15 sene önceydi.
Cenazenin İstanbul'a gelip mezara defnedildiği gün, Dilaver ağabey çekti kamyonu Canan ablanın evinin önüne. Açtı aynı şarkıyı son ses... Bir kez daha dinledi. Sonra indi elinde bidonla. İçinde ne varsa hepsini döküverdi kamyona... Çaktı kibriti... Döndü arkasını gitti Dilaver ağabey.
Y
emin olsun, İstanbul böyle yangın görmemiştir. Mahalleli ne yaptıysa sönmedi. Kavuşamayan tüm aşıkların yangını gibi kamyon kül olana kadar dinmedi yangın. Nasıl sönsün, bir Dilaver doğdu bir Dilaver öldü işte Canan ablayla.
Dilaver ağabey babamın bizim semtte takıldığı meyhanenin müdavimiydi. Deli Dilaver ne zaman meyhanenin kapısından içeri girse, meyhanenin sahibi Orhan amca Ferdi Tayfur kasedini takardı teybe.
Dilaver ağabey babamın bizim semtte takıldığı meyhanenin müdavimiydi. Deli Dilaver ne zaman meyhanenin kapısından içeri girse, meyhanenin sahibi Orhan amca Ferdi Tayfur kasedini takardı teybe.
Geçenlerde gece geç saatte çıkmış meyhaneden.vGitmiş evine yatmış uyumuş. Sabah uyanmış. Giymiş takım elbisesini. Asmış kendini odasında. Kavuşmuş Canan'ına. Derme çatma el yazısıyla bir kağıdın üstüne "Son arzumdur, Beni Canan'ın yanına gömün." demiş. Canan ablanın çocukları da hikayeyi duyunca izin vermişler... Sağ olsunlar. Bu dünyada değil, kara toprağın altında kavuşmalarına izin vermişler yıllar yıllar sonra...
Yani canım okur, bizim semtin fırtınası dinmez. Bak Kadir ağabeye? Bak Hediye ablaya? Bak Dilaver ağabeye, Canan ablaya? Benim canım Hüseyin ağabeyime bak?
Bizim semtte kimse normal şekilde ölmez. Bu semtin insanı iz bırakır gittiğinde. Bu semtin insanına hayatın koskocaman bir yaşamak borcu vardır. Benim bir izim yok. Bu semtin insanına borcum var. Onları anlata anlata yaşatacağım hepimizi. Burası dünya üzerinde insanın duygusal sefaletini yarattığı cehennemlerden biri. Kimselerce önemi olmayan hayatların kaybolup gittiği yer.
Ama söz olsun hepsine...
Ölene kadar bu semtin insanlarını ve hatıralarını unutmayacak, herkese de hatırlatacağım...
Not: Fotoğraf anonimdir arkadaşlar. Allahını kitabını seven "o fotoğrafta sen var mısın?" diye sormasın.)
